Ankaranın hanımları ve birkaç Halide Edip fotoğrafı

Abone Ol

Yakın tarihimizde Ankara’nın hanımları hep ilgi odağı oldular.

Yeni Cumhuriyet’in kadınlarını halk merakla izledi.

Claude Farrere, otuzlu yıllarda, “Ankara’nın dört hanımı” isminde bir roman yazdı.

Ne ki asıl Farrere önemliydi Ankara için, zira Osmanlı’ya karşın sıkı bir Mustafa Kemal hayranı idi, ismi caddelerimize verilmişti.

Türk dostu deyip alıp bağrımıza basmıştık.

Neyse konumuz bu roman değil.

Ankara’nın göz önünde olan toplumu etkilemiş kadınları.

Yani yeni Türkiye’nin rol modelleri.

Gerçi çoğunluğu Ankaralı bile değildi.

Osmanlı başkentinin ironisi olsa gerek, ekserisi İstanbullu idi.

Az da olsa İzmir yarışa katılmış first layd çıkarmış, Latife Hanım Ankara’da kısa da olsa rüzgârını estirmişti.

Türk düşünce dünyasını asıl yönlendiren eş kontenjanından sahne almayan Halide Edip’ti.

Milli Mücadele’nin onbaşı, çavuş Halide’si.

Münevver Ayaşlı’nın hatıralarında Halide Hanım, Türkiye’yi düzelttiği gibi Cemal Paşa tarafından Suriye için de görevlendirilir.

Araplara Türkleri sevdirecek, okul açıp Suriyeli kızlara Türk kültürünü tanıtacaktır.

Talebe sayısını artırmak için babası o civarda görevli olan Münevver Hanım da Beyrut’taki bu okula gönderilir.

O esnada çocuk olsa da Ayaşlı, mektepte ders göremediğine yanar:

“Müdiremiz Halide Edip Hanım, saray gibi dairesinde istirahat halinde… Koridorlarda pembe maşlahlı, pembe krep ve damur başörtülü, sıkma başlı, gözleri sürmeli İstanbullu hoca hanımlar piyasa ediyorlar, kime ders vereceklerdi, çocuk yok ki mektepte! Üç ay mektebine gittim, bir gün dahi ders görmedim.”

Ders görmezler ama Halide Hanım bu şık mektepte yan gelip yatmamış.

Bir tiyatro eseri yazmış.

Münevver Hanım bu konuyu da anlatmakta: “Mevzuu tamamıyla Tevrat’tan alınma bir opera bestelendi. Operanın ismi Kenan Çobanları, biz bu operayı sahneye koyduk ve valiler, kumandanlar ve polis müdürleri huzurunda oynadık… Bu temsil İsrail’in bir habercisi, bir müjdecisi idi… Allah hiçbir milleti, kaba saba, kültürsüz, idraksiz, cahil idarecilerin eline koymasın… Avanak avanak hepsi bu operayı seyrettiler, hiçbirinin aklından bir şüphe bile geçmedi. Halide Edip Hanım’a nezaketle olsun şöyle bir sual sormadılar: ‘Hanımefendi, niçin başka bir mevzu değil de Tevrat’tan alınma bir mevzuu seçtiniz. Siz yüklenmiş olduğunuz bir vazifenin tam aksi istikamette bir yol, bir gidiş tuttunuz ve İsrail propagandası yapıyorsunuz.’

Halide Hanım, Yahudi dönmesi babası Edip Efendi’den dolayı gizli Yahudi miydi, Siyonist miydi sorularının cevabını bilmiyoruz.

Ne ki Sabatayistlerin kurduğu ve Yahudi dönmesi ailelerin çocuklarını gönderdiği Fevziye Mektepleri’nde öğretmenlik yapmakta idi.

Dahası Kenan Çobanları adlı eserini yazdığı seyahati de, Fevziye Mektepleri Müdiresi CHP Erzurum Milletvekili Nakiye Elgün Hanım’la birlikte yapmıştı.

Akıllarda sadece siyah bayraklar altında siyah çarşafı ile konuştuğu Sultanahmet mitingindeki fotoğrafı kalmıştı.

Bir de ayağında pantolon, elinde kırbaç, yanında atı ile poz veren Çavuş Halide fotoğrafı.

Zihinlere en çok bu iki fotoğraf kazındı ama fotoğraf arkası yazısı daha değişikti.

Vurun Kahpeye isimli romanı ile savaş kazanmış Ankara hükümetine yol gösterdi.

Artık dinin hayattan çıkarılması için bir mihenk taşı olmuştu bu roman.

Kendi kültürüne savaş açan bir romandı ama ödüle boğulmuştu.

Siz yine de Refet Paşa’nın, eşi Adnan Bey için tespitini bir kenara yazın dursun:

‘Biz Halide Hanım’ı Müslüman etti zannediyorduk, meğer Halide Hanım, Adnan Bey’i Yahudi etmiş.’

Bir diğer küçük not, yine dönme kızı Sabiha Sertel ve eşi Zekeriya Sertel ile birlikte bir bursla Amerika’ya öğrenim için gönderilme işinde, Halide Edip başroldedir.

Zaten Sertel’ler kitaplarında Halide Hanım’dan övgü ile bahsederler.

Oysa ne alaka.

Halide Hanım Türkçü, Turancı.

Sertel’ler ise komünist.

Belki de daha kavi bağlar, her düşünceden önce gelmekte idi.”