Ankarada bir kutup yıldızı: Rıfkı Kaymaz...

Abone Ol

Kuşkusuz bütün insanlar Yaradandan ötürü özeldir, ama bazı insanlar gerçekten daha bir özeldir.

Merhum Rıfkı Kaymaz onlardan biriydi..

Yıllarca Türkiyenin muhtelif yörelerinde ifa ettiği edebiyat öğretmenliği ve yetiştirdiği binlerce öğrenci sadece buzdağının görünen kısmıydı onu anlatmak için..

Kültür, sanat ve edebiyata ilişkin nerede ne varsa merhum Rıfkı Kaymaz da oradaydı..

Kaymazın öncülüğünde çıkan Muştu, Kültür ve Edebiyat dergileri takip edenleri açısından bir okul oldu.

Çocuk Edebiyatı en büyük ilgi alanlarından biri idi..

Memleketi Erzincanda başlayan ama gittiği her yere götüren bakır el işleme sanatını, o sergileri bilmiyorum farketmeyen var mı

Kaymazı 22 Şubat 2010 tarihinde kaybettik..

Türkiye Yazarlar Birliği, merhum Akif İnan ve Erdem Bayazıttan sonra 3. Biyografi kitabını Rıfkı Kaymaza adadı.

Eski Bakanlardan Ali Coşkunun maddi desteğiyle hazırlanan ve basılan Rıfkı Kaymaz Kitabı 240 sayfa. Mehmet Kurtoğlu tarafından hazırlanan kitabın son bölümüne fotoğraflar da eklenmiş... Kapakta Kaymazın her daim hatırlanan mutevazi görüntüsünden biri yeralmış...

***

Sümer 2 Sokakta şirin bir binaya taşınan Türkiye Yazarlar Birliği merkezinde gerçekleştirilen kitabın tanıtım toplantısına İstanbuldan katılanlar arasında idim.

Aslında kitap tanıtım toplantısı bir anda Rıfkı beyi anma toplantısına dönüştü.

Hafız mevlidhan, imam-hatip Mustafa Maturun okuduğu Kuran-ı Kerimle başlayan toplantı Kaymazın dost ve arkadaşlarının yaptığı duygusal konuşmalarla devam etti.

Erbay Kücet pası bana atınca 3-5 kelime de ben ettim...

Erzincandan gelen Doğu Gazetesinin sahibi Halil İbrahim Özdemirin koltuğunun altında aynı anda iki sürpriz vardı; Hem Rıfkı Kaymazın yıllardır hayalini kurduğu Erzincan Bakır El İşlemeciliği kitabını basıp getirdi, hem de yenmesinin tam zamanı denilen Erzincanın meşhur cimin üzümünü toplantıya katılanlara ikram etti. Özdemir, aynı zamanda Türkiye Yazarlar Birliğinin Erzincan Şubesi başkanı olduğu için bu ayrı bir anlam kazandı...

Yine Erzincandan gelen Rıfkı beyin öğrencisi Lütfi Şimşekin henüz dumanı üzerinde tüten şiir kitabı Firari Gönlümün de toplantının misyonunda farklı bir yeri vardı; zira Şimşek, Rıfkı beyin teşvik ve iteklemesiyle yazmaya başlamış, Kültür-Edebiyat dergisine aktif destek vermişti. Şiir kitabı da tüm bu çalışmaların son ürünü idi..

Anma toplantısına katılanlara bir göz atarsak, hemep hepsi de Ankaralı yıllarımdan tanıdığım, kimine aşina olduğum isimler; Emel Kaymaz (eşi), Lütfi Şimşek, Ahmet Fidan, İhsan Işık, Muhsin Mete, Sırrı Er, Abdullah Akkaya, Muhammet Kutlu, Halil İbrahim Özdemir, Ramazan Kaya, Ferhat Koç, Mehmet Doğan, İbrahim Ulvi Yavuz, Erbay Kücet, Nazif Öztürk, Ali Coşkun, Prof. Mehmet Törenek, Mustafa Akgün, Necmettin Turinay, Cengiz Ocakçı, Çetin Baydar ve adını çıkaramadığım diğer sevenleri, dost ve arkadaşları..

Yanımda oturan bir dost kulağıma, "Prof. Sami Şener, Tevhit Karakaya, Ahmet Küçükağa, Bilal Coşkun merhumun çok yakın dost ve akrabaları idi. Keşke onlar da toplantıda olsalardı..." diye fısıldadı, bir şey diyemedim...

***

Kitapta bir yazı da bana ait. İşte o yazıdan bir bölüm: "Rıfkı bey, hayatımın hemen her döneminde derin izler bıraktı...

Liseli yıllarda okumaya, yazmaya, düşünmeye teşvik eden yanımızdaki yegane isimdi, Edebiyat öğretmenimizdi...

Üniversiteyi kazanıp da gittiğim Ankarada tutunduğum tek daldı, Rıfkı Kaymaz...

O yıllarda liseli öğrencilere yönelik çıkardığı aylık Kültür-Sanat Dergisi benim için adeta bir mektep oldu...

Ardından Basın Yayın Yüksek Okulunda okurken günlük bir gazetede çalışmam için referans olan, itekleyen de yine kendisiydi...

Proje virtiözüydü adeta...

Ne zaman biraraya gelsek çantasında bir yığın projeyle karşıma çıkardı...

Koşturdu yıllarca...

Şöyle bir soluklanıp nefes almadı...

Can Erzincanlıydı... Erzincan da Onun için Candı...

12 Eylül Askeri İhtilalinin fırtınalı günlerinde, yayınlanmasına öncülük ettiği günlük Doğu Gazetesinin yayınının aksamaması için nasıl da olağanüstü gayretle çaba gösterdiğini bugün gibi hatırlarım. Halen aynı gazetede yazılar yazıyordu...

Son Derviş aramızdan ayrıldı...

Yakından tanıma fırsatı bulduğum oğlu Emreye şunu söylemek isterim; "Baba ölümünün ne demek olduğunu ben de çok iyi biliyorum. Sakın ümitsizliğe kapılma. Baban dünyanın en iyi insanıydı. Bu taç size yeter..."

Ailesinin ve sevenlerinin başı sağolsun

Allah rahmetini esirgemesin.."

Toplantıdan çıktığımda her yer karanlıktı. Ama Kutup Yıldızı her zamanki parlaklığı ve yol göstericiliği ile ışık saçmaya devam ediyordu...

Yeni TRT genel müdürü kim olacak

Ankaraya gelmişken kulislere dalmamak olur mu

Eşyanın tabiatına aykırı...

Biliyorsunuz yakında TRT Genel Müdürü İbrahim Şahinin görev süresi doluyor.

Radyo Televizyon Üst Kuruluna (RTÜK) genel müdür olmak isteyenlerin müracaatları başladı bile...

Tabii bunların birçoğu kendini göstermek, adından sözettirmek için müracaat ediyor. Yoksa iktidarın zaten genellikle aklında bir isim oluyor ve o isim RTÜKün göstereceği 3 isim arasında yeralıyor sonra da ataması yapılıyor..

Neyse...

Asıl kulise gelince...

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahine yeni görev yeri olarak Güvenlik Müsteşarlığı düşünülüyormuş...

Malum, iktidarın önemle üzerinde durduğu, aslında bu konjoktürde üzerinde daha da önemle durulmasının gerekli olduğu Güvenlik Müsteşarlığı bir süredir münhal; İstanbulun eski sempatik Valisi Muammer Güler, Güvenlik Müsteşarı iken milletvekili seçilip Parlamentoya gitmişti..

Dolayısı ile boş olan bu makama İbrahim Şahin düşünülüyormuş...

Peki yeni TRT genel müdürü kim olacak

Benim bir tahminim var..

Hayır, hayır o isim değil...

O da bende kalsın...