Cumhuriyet kurulduğu günden beri dayatmacı laiklikle Türkiye’yi yönettiler. Tek tip insan yetiştirmek için önce harf devrimi yaptılar daha sonra eğitime el attılar. Yaptıkları harf devriminden dolayı dünya ülkelerinin takdirini aldılar. Harf devrimiyle Türkiye aydınlığa değil tam tersi karanlığa gömülmüştür… Bunun en bariz örneği İngiliz tarihçi Arnold Joseph Toynbee’nin sözlerinde yatıyor. Diyor ki; “Mustafa Kemal hedefini gerçekleştirmek için en başarılı ve en akıllı yolu seçmiştir. Bundan sonra Türk kütüphanelerini yakmaya lüzum kalmamıştır. Çünkü harf inkılâbıyla bu hazineler örümceklerin yuva yaptığı raflarda kapanıp kalmaktan başka bir şeye yaramayacaktır.” Dini kamu alanından çıkarttıkları gibi, başörtüyü de yasakladılar. Harf devrimi yapan iki devlet vardır biri Türkiye diğeri İsrail’dir. İsrail Latin alfabesinden İbraniceye geçmiştir. Sebebi hem Yahudi kültürünü korumak hem de geçmişe bağlı kalmaktır. Türkiye neden harf devrimi yapmıştır Bunun nedenini İsmet İnönü’den öğrenelim..
“Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı.(...) Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik.(…) Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.” İnönü, Hatıralar Cilt II Sayfa 223 Laikler, ulusalcılar diyorlar ki;”Siz Arap mısınız ki, Arap harfleriyle yazmak istiyorsunuz ”Onlara deyiniz ki;”Siz Latin misiniz ki, Latin harfleriyle yazmak istiyorsunuz ”Andımızın yazarı ruhi yapısı şüpheli olan Doktor Reşit Galip’ti. Türkçe ezan zulmünün mimarlarından, Türkçe ezan metninin yazarlarındandı. Aynı Reşit Galip, insanları kafataslarına göre sınıflandıran anlayışı destekleyen sözüm ona bir bilim adamı ve biz bunu 78 yıldan beri Komünist ülkelerde olduğu gibi çoluk çocuğa okutturup duruyoruz. Prof.Dr. Necmeddin Erbakan’ın andımızla ilgili ifadeleri 1 yıl hapis cezası almasına sebep olmuş ve siyasi hayatı sekteye uğratılmıştı. Erbakan konuşmasında; Bu ülkenin evlatları asırlar boyu mektebe başlarken besmele ile başlar. Siz geldiniz besmeleyi kaldırdınız, ne koydunuz yerine Türküm, doğruyum, çalışkanım. Sen bunu söyleyince öbür taraftan da Müslüman evladı ya öyle mi, ben de kürdüm daha doğruyum, daha çalışkanım deme hakkını kazandı ve böylece siz bu ülkenin insanlarını birbirlerine yabancılaştırdınız.’ demişti.
Türküm, doğruyum, çalışkanım.
İlkem; küçüklerimi korumak,
büyüklerimi saymak,
78 yıldan beri bu andımızı okuyan çocuklarımız çalışkanlık konusunda bir yarışa girmediler. Akademisyenlerimiz, ses getirecek bir projeye imza atamadıkları gibi, Japon akademisyenlerin buluşlarını “Copy-Paste” yaparak profesör oldular. Küçüklerini korumayı bir kenara bırakın, otobüslerde akıllı telefonlarıyla daha fazla mesaj atıp, beğen butonuna basabilmek için yaşlılara yer vermediler. Oysa küçükleri korumak, büyükleri saymayı ilke olarak kabul etmişti.
Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Vatanını, milletini o kadar çok sevdiler ki, soymak için adeta yarıştırlar. Daha kolay soyabilmek için insanlar arasına nifak soktular, mezhep çatışması çıkarabilmek için her türlü rezilliği yaptılar. Millet cambaza bakarken ülkenin kasasını boşalttılar. Yükselmeyi, ileri gitmeyi ülkü haline getiren insanımız, ancak enflasyon ve IMF’ye borç yapmak konusunda ileri gidebildi. Daha ileri götürebilmek için 28 Şubat post modern darbe yaparak, en ilerici banka içini boşaltma konusunda dünyaya örnek sergilediler ve bu konuda Oscar’a aday gösterildiler. Ülkemin hazinesini soymak için darbe yapanlar, bu andın gereğini göremediler mi İMF’den borç alırken,” Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.”sözü aklına gelmiyor muydu Meselenin özünde eğitmekten çok, ezbere dayalı, düşünmeyen, tembel ve güdülebilen bir nesil mi oluşturulmak istenmişti
Ey büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, hiç durmadan yürüyeceğime and içerim.
Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene
Türkiye Cumhuriyet’inin kurucusu Atatürk’e her sabah bu sözü vermelerine rağmen, Atatürk ilke ve inkılâplarının çağdaş ülkeler seviyesine çıkarmak için çalışmayı bırakın, üniversitelerde yapmış oldukları en iyi çalışma fişleme ve ikna odaları kurma projesidir. Kendilerini ilime ve bilime adayacaklarına, dinsiz bir toplum oluşturmaya atayarak, bu konuda çığır açtılar. Ülkemiz dinine ve ırkına bakmaksızın kucak açtığı insanlardan darbe yemiştir.”Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.”diye beklerken, bu ülkenin imkânlarından Türklerden daha fazla yararlanan sabatayistler, Ülkeyi kendi menfaatleri ve Avrupa’nın direktifleri yönünde kullandılar. Varlıklarını bu Türk varlığına armağan etmediler. 1954’te küçük bir sermayeyle kurulan ve devletten aldığı ihalelerle bugün büyük bir dev holding haline gelmiş bazı kriptolar, her sabah and içen bir takım kesimlerin yardımıyla ülkemde hükümet kurup, hükümet yıkmadılar mı Ülkemizde semiren ve zenginleşen bu iş adamlarından biri Marie Claire dergisine yaptığı açıklamada:”İsrail’e bağlılığım var” ifadesini kullanmıştı. Ve bizler de “Varlığım, Türk varlığına armağan olsun” diyerek, bu holdinglerin mallarını alarak, varlığımızı İsrail’e armağan ediyoruz. Yıllarca verilen eğitim, uyanık bir halk oluşturması gerekirken, uyuyan bir halk oluşmasına mı neden oldu Yoksa Türklük kese doldurmak amacıyla mı kullanılmaktadır Sizde mi böyle düşünüyorsunuz