Anayasa’nın gizli maddesi!

Abone Ol

Bu da ne, diyeceksiniz? Anlatayım;

Bir zamanlar bir Kamran İnan vardı, hatırlarsınız…

Merkez sağ partilerde ağırlıklı görev yaptı; milletvekilliği, bakanlık…

Hangi partiden adaylığını koysa kazanırdı, çünkü aşiret lideriydi aynı zamanda…

Özellikle dış politik konularda “milli” bir duruş sergilerdi.

İsrafa çok kızardı; onun TBMM ’ye geldiğini gören Meclis çalışanları o daha girişimde bulunmadan fazla lambaları söndürüverirdi. Yoksa kendi elleriyle lambaları kapata kapata Genel Kurul Salonu’na doğru ilerlerdi, Kamran Bey!

TBMM’ye girdiğinde ilk uğradığı mekân Meclis Kütüphanesi idi…

Neyse…

Adalet Partisi’ndeyken (AP) Süleyman Demirel tarafından bakan yapılmamasını, “Hakkımda Anayasa’nın gizli maddesi var!” diye açıklardı, esprili bir dille! ANAP’ta devlet bakanı oldu; bu defa bu düşüncesini, “Hakkımda dışişleri bakanı olamayacağıma dair Anayasa’da gizli madde var!” diye değiştirdi. Şaka yollu elbette…

Anayasa’nın gizli maddesi dediğim bu!

***

Peki, ama nereden çıktı şimdi bu?

Kamran İnan’ın bakan yapılmaması… Anayasa’da “gizli madde” göndermeleri… Ne alaka yani? Gündemle, günümüzle ne ilgisi var?

Bunu anlatmak için sadece bir soru sormak istiyorum;

* TOKİ, şehirlerde, ilçelerde farklı fiyat seçenekleriyle konut üretip satıyor, uzun vadelerde. Buraya kadar tamam. Fakat bir sorun var galiba; aynı konut üretimi köylerde neden yapılmıyor?

* TOKİ’nin konut ürettiği şehir ve beldelerde tarım adına fazla bir üretimden bahsetmek mümkün değil. Ama bu imkân köylerde, kırsalda mevcut. “Ben hayvancılık yapmak istiyorum, üretim yapmak istiyorum…” diyen vatandaş için TOKİ ellerini uzatıyor mu? Uzatmıyorsa neden?

* Hakikaten bu hususla ilgili Anayasa’da gizli bir madde mi var?

***

Geçenlerde, Saadet Partisi Kütahya İl Başkanı Ali İhsan Oturak Bey, uzun uzun bu konuyu örnekleriyle, yaşadıklarıyla anlattı, telefonda…

Sormak gerekiyor, neden ve de niçin?

Üzerinde düşünmeye değmez mi?

Peki, ya sizce…

MESAJ PANOSU

Kayseri’den bir mektup aldım. Mektup şöyle;

“Kayseri’nin Bayramhacı köyüne bundan yaklaşık 5 yıl önce tapu kadastro geldi ve köylüye tarlalarını bilirkişiden de destek alarak verdi ve tapulu hale getirdi.

Az da olsa bazı tarlalar ise ya Hazine ya da mera yazıldı. Bunun için köylü, atalarından kalan bu tarlaları almak için ise mahkeme yolunu tuttu. Epeyce süren mahkemeden sonra tarlalar Hazine’nin oldu.

Şimdi bu tarlaların satılması için devlet hazırlık yapıyor.

Milli Emlak, çiftçiden bu tarlalar için dilekçe aldı. Satış yapılacağı söyleniyor ancak siz de tahmin edersiniz ki, devlet işleri çabuk ilerlemiyor. Bu konuda ne zamanı ne de fiyatı belli olmadı. Çiftçi mağdur bir şekilde bekliyor…”

***

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü yetkililerine buradan sesleniyorum; Kayseri’nin Bayramhacı köyü sakinlerini bir dinleseniz, yaralarına merhem olsanız…

MELİH GÖKÇEK’E ZOR SORULAR!

* “Sadece fotoğraflar üzerinden ben Ankara ’yı güzel yönettim, güzelleştirdim diyorsanız biz de belgeler üzerinden aslında Ankara’yı değil, Ankaralıları değil birtakım kişileri daha çok güzelleştirdiniz deriz. Sadece fotoğraflar üzerinden değil, yaptığınız o çalışmaların maliyetleri ve fayda çarpanlarını da gösterebiliyor musunuz?”

* “Çok güzel bir yeşil alan ve yaşam parkı yaptınız, bravo, teşekkür ederiz, elbette. Ama o tesisi kazandırırken halkın cebinden, belediyenin kasasından ne kadar zarar ettiniz, ne kadar israf ettirdiniz, ne kadar rant sağladınız, buna dair mertçe konuşabiliyor musunuz?”

* “Evet, bugün Ankara’ya birçok hizmet yaptınız, Ankaralılar bunları takdir ediyor, fakat hem Ankaralılar hem de tüm ülke hizmetlerinizden çok içine düştüğünüz zilleti konuşuyor, tasdikliyor. Bu utanç kişiyi değil halkın arasına çıkarmaya, ailesinin yüzüne bakmaya çekindirir. Ama maalesef bu işler sizin yönetiminizde rutin hale gelmedi mi?”

* “Bu şehir uzun yıllardır sizin yönetiminizde. Bu uzun yılların sonucunda bazı hizmetleri görebiliyoruz ama asıl yapılması gereken işler, çözülmesi gereken sorunlar maalesef çözülememiştir. Bu şehirde çarpık kentleşme, çirkin binalaşma ve yapılaşma artık önü alınmaz bir şekilde büyüdü.”

* “Bu şehirde insanlar halen daha toplu taşıma araçlarında sıkış tıkış bir vaziyette yolculuk ediliyor. Bu şehirde raylı sistem ve metro ile ulaşım halen daha yetersiz ve bu çalışmalar da çok ağır bir şekilde ilerliyor. Buna ne diyorsunuz?”

* “Bu şehirde halen daha çözülememiş bir içme suyu problemi var.”

* “Bu şehirde halen daha akşam belirli saatlerde belirli muhitlerde sokağa çıkmak tehlikeli ve ürkütücü. Belli saat ve yerlerde uyuşturucu ve fuhuş çeteleri adete hakimiyet kurmuş durumda. Bunlara ne diyeceksiniz?”

* “Ankara’da onca park ve yeşil alan yapılmasına rağmen halen daha yıllar önce başarılmış bir Çankaya örneğindeki gibi mahalle ve sokaklarla bütünleşmiş bir yeşillendirme ve ağaçlandırma çalışması başarılamamış. Bakınız Balgat, bakınız Çukurambar! İkisi arasında şehir farkını, yapılaşma farkını çok net görebiliyorsunuz. O yüzden gerçekten yapmakla, yapıyormuş gibi yapmak arasında bariz bir fark vardır. Bu mudur başarı?”

* “Biz bu süreci hayretle izlerken bir yandan şükrümüzü arttırıyoruz ki, Saadet Partisi gibi tertemiz maziye, tertemiz kadrolara ve tertemiz bir geleceğe sahibiz.” (Fatih Beyazıt, Saadet Partisi Ankara İl Başkanı)

ANKARA’NIN ÇAY OCAKLARI…

Ankara, heeey Ankara!

Tam da “Ankara” demişken…

Bizim gazetenin yazarı Remzi Çayır hatırlattı…

Ankara’da Selanik Caddesi’ndeki çay ocakları meşhurdur…

Bir zamanlar “Girgin” de böyle mekânlardandı… Bilmiyorum, hâlâ da öyle midir?

Başkentin kalem erbabı o çay ocaklarında akşam mesai saatinden sonra arz-ı endam ederdi... Gece geç saatlere kadar…

* Mesela kim mi; bugünün Avrupa Birliği (AB) Bakanı Ömer Çelik ...

* Mesela kim mi; bugünün Dekanı Bozkurt Zakir Avşar...

* Mesela kim mi; bugünün Müşaviri Mustafa Şahin...

* Ve Ali Sali gibi nice kalemşorlar…

Demek ki o gelenek kısmen de olsa devam ediyor…

Ama o dönemler (1980’li yıllar) parti işleri fazlaca konuşulmazdı, bu mekânlarda.

Edebiyat konuşulurdu, kültür konuşulurdu, dinî konular konuşulurdu…

Yine de o geleneğin sürdürülmesi güzel…