Anayasa toplumsal bir sözleşme olarak tarif edilir. Bir ülkede yaşayan farklı inanç ve etnik yapıya sahip olan insanların bir sözleşmesi olduğu gibi bu farklılıkları olmayan toplumlarında sözleşmesi olduğu söylenir; Anayasaların.
Müslüman dünyada “Anayasa Kur’an veya Kur’an anayasa” talepleri zaman zaman dile getirilir. Halbuki Kur’an anayasa olmaz ancak anaysaya/yasalara kaynaklık eder/etmelidir. Bu düşünce ideolojik bir durum değil, tam aksine müslümanların iman ve inançlarının bir gereğidir.
Anayasalar birey ve toplum hayatını düzenleyen ve yaşam tarzına müdahale eden yazılı metinlerdir. Sosyal, siyasal, ekonomik hayata müdahale ettiği gibi semavi ve felsefi dini anlayış ve yaşama da müdahale etmektedir.
Evet, anayasalar yaşam tarzına müdahaledir. Bu müdahale ya insanın bizzat kendisi tarafından ortaya koyduğu felsefe/ideolojilerin sonucu ya da semavi kutsal kitapların eşliğinde peygamberlerin eliyle yapılmaktadır. Ancak semavi içerikli olanlar dayatmacı ruh taşımazlar.
Müslümanların dünyasında var olan kavramlar ki onları Allah ve peygamberi tanımlar. Hangi davranış ve inanışın günah/suç/ceza ve hangisinin sevap/iyilik/ödül içerdiğini. Allah’a ve peygamberine inandığını söyleyen ve ben müslümanlardanım diyen kimseler; yaşam tarzlarını o ilkelere göre düzenlemek zorundadırlar. Aksi takdirde suç işlemiş ve günaha girmiş olurlar.
Anayasaların toplumsal barışı sağlamak için yaptığı iddia edilir. Toplumsal barışa katkıda bulunduğu doğrudur. Ancak toplumsal barışı sağladığını söylemek mümkün değildir. İnsanlığın tecrübesi ve birikimi tarihdir. Tarih bunun böyle olmadığını tam tersine egemenlerin kendi çıkarları doğrultusunda; yaşam tarzına müdahale ekseninde yazılı metinler ortaya koyduğunu ve insanlara dayttığını söylemektedir.
Yaşadığımız yüzyılda bunu göstermektdir. Egemenlerin eliyle hazırlanan; yoksullara ve mazlumlara dayatılan; anayasa adı verilerek kutsallık kılıfı giydirilen yazılı metinlerin sonucu; terör, işsizlik, yoksulluk, çatışma, tecavüz ve savaş olarak insanlığa geri dönmektedir. Ulusal devletlerin yazılı metinlerinin sonucu böyle olduğu gibi Birleşmiş Milletlerin yazılı metinleride aynı sonucu içermektedir.
Tarihte birçok anayasa / yasa niteliğinde yazılı metinler vardır. Babil kralı Hammurabi (MÖ.1795-1750), Medine Site İslam Devleti Sözleşmesi (m.623) ve Magna Carta (m. 1215). Ancak müslümanların inancı gereği Adem peygamber başta olmak üzere; tüm peygamberlere verilen suhuf/kitaplar yaşadıkları dönemin anayasalarına kaynaklık etmek durumundadır.
Medine Sözleşmesi; 623 yılında Son Nebi (s) tarafından Medine’de ikamet eden insanların haklarını ve kamu düzenini korumak için oluşturulmuş; anayasa nitelikli yasalar bütünüdür. Bu yazılı metin, Medine’de yaşayan Müslüman, Yahudi ve Hristiyanlar arasındaki ilişkileri düzenler. Bu toplumsal sözleşmede; Adalet, Suçun şahsiliği, Din özgürlüğü ve takva konuları yer almaktadır. Ayrıca Medine anayasasında en önemli iki başlık; çok hukuklu devlet teorisinin öne çıkması ve İslamın sosyal hayata yönelik yasalar koyduğunu/Peygamberimizin aynı zamanda bir devlet adamı olduğunu göstermesidir.
Medine sözleşmesi bir yaşam tarzına müdahale değil; bir yaşam tarzına sahip olanların yaşamlarını sürdürmek için imkânlar sunan; Kur’anın kaynaklık ettiği bir anayasadır. Çünkü semavi kaynaktan beslenen anayaslar tek tip yaşam tarzını dayatmazlar.
Güç; anayasa yapar. Anayasayı; güç yapar...