Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmalardan sonuç alınamadan dağıldığı Meclis Başkanı Çiçek’in,”Ben bırakayım siz ne yaparsanız yapın. Ben kendi kararımı veriyorum. Meclis Başkanı yapamadı deyin” sözleri ile kesinlik kazanmıştı. Ancak, iki yılı aşkın süre çalışan bir komisyonun yeni anayasa yapma konusundan başarılı olmaması her kesimden farklı tepkilere yol açtı. Kimilerine göre ilk defa sivil anayasa yapma imkanı doğmuştu, bu imkan heder edildi. Kimilerine göre Anayasa yapmak çelik çomak oynamaya benzemez bir çaba, kimileri de özellikle partiler adına yapılan açıklamalarda yeni anayasa yapılmasından sonuç alınamayışının sorumlusunun kendileri olmadığıydı. Aslında önemli olan darbecilerin hazırladığı anayasa bir kenara itilerek ilk defa seçilmişler tarafından yeni bir anayasa hazırlanması hususunda harekete geçilmiş olmasıydı ve bu girişim toplumda heyecana yol açmıştı. Ne v ar ki olmadı, oldurulamadı. İki yılı aşkın bir müzakereler dizisinin sonu geldiğinde genel kanaat yeni anayasa hususunda fırsatın kaçtığı/kaçmakta olduğu noktasında birleşiyor.
Elbette yeni bir anayasanın hazırlanması farklı görüşlere sahip partilerin temsilcileri ile zordu. Bu zorluğun aşılabilmesi her partinin kırmızı çizgilerini bir kenara bırakması ile mümkündü. Ama bu sanıldığı kadar kolay değildi. Özellikle darbelerin sivil ayağını oluşturma görevini üstelenmiş, darbe anayasalarının halk oylamasında her zaman “evet” oyu verilmesi gerektiğini savunmuş bir partinin bugün geçmişteki tutumunu unutması, arklı bir tavır sergilemesi elbette kolay değildi. Bu arada, Cumhuriyet, Laiklik gibi kavramlara hep farklı anlamlar yüklemiş olan siyasi kadroların yeni bir anayasa yapılmasına sıra geldiğinde bu farklılıkları ortadan kaldırmak mümkün olmayacaktı. Böyle olunca da daha işin başında topluma gereksiz olarak ümit pompalanmış oldu.
Kısacası, yeni anayasa hazırlama konusunda gelinen nokta sürpriz olmamıştır. Hatta, beklenen bir sonuç olmuştur. Bu olumsuz noktaya gelinmesini ille de partilerin yeni anayasa istemedikleri şeklinde yorumlamak da doğru olmaz. Bu bakımdan işin başında iktidar partisi mademki yüzde 50’nin üzerinde bir oy ile iktidar olmuştur.
Yeni anayasanın iskeleti hazırlanıp kamuoyuna sunulmalı, gelecek teklifler dikkate alınarak olay Meclis’e getirilmeli, burada çoğunluk tarafından belirlenen maddeler kabul edilmeli, benimsenmeyenler geri çekilmek suretiyle en azından benimsenmiş olan maddeler kabul edilmiş olurdu. Bu yapılamadığına göre Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda üzerinde mutabakat sağlanan maddeler Meclis’e getirilip müzakereye açılabilirdi. Denebilir ki, komisyonda uzlaştıkları maddeler Meclis’e geldiğinde diğer partiler farklı tavır sergileyebilirler. Olabilir… O zaman da en azından Komisyonda ‘evet’ deyip genel kurula gelince kimlerin ne gerekçelerle ‘hayır’ değdiğini toplum görmüş olurdu. Ama şimdi iki sene bir aylık çalışmanın sonunda hiçbir sonuç alınamamış oldu. İşin garip tarafı yeni anayasa yapılması konusunda kimlerin yan çizdiği de net bir şekilde ortaya çıkmamış oldu. Kısacası, sıfıra sıfır elde var sıfır. Peki sıfır sonucuna ulaşmak için bunca zaman çok ciddi bir çalışma yapılıyormuş görüntüsü vermeye ne gerek vardı
Bu noktada esas üzerinde durmak ve vurgulamak istediğim husus iki seneyi aşkın bir süre dört partinin temsilcileri uğraştığı halde yeni bir anayasaya hazırlanamamış olması darbecileri haklı çıkarmaz mı Diyelim ki komisyon çalışmasından sonuç alınamıyor, alınabilecek bir teklif ortaya konulması gerekmez mi Siyasiler hem ciddi bir teklif getirmiyor hem de sonuç alamıyorlarsa bu durum siyasetin itibar kaybetmesine yol açmaz mı