Bu memlekette olup bitenlere ülkemizi dışarıdan seyreden bir yabancının akıl erdirebileceğini hiç sanmıyorum. Çünkü, Anayasa ve yasalar kişilere ve zamana göre farklı yorumlanabiliyor. Anayasa ve yasalar insan hak ve özgürlüklerini teminat altına alan metinler olmaktan ne yazık ki çıkartılıyor. Bir bakıma sanki bizdekiler yasa değil lastik top, neresinden bastırırsanız orada bir çöküntü oluşuyor. Bir başka deyişle bazıları Anayasa ve yasaları kendilerine göre yorumlamayı iş edindiler. Bir bakıma kendi inanç ve düşüncelerini hayata hakim kılmanın aracı haline getiriyorlar. Bunlar için toplumun çoğunluğunun ne düşündüğü hiç önemli değil. Söz gelimi bir zamanlar "Bulun 226yı hükümeti düşürün" -O yıllar Mecliste 450 milletvekili vardı ve çoğunluk için 226 yetiyordu- diyenler bugün "Arkanızda sizi Cumuhbaşbaşkanı seçtirecek kadar oyun olması size Cumhurbaşkanı olma hakkı vermez" diyebiliyorlar. Yapılan iş laf cambazlığından öte geçmemekle birlikte ne yazık ki bu tür açıklamalar medyada manşetlerde yer bulabiliyor.
Bir zamanlar demokrasi ve insan hakları nutukları atarak Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturanlar bir bakıyorsunuz demokrasi dışı güçlerin işine yarayacak söz ve eylemlerde bulunuyorlar. Bunu da Anayasa ve yasaları yorumlarken "Dün dündür, bugün de bugün" mantığı ile hareket edebiliyorlar. Böyle bir ülkede hukukun üstünlüğünden vazgeçtik kanun hakimiyetini nasıl sağlayacaksınız
Belli ki ükemizde önemli olan Anayasa ve yasaların her zaman ve herkese eşit uygulanması değil, önemli olan bir takım güçlerin istediği sonucu sağlayacak yorumlarda bulunmak. Öyle görünüyor.
Tüm bunlar, yani Anayasa ve yasaları eğip bükmeler de nedense bazı kurum ve kavramları koruma adına yapılıyor.
Sanırım insanımızın ve ülkemizin esas meselesi kurtarıcılardan kurtulmak. Bu sağlanamadığı sürece ülkemizde kavram kargaşasının önüne geçilemeyecek. Kavram kargaşasının önüne geçilmediği sürece bu toplumun bazılarının söylediklerinden toplum işin aslını anlayamayacak ve işler karma karışık bir ortamda dumanlı havayı sevenlerin istedikleri gibi yürütülmeye devam edilecek.
Şimdiye kadar hiç gündeme gelmemişken şimdi birden bire Meclisin Cumhurbaşkanı seçimi öncesi toplanabilmesi için genel kurul salonunda en az 367 milletvekilinin bulunması gerekiyormuş. Şu günlerde bu yorum etrafında tartışmalar sürdürülüyor. Mecliste AKP 354 milletvekiline sahip olduğuna göre eğer muhalefet partileri ve bağımsızlar Cumhurbaşkanı seçimi için Genel Kurul Salonuna girmeyecek olursa AKP tam kadro yani 354 milletvekili ile Genel Kurul Salonunda yer alsalar bile bu beylere göre Meclis Başkanı oturumu açamayacak. Oturumu açamadığı için de Cumhurbaşkanı seçimi yapılamayacak. Bugüne kadar Cumhurbaşkanı seçimlerinde böyle bir rakam ortaya hiç atılmamıştı. Ama birden bire işler değişiverdi. Hatta, Anayasadaki yazılı hükümler bile birden bire anlamını değiştiriverdi. Daha doğrusu Anayasadaki hükümler yerli yerinde duruyor da duruma ve şartlara göre yorum getirmekle kendilerini görevli sayanların bakışı değişti.
Böylesine mevcut yasaların yarın ne anlama geleceğini kimsenin bilmediği bir ortamda bir yılın daha sonuna geldik. Yarın hem 2006nın son günü hem de Kurban Bayramının ilk gününü idrak edeceğiz. Dileriz önümüzdeki yıl insanımız için bu yıldan daha mutlu ve huzurlu geçer. Ancak, bu toplum ve bazı kafalar kendilerini değiştirmediği sürece iyi günleri beklemek hayalden öte bir anlam ifade etmeyecektir.