Anayasa ve Başkanlık Sistemi Vizyonumuz

Abone Ol

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

ANAYASA ve başkanlık sistemi tartışmalarının uzayıp gitmesinden sıkıldığınızı sanıyorum. Madem uzadı; hiç değilse milli bünyemizle örtüşen bir sonucun ortaya çıkmasını isteriz. “Dağ fare doğurdu” demek yerine; “beklediğimize değdi” diyebilmek için.

Devlet yeniden yapılanıyor. Geleceğimize yönelik isabetli kararlar verme zamanı. Üç asırdır güvendiğimiz Batı’nın dağlarına kar yağdı. Zaman, onların bize hayırlı bir nefes solumayacaklarını gösterdi. Bize fayda, yine bizden! Anayasa ve başkanlık sistemi çalışmalarında bu tecrübe mutlaka dikkate alınmalı; “milli”likten kesinlikle taviz verilmemelidir.

Türkiye kendisinden ve kimliğinden kaçamaz. Bu ülkenin halkı Müslüman! Toplumlar inançlarından güç alır. Elhamdülillah son hak dinin mensubuyuz. Devlet yapımız halkın inancıyla çatışmamalı. 1921 Anayasası’nda, “Devletin dini İslam’dır” maddesi vardı. Demek ki, olabiliyormuş.

Hiç kimse burun kıvırmasın. Anlamak isteyenler için dünya gerçeği bu. Hıristiyanlar, AB bayrağına 12 yıldızı, havarilerin sayısını sembolize için yerleştirdiler. AB binasını “haç” sembolize ediyor. Yahudiler, 5775 senelik tarihlerinde Kabbala öğretisi, Muharref Tevrat, Talmut adlı kitaplarına uyarak yanlış inançlarından hiç taviz vermediler. Türkiye’nin taviz vermesi dünya gerçeklerinden kaçmak anlamına gelir.

Biz, İslam sayesinde büyük medeniyetler kurduk. İnsanlığa ışık tuttuk. Şan ve şerefle dolu muazzam bir tarih yazdık. Dünyaya insanlığı, hak ve adaleti öğrettik. Yeryüzüne huzur ve barış getirdik. İnsanlığa efendilik yaptık. Hep inancımız sebebiyle. Bizim vizyonumuz bu! Milletimiz basit gürültülerle oyalanamaz.

MİLLİ MUTABAKAT ŞART

TÜRKİYE’DE uzun süre yürürlükte kalacak olan bir anayasa ve yapısal değişiklik özelliği taşıyan bir başkanlık sisteminden söz edildiğine göre, bu konuda “milli mutabakat”ın zorunluluğu açıktır. Türkiye için yapılan bir çalışma konusunda, yalnız AKP ve MHP’nin beraberliğini yeterli göremezsiniz. Hem Türkiye ‘’2’den büyük”tür; hem de cumhurbaşkanları, hükümetler, siyasi partiler gider; devletimiz kalır. Türkiye’nin ihtiyacı olan kurumsal anayasa ve başkanlık sistemi üzerinde çalışılmalıdır.

Bazı partilerin çıkarı için anayasa; şahıslar için başkanlık sistemi akla bile getirilmemelidir. İş bu noktada netleştikten sonra geniş bir iletişim ağı oluşturulmalıdır. “Ben güçlüyüm, benim dediğim olacak” bencilliğinden kurtulmak gerek. Mesela Saadet Partisi’nde, Anayasa Hukuku alanında otorite olan insanlar var. Bunlardan yararlanmadan yapılacak çalışmalar eksik kalır.

Kişi dünyayı gözünün büyüklüğü ölçüsünde görür. Yöneticilerin ufku geniş, vizyonu büyük olmalıdır. İleri görüşlü bir lider olan Erbakan Hoca, Türkiye’yi yönetecek kişide mutlaka şu 7 özellik bulunmalıdır, derdi: 1. Bilgi ve birikim, 2. Tecrübe, 3. Hidayet, 4. Feraset, 5. Dirayet, 6. Şuur, 7. Vizyon.

Anayasa ve başkanlık sistemi üzerinde çalışanlar bu prensipleri iyi öğrenmeli. Mesela, Türkiye büyük bir tarihi geçmişe sahip! Başta Selçuklu ve Osmanlı olmak üzere tarihi devamlılık bilgisinden yoksun olanlar, milletimizin bilgi ve tecrübe birikiminden faydalanamazlar. Tarihimiz yalnız Cumhuriyet döneminden ibaret değildir.

DIŞ ETKİDEN UZAK OLMALI

ANAYASA ve başkanlık sistemi çalışmalarına kesinlikle yabancı eli değmemelidir. Milli, yerli, bize göre, yeni bir anayasa yapılmalıdır. Kriptoların menfaati için değil; Türkiye’nin geleceği için bir anayasa. Başkanlık sistemi için de aynı durum söz konusu. 

Bunlar, OHAL’de ne kadar tartışılabilecek, bilmiyorum. Bir yönetici, “2014’te cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle Türkiye’nin yönetim sistemi değişti. Yapılması gereken fiili durumun anayasal zemine oturtulmasıdır” demişti.

Hayır! Böyle yönlendirmeli bir anayasa ve başkanlık sistemi çalışması yeni bir darbe anlamına gelir. Henüz, anayasa ve başkanlık sistemi halkın oyuna sunulmuş değildir. Ortada bir çalışma var; sonuç yoktur. Cumhurbaşkanlığı seçimi bir adımdı. Halk, doğrudan değil; siyasi partilerin gösterdikleri adayları oyladı. Yeni anayasa ve başkanlık sisteminde, seçim sisteminin nasıl olacağı netleşmemiştir.

Halkın tedirginliği buradadır. Devlet, kurumları aracılığıyla yönetilir. Tek adamlığa, diktatörlüğe geçit verilmez. Bugün hükümetin, Meclis’in, devlet kurumlarının nasıl yönetildiği herkesçe görülmektedir. Mesela, başkana “Meclis’i lağvetme” yetkisi verilirse, ne Meclis’in itibarı kalır, ne de vatandaşın verdiği oyun kıymeti. Kontrol edilemeyen sorumsuz bir başkan, Türkiye’yi sonu meçhul tehlikelerin girdabına sürükler.

Anayasa bir ihtiyaçtır. Başkanlık sisteminin faydalı yanları vardır; fakat her şey değildir. Bu iki hassas konu Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendiriyor. İki partinin bir araya gelerek, “Biz yaptık oldu” durumu söz konusu olamaz. Her iki çalışmanın geniş bir mutabakatla sonuçlandırılması zaruridir.