Mısır’da münteşir eş Şa’b gazetesinde, Keşmir Cemaat-ı
İslami Başkanı Elifüddin Turabi’nin Mısır anayasası ve Mısır Cumhurbaşkanı
Muhammed Mursi’nin bu yöndeki başarısıyla ilgili bir makalesi yayınlandı.
Makalesinde bu çalışmaların önemine dikkat çekiyor. Mısır devrimi Tunus’tan
sonra başladı lakin hem çok kısa zaman içinde Mübarek devrildi ve hem de Arap
Baharı ülkeleri arasında ilk anayasayı yapan ülke olma başarısını elde etti.
Devrim açısından Nasır ve haleflerinin anayasasıyla yola devam etmek şık ve
doğru olmazdı. Bundan dolayı Mısır’da yeni bir anayasa hazırlamak aciliyet
kesbetmişti. Bunun bilincinde olan Mursi, yeni anayasanın hazırlanmasında acele
etti. Kurucu Cemiyet de taslağı hazırlardı ve halkın reyine ve tasvibini
sunuldu. Genel katılım az da olsa istenilen sonuç alındı. Neticede, oylamada
yüzde 63 veya 64 nispetinde evet çıktı. Bu Amr Musa’nın beklediği değil ama
istediği bir sonuçtu. Yeni anayasanın en azından yüzde 60 ile meşruiyet
kazanacağını ve akortsuz sesleri bastıracağını söylemişti. Onun istediği sonuç
alındı lakin yine de Amr Musa’nın da içinde bulunduğu Milli Kurtuluş
Cephesi’nin tatmin olduğu söylenemez. Zira onlar tatmin olmamak üzere
kurgulanmışlar. Onları Mursi’nin alaşağı edilmesi kadar hiçbir sonuç tatmin
etmeyecektir. Bununla birlikte, sonuçların böyle gelmesi Mursi’nin geleceğini
kurtarmıştır. Bundan böyle Mursi’nin konumu değil, gösterilerin ve
göstericilerin meşruiyeti sorgulanacaktır.
*
Batılılaşma ile birlikte İslam dünyasında ilk anayasal
hareketler ve çalışmalar da başlamıştı. Osmanlılar da iki defa ilan edilen
Kanun-u Esasi de bu dalganın bir sonucudur. Batılılaşma süreci ile birlikte
anayasa ve kanunlar demeti hazırlama çalışmaları çığır haline gelmiştir. Lakin
yasalara uyum her zaman yasa hazırlama kadar histerik veya iştiyaklı
olmamıştır. İstim arkadan gelir’
anlayışı egemen olmuştur. Hem halk bazında hem de yöneticiler bazında kanunlara
ve anayasaya uyum sadece bir ayrıntı olarak kalmıştır.
Batı’da ise yasalara ve anayasaya uyum genellikle yüksek
olmuştur. Bir de anayasanın kaynağı daima tartışmaları da beraberinde
getirmiştir. Anayasa ruhunu İslam’dan ve Kur’an ve sünnetten mi alacaktır yoksa
Batılı kanunları devşirilerek onlar mı bünyeye adapte edilecektir Genellikle
ikincisi olmuştur. İslam adına kurulan Pakistan devleti kuruluş aşamasında
kendisini böyle bir kavganın içinde bulmuştur. Yıllar yılı Şeriatbill veya
Nizam-ı Mustafa çekişme ve tartışma meselesi olmuştur. Muhammed Ali Cinnah’ın
iki millet anlayışı Pakistan’ı doğurmuş ama bu ülke yeni yapının ruhunun İslam
olması noktasında aynı heyecanı yaşayamamıştır. Pakistan’ın fikri babası
Muhammed İkbal, Pakistan’ın doğuşunu görmeden vefat ettiği gibi Muhammed Ali
Cinnah da ilk yıllarda vefat etmiştir.
*
Devletin alt yapısını hazırlamak bu durumda Liyakat Ali
Han’a kalmıştır. O da İslam’a dayalı bir anayasa hazırlamaya koyulmuştur. İşte
ne olduysa bundan sonra olmuş ve bu süreç Pakistan’da gerilim ve kutuplaşmaya
neden olduğu gibi Liyakat Ali Han da bir suikastla ortadan kaldırılmıştır.
Anayasa hazırlama travmatik bir sürece dönüşmüştür. İslam’ın referans
alınmasına karşı çıkan kimileri bu çabasından ötürü Liyakat Ali Han’a cephe
almışlar ve onu Muhammed Ail Cinnah’ın izinden ve mirasından ayrılmakla
suçlamışlardı. Başbakanı profesyonel bir tetikçi olan Saad Akbar Babrak
öldürmüştür. Babrak daha sonra yakalanmış ve fakat onu azmettiren neden hiçbir
zaman açıklanmamıştır. Katil Babrak, Afgan halkından olup Şii Hazara
topluluğuna mensuptur. Cinayet bugüne kadar esrarını korumuştur. Lakin Liyakat
Ali Han, Pakistan’ın Menderes’i gibi hürmet görmüş ve halk ölümünden sonra da
adını ve yâdını bağrını basmıştır. Adını ve sıfatını ‘kaid-i millet/millet
önderi’ ve ‘şehid-i millet/millet şehidi’ olarak ebedileştirmişlerdir.
Kanunların ruhu Mısır’da da çarpışıyor. Bugün Mursi, Mısır’da Pakistanlı
Liyakat Ali Han’ın yapamadığını yapmaya çalışıyor. Bu açıdan Elifüddin
Turabi’nin hasretini ve gıptasını anlamamak mümkün değil. Mısır’daki başarının
devamını dilerken darısı bütün İslam âleminin üzerine olsun diyoruz.