Anayasa Mahkemesi, geçtiğimiz Aralık ayında başörtüsü konusunda son derece özgürlükçü bir karara oybirliği ile imza attı, hatırlayacaksınız;
* Yüksek Mahkeme, “Başörtüsü kullanarak dinin açıklanmasının yasaklanabilmesi için başkalarının hak ve özgürlüklerden yararlanmalarının engellendiğini gösteren çok önemli gerekçelere dayanılması gerekir…” görüşünün altını kalın çizgilerle çizdi.
* Yüksek Mahkeme, “Dini inancı gereği taktığı başörtüsüne sınırlama getiren kamu gücü işlem ve eylemlerinin, başvurucunun dinini açığa vurma hakkına bir müdahale teşkil ettiğini” kesin bir dille vurguladı.
***
Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Prof. Dr. Zühtü Arslan, Yüksek Mahkeme’nin kuruluşunun 57. yıldönümü nedeniyle son derece özgürlükçü bir konuşma yaptı; Cumhurbaşkanı, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partileri genel başkanları, bakanlar ve yargı mensuplarının önünde.
Zühtü Bey’in konuşmasından bazı satır başlarını buraya almak istiyorum;
* “Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi’nin sadece görev alanını genişletmemiş, onun yargısal paradigmasını da değiştirmiştir. Mahkeme bireysel başvuruda geliştirdiği hak eksenli yaklaşımını norm denetimine de yansıtmıştır.”
* “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin anayasallık denetimi, yeni sistemin üzerine dayanması gereken denetleme ve dengeleme mekanizması bakımından hayati derecede önemlidir.”
* “Anayasal kimliğimizin temel unsurlarından olan hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı, yargının yasama ve yürütmeden bağımsız olmasını gerektirmektedir. Bu anlamda yargı bağımsızlığı demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz gereklerindendir.”
* “Son yıllarda yaşadığımız tecrübeler, yargının sadece yasama ve yürütmeye karşı değil, aynı zamanda her türlü paralel yapı ve oluşuma karşı da bağımsız olması gerektiğini göstermiştir. Hâkim hiçbir şart ve ahval altında aklını ve vicdanını başkasına emanet edemez.”
* “Tam da bu nedenle Anayasa uyarınca görevlerinde bağımsız ve tarafsız olan hâkimler Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler.”
* “Önümüzdeki dönemde norm denetiminde verilecek kararların ağırlığını kanunlaşan OHAL KHK’ları ile Cumhurbaşkanlığı kararnameleri oluşturacaktır.”
BU KİTAP ÖNEMLİ!
Son bir not;
Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın direktifi ile hazırlanan, ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Gerekçeli)’ isimli yeni yayınlanan bir kitap bence önemli.
Zira, 19 kez değişikliğe uğrayan 1982 Anayasası, Danışma Meclisi, Milli Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği metinler -gerekçeleri, değişikliklerin metinleri- bu kitapta yer alıyor.
***
Bu köşede sık sık vurgu yaptığım konuya bir kez de bu vesile ile değinmek istiyorum; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, darbeci askerlerin öncülüğünde hazırlandı. Bugüne kadar neden sivil bir anayasa hazırlanmadı, hazırlanamıyor?
Sahi, neden?
BİNALİ YILDIRIM KAMPA NEDEN ÇAĞRILMADI?
Yıllardan bu yana Cumhurbaşkanı, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında…
İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) Genel Müdürlüğü’nden başlayarak yıllarca bakanlık görevini ifa etti. Sonrasında Başbakanlık ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı. Son olarak da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı…
Son günlerin en popüler sorusu şu; Binali Yıldırım AKP Kızılcahamam Kampı’na katılmadı mı, yoksa çağrılmadı mı?
Binali Bey geçtiğimiz hafta sonunu Kızılcahamam Kampı yerine Kasımpaşa Lisesi’nde pilav gününe giderek değerlendirdi. Kasımpaşa Lisesi 858 numaralı öğrencisi Binali Yıldırım, öğretmenleri ve sınıf arkadaşlarıyla hasret giderdi.
“Kimin daha çok devamsızlık yaptığı her zaman merak konusu olmuştur. Öğretmenlerimle eski günleri anmak çok keyifliydi, kendilerine teşekkür ediyorum.” cümlelerini sarf etti, eski günler yâd edildi, hatıralar, anılar canlandı.
Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere AKP’nin tüm ağır toplarının hazır bulunduğu kampa Binali Bey neden gitmedi? Ya da niçin çağrılmadı?
Daha da ötesinde Kızılcahamam Kampı’nda hararetli ve hareketli saatler sürerken Binali Bey neden eski arkadaşlarıyla nostalji yapmayı tercih etti?
Sadece nostalji de yapmadı, çok önemsenmesi gereken mesajlar da verdi; bakar mısınız, şu cümlelere;
* “Ben kaybedilmiş bir seçimi kazanmak için uğraşacak bir insan değilim. Bu makamların daha fazlasını gördüm, daha fazlasında sorumluluk aldım.”
* “Seçimler geride kaldı. Bundan sonra şehrin güzelliği için İstanbul’un marka değerinin yükselmesi için daha yaşanılır bir şehir haline getirilmesi için yapılacak çalışmaları izleyeceğiz, takip edeceğiz. Konumumuz ne olursa olsun elimizden gelen katkıyı sağlayacağız.”
* “Hukuki bir süreç Yüksek Seçim Kurulu’nda devam ediyor. Bize düşen, onun sonucunu beklemek ve ondan sonra da herkes işine gücüne bakacak. Bu seçimin kendi sosyolojisi var, kendi şartları var. Onun içinde değerlendirilmesi lazım.”
* “Seçimde adaylar yarışmadı, bunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla adaylardan biri kaybetti biri kazandı diye değerlendirmek çok sağlıklı olmaz.”
***
Siz bu cümlelerden ne anlıyorsunuz, sahi!
BİNALİ YILDIRIM İSTANBUL’DAN YENİDEN ADAY OLMAK İSTİYOR MU?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri yenilenecek mi, yenilenmeyecek mi? Bilmiyoruz. Buna Yüksek Seçim Kurulu (YSK) karar verecek. Ama şayet seçimler yenilenirse, kulislere göre Binali Yıldırım yeniden aday olmak istemiyor!
Peki, ama neden?
1) Kulislere göre, Binali Yıldırım, AK Parti’nin mevcut İstanbul il başkanı ile çalışmak istemiyor!
2) Binali Bey’in, bağımsız çalışamayacağına dair güçlü kanaatleri olduğu dile getiriliyor!
3) “İlçe belediye başkan adayları ve belediye meclis üyelikleri Yıldırım’ın iradesi ile belirlenmedi.” kanaati yaygın.
***
Ama elbette siyasette 1 saat bile önemli!
Kim bilir o zamana kadar köprülerin altından ne sular akar!
Bekleyip göreceğiz…