“Anan size kurban olsun”

Abone Ol

Bir yerlerde kuşlar kanatlarını daha çabuk çırptı,telaşlı kedi, yavrusunu tekmeleyenin peşine düştü,minik yavruları peşinden son kez baktı kendisine çarpan arabanın tekerlekleri arasından kenara fırlatıldığında anne köpek.

Önüne çektiği sitile hayvanından sütü sağarken gözlerinden akan sicim gibi yaşları durduramıyordu. Gözyaşları gözlerini perdeliyor ne süt kovasını görebiliyordu ne de hayvanı. Beyni otomatiğe bağladığı için güçsüz nasırlı romatizmadan çarpılmış parmaklarını bir kıta gibi sıraya dizmiş elleri, işini zor da olsa görebilmekte idi.

Ahırdan çıkıp tek basamaklı taş merdivene çökercesine oturdu, karşıdaki telgraf tellerine, kanatlarını telaşla çırpan kuşlara, yavrusunu tekmeleyen çocuğa hırlayan anne kediye, son nefesini verse de hâlâ gözleri açık yavruları peşisıra bakakalmış köpeğe ve kendisine bir kez daha katıla katıla ağladı. Ağlamaktan yorgun düştü iki kolunda kuvvet kalmadı. Televizyonun haberleri kulaklarında çınlamaktaydı, büyükşehrin köprüsü mü, külliyesi mi, kavşağı mı yutmuştu yavrusunu. Temmuz’un o tam ortasında hasadın hasavanın arasında ne diyordu öyle ajanslar. Kendi yavrusunu da şehitler listesinde saymakta idiler. Büyükşehrin inşaatlarında çalışıp yavrularına rızık götürmeye çalışan evladını ölenler arasında anmakta idiler.

Anne hayata, hükümete, hayırsızlara, herkese küstü. Köylü ile konu komşu ile konuşmak istemiyordu. Ankara aramış şehitler için verilen yemeğe davet etmişti, konuşmadan eli ile “kalsın” işareti yapmıştı. Yol uzaklığı dert değildi, o hayata küsmüştü.

Şimdi bir de kendisine küsmüştü. Ölen evladının kanını teraziye atmışlar şehidin bir kardeşi ya da yakınına iş vermek için aramışlardı, bir gözü ağlarken öbür gözü ışıdığı için kendisine küsmüştü. Evlenecek oğlanın işsizliğine çözüm üreten hükümetin bu davranışı bir gözünü aydınlattığı için kendisine kızmıştı. Ağlarken bir yandan hayaller kurduğu için, evdeki bir dolu işsizinden biri kurtulacağı için, yoksulluktan kimselerin evladına kız vermediği, düğününü yapamadığı oğlunu evereceği için, bir yanı katıla katıla ağlarken, yüreğinin öteki yanında açıveren umut tomurcuklarının verdiği ferahlıktan ötürü, kendisine küsmüştü.

Konu komşu durmadan bu konunun altını çizmekteler, hısım ahbap, “biri gitti ama diğeri kurtuldu” diye yüzlercesi aynı cümleyi kurmakta idiler, bunları duymak istememekte, daha fazla suçluluk çekmekte idi.

Çarpılan, deforme olan ellerine bakıp “ne olurdu Rabbim beni alaydın da evladımın acısını yaşamayaydım, ben hangi bedduayı aldım ki evladımdan uzun yaşadım”, diye aynı elemi başa sarmakta idi.

Ama o anne kedinin tekmelenen yavrusu ile diğer korunaklı çocukları arasında mekik dokuyuşu da gözlerinin önünden gitmemekte idi. Geride daha bir sürü çocuk vardı, evlenme sırası gelenin yaşı geçmekte idi. ”Devlet iş verecek madem bir an önce kolları sıvamalıyım, o gazele dönmüş yavruma münasip birini bulup yuvasını kurmalıyım, çel çocuğa karışmasını çabuklaştırmalıyım”.

Bunları düşündüğü anda yeniden bir hıçkırık ahıra kadar uzandı, “analığın bata, yere giresin, sen de ana mısın” diye bütün ilencini kendisine haykırarak, göğsünü dövdü, dizlerine vurdu, yüreği yandı. Fakat ölenden sonraki evladı, gelip  “anam” diye sımsıcak sarıldığında; sanki yarelerine merhem oldu, sanki o iksirli ses ile kurumuş damarlarına can geldi, sanki hayat tekrar anlamını buldu. Gülümseyerek ciğerparesine döndü:

“anan size kurban olsun, yavrularım” dedi.