Anadolu’da Bayram

Abone Ol

Bayram trafiği, hepimizin dikkat kesildiği bir konu.

Gişelerde bayram yoğunluğu, uzun kuyruklar, gümrük kapılarında yığılmalar insanları perişan etti.

Bayram kazaları ile aileler yok oldu, “kırmızı ışıkta duran araca tırın çarpması ile beş kişilik masum aile yok oldu”, haberleri ile hepimiz kahrolduk.

Ne ki şu enteresan haberle bayram çilesini, insanlar biraz da kendileri yazıp oynadı: 

“Bayramda 1,5 milyon tatilcinin beklendiği Bodrum’un ilçe girişinde yaklaşık 2 kilometrelik araç kuyruğu oluştu.

Hafta sonunun bayram tatiliyle birleşmesini fırsat bilenler, 1 Temmuz Cuma günü mesai bitiminden itibaren yollara düştü. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerden tatil beldelerine gidenler, turizm sezonuna kötü başlayan turistik ilçelere hareketlilik getirdi. Bunların başında ise her zamanki gibi başı çeken Bodrum oldu. Bayram öncesinde tatilciler, akın akın Bodrum’a gelmeyi sürdürüyor. İlçeye son iki gün içinde gelenlerin sayısında yüzde 70 oranında bir artış olurken, yollarda trafik yoğunluğu yaşanıyor. 

Muğla Valiliği yaşanan yoğunluğu dikkate alarak, güvenlik önlemlerini üst düzeye çıkardı. Milas- Bodrum Havalimanı’nın yanı sıra deniz ve karayollarındaki personel sayıları arttırıldı. Takviye, polis, jandarma ve sahil güvenlik ekipleri görevlendirildi. İlçeye giriş yapan tüm araçlar, büyük bir titizlikle arandı. Tatilcilerin akın ettiği alışveriş merkezleri ve çarşılarda da güvenlik tedbirleri üst düzeye çıkartıldı”.

Şimdi bu haber üzerinde üniversite kürsüleri çalışabilir, bir kere artık çok zengin bir ülke mi olunmuştur ki,1,5 milyon tatilci Bodrum üzerine yürümekte. Bu akın üzerine güvenlik tedbirleri olağanüstü artırılıyor.

Fakat beni asıl şaşırtan insanlar tatile dinlenmeye giderken, niçin herkesin rağbet ettiği yere böyle bir akın düzenlenmekte, insandan cadde ve sokaklar işgal edilecek belli, bu denli kalabalık, insan ruhuna eza verirken bu Bodrum ısrarının hikmeti nedir. Bayramda Konya’nın Karaali köyünde idik, çoluk çocuk. Kayınpederim hafız Ahmet Hoca ile bayram yapmaya geldik, kabrinde ilk bayramı idi. Aile toplanıp, onunla bayram yapabilmek için kabrinin yanına gittik. Hediyelerimiz olan hatimlerimizi götürdük onunla ilgili anıları konuştuk, geçirdiğimiz güzel günleri yâd ettik. Akşamları televizyona sırtımızı dönüp sohbet ettik, çocuklarım dedelerini anlattılar. İzmir’in sıcağında çocuklara Kur’an-ı Kerim öğretirken yaz, sıcak, oruç demez, yüzlerce küçük çocuğa camide aşkla şevkle sevgiyle kerim kitabı okutuşunu anlattılar. Sabah gittiği camiden ancak akşam evine döndüğünü, o mini mini çocukların gürültüsünden usanmaz, asla tembellik etmeden o sıcaklara nasıl sabreder,  ne kadar mutlu öğretirdi dediler. Hayatını Kur’an a adayan bir âlimin torunları olarak ondan öğrendikleri güzellikleri naklettiler.

Bodrum gibi, insanların savaş gibi saldırdığı kalabalıktan azade, huzur içerisindeki küçük köyün sükûnetinde geçmişi anarak geçen, ailenin babasını kaybetmekten ötürü mahzun, hüzünlü ama yine de güzel bir bayramdı, zira tefekkür edecek ne kadar çok konuyu konuşmuştuk çünkü aile ile paylaşılan zaman, bayramın en güzel ikramı idi.

Dededen kalma kerpiç evin artık iyice eskiyen sundurmalarında kaç neslin öteye gidişine tanık olan pencere pervazlarına tüneyen güvercinlerin dünyanın geçiciliği şiirini okuduğu o manevi ortamda.

Elbet gezilecek çok güzel yerler de vardı. Dedelerden kalma Toyboğaz çeşmesi, harman yeri, buğday tarlaları, çöl kuyuları, ahlât ağaçları. Işıltılı bir güneş altında parlayan elma ağaçları ve ekili topraklar, tepeler. Köy halkının hayvanı peşinde koşturduğu, sürülerini ağıla sokmak için uğraştığı, kadınların ekmek teknesi başında elli kişilik ekmek yaptıkları evlerin birer küçük fırın, restoran, misafir ağırlanan otel olduğu, gönlü geniş Anadolu insanının bayramı. Büyük şehirlerden, modern mekânlardan çok daha güzel ve huzurlu idi.