Kendi kendime anayasa ve yasalarla niçin bu kadar oynama
ihtiyacı duyarız, niçin bir yasa çıkartılmadan önce toplumsal değer
yargılarımız ve o yasaya duyulan ihtiyaç enine boyuna incelenerek gündeme
getirilmez diye sorarım. Ebette, var olan yasaların değiştirilmesi, bazı
cezaların artırılması bazılarının kaldırılması ya da azaltılmasının gündeme
gelmesi doğaldır. Şartlar değişince toplumun algısında da bazı değişiklikler
ortaya çıkar ve bunların yürütme ve yasama organları tarafından dikkate
alınması gerekir. Buraya kadar bir sıkıntı yok. Ancak, bazı yasal düzenlemeler
toplumumuzun ihtiyaçları düşünülerek değil, Batılılaşma sevdasının bir sonucu
onlara benzeme arzusunun iteklemesi ile gündeme geliyor ve üzerinde enine
boyuna düşünülmeden sırf Batılılara, Bizde sizdeniz diyebilmek adına Meclis e
sevk ediliyor. Sistemde yasalar konusunda son sözü söyleme durumunda olan da
Meclis olduğuna göre buradan geçmiş ve yürürlüğe girmiş bir yasa üzerinde
toplumun fazlaca düşünmesine gerek kalmıyor.
Söz gelemi idam cezasının kaldırılması bizim değer
yargılarımız dikkate alınarak yapılmış değildir. Dış istek, hatta dayatma
sonucu gündeme gelmiş ve kaldırılmıştır. Çünkü ülkemizde adına ister AB diyelim
ister Batı bize yabancı bir değerler topluluğuna benzeme yarışı vardır. Bu
yarış 150 yıldır sürmektedir. Böyle olunca da gerek hukuk sistemimizi, gerek
devlet yönetim şeklini Batı ya benzetmeye çalıştıkça yeni problemlerle
karşılaşıyor, yaptığımız düzenlemelerin bize uyumadığını, yeni sorunlar gündeme
getirdiğini kısa zamanda görüyoruz. Ardından yeni bir arayışa giriyoruz. Arayış
yeni düzenlemeyi gündeme getiriyor. Böyle olunca da anayasa ve yasalarımız
yazboz tahtasına dönüyor. Tüm bunlar kendi kültürel mirasımız, kendi değer yargılarımız
değil de Batı ölçülerine göre yapılıyor. Yani dikilen elbise bizim ölçülerimize
değil Batı ölçülerine göre dikiliyor. Öyle olunca da üzerimize giyer giymez bir
tarafı sarkıyor.
Söz gelimi daha 4 yıl önce Anayasa da önemli
değişiklikler yaptık. Bu değişikliklere toplum da önemli ölçüde destek verdi.
Yani, anayasa değişikliğine ihtiyaç vardı. Ancak, yapılan bir anayasa
değişikliği milletinde onayına sunularak kabul edilmesinin üzerinden uzun bir
süre geçmeden yeni arayışlara girildi. Bunun için bir Anayasa Hazırlama
Komisyonu oluşturuldu. Meclis Başkanı Sayın Çiçek in başkanlığında bir yılı
aşkın süre çalışıldı ama bir sonuç alınamadı. Bu yöndeki istekler tekrarlanıp
duruyor.
Bu arada cezalarda bir yandan artırma talepleri gündeme
gelirken, öbür yandan bazılarının cezaları tasdik edilmiş olmasına rağmen
birtakım gerekçelerle cezaevinden çıkartılmalarının sağlanması için yasalarda
değişiklikler yapılıyor ya da tartışılıyor. Böyle olunca da yargıya güven
toplum nazarında azalıyor. Çünkü darbe hazırlığı yaptıkları iddiasıyla yüzlerce
insan tutuklanıyor, yargılanıyor, ardından cezalar gündeme gelince bu defa da
bunların nasıl salıverileceğinin tartışmaları başlıyor. Kısacası, bize ait
olmayan yasalar bizim sorunlarımıza cevap vermiyor. Verilen cezalar ya çok
fazla bulunuyor ya da caydırıcı vasfı olmayacak kadar yetersiz. Bunun içindir
ki, bir yandan idam cezasının yeniden getirilmesi, çocuklara yönelik taciz
suçlarının cezalarının artırılması tartışılırken, başka suçlarda verilen
cezalar da fazla bulunuyor. Özetle kamu vicdanında kabul görmüyor.
Niçin böyle oluyor sorusunun cevabı ise, biz biz olmaktan
çıktık. Özelliklerimizi kaybetmeye başladık. Benzemeye çalıştıklarımız gibi de
olamadık. Olmamızda zaten mümkün değildi. Yani sistem ile oynayarak bir yerlere
varmaya çalışıyoruz. Bir türlü kendimiz olmaya, tüm düzenlemeleri kendi değer
yargılarımıza göre yapmayı düşünmüyoruz/düşünemiyoruz.