BAŞKASININ eski elbisesi gibiydi.
Sarıl, dediler.
Başkasının eski paltosuna sarılacaktı.
İğreti tuttu.
Elinden kayıp gitmesine yine de üzüleceğini anladı. Kendi
yeni giysisi, ya da hiç açılmamış ambalajı içerisinde sunulan bir kalp değildi
önüne koydukları.
Başkasınındı.
Başka yüreklere takılı kalmıştı.
Kendine verildiğinde, almış bakakalmış; parlaklığını
yitirmiş yüreğin, yüreğine yük olacağını bilmişti.
Sarılabilirdi daha içten.
Eğer o yürek önce kendisine teslim edilebilse idi. Çocuk
ellerinin her uzandığında, belki karşılık bulabilir diye yıllarca beklediği.
Belki dövmemiştir, aç da koymamıştır hatta çamaşırlarını
aynı makineye bile koyup yıkayabilmiştir, iğrenmeden.
Ama yıldızlarla dolu bir gökyüzü altına serilen kilim
üzerinde tek bir gece dizlerine yatıp başını okşadığını hatırlamıyordur işte.
Bir gece olsun o yatağında yalnız uyurken, ne kadar beklemiştir kapının
açılmasını ve elini başına koyup ateşine bakmasını.
Bazen kendini yerlere bile atmıştır, yalancıktan
yaralanmış, hatta bayıldı numarası yapmış, doğurduğu çocuğuna koşar gibi
koşmasını beklemiştir başucuna.
Başaramamıştır sevgisini ve ilgisini çekmeyi. Çocukken
annecilik oynadıkları evcilik oyunundan daha sahte bulmaktadır evdeki bu
yabancıyı. Bu yüzden gözyaşından ıslanan yastığını hiç fark etmeyen, hep göz
hapsinde tuttuğundan, bağımlı bulunup kendisinden uzaklaştırmaya çalışılan, hep
omzunu yaslamasından kaçınan, ne zaman sırtını dayadığında nazikçe omzunu alıp
koltukta tek başına bırakıp giden bu kadınla aynı evde ama aralarında
kilometreler vardı.
Sevmeye ne kadar çalışmıştı oysa.
Bir gün yanaklarından öpmesini, kendisi ile konuşmasını,
başını okşamasını, babasının çok sevdiği bu genç ve güzel kadını, kendisi de
benimsemeyi ne kadar istemişti. Hatta hayatta en çok onun kendisini sevmesini
beklemişti yıllarca.
Yüreğine kezzap değmiş bir uçurum olmuş annesizlik
derdine derman olmasını şu ileri yaşlarda bile, boyunca çocukları ile gittiği
baba evinde hala beklemekte idi. Yüzü yaşlansa kırışsa da anne dediği kadının
yavrum diye sarılmasını hala ümit etmekte idi.
Bu yaşlı kadının, kendisi için yaptığı o iyilik dolu eli
hürmetle kapıp öpmesine bile izin vermeyen, hemen trafik işareti gibi eli ile
dur işareti yapan, duvar ören bu hiç değişmeyen, kutup soğuğu annelik oyuncusuna
bakakalmıştır.
Bir anneler günü ziyaretinden dönerken, her zamanki gibi
hüzünlü idi, çocuklarından saklasa da gözleri yaşlı idi, kendisine sarılan bir
annesi hiç olmamıştı. Ana-lık denmesine aldırmamış, sarılmış ama acıklı bir
şekilde itilmişti her seferinde.