Resulûllah Efendimiz (S.A.V.), “Namaz kıldığınız zaman Et-tahıyyâtü okuyun” buyuruyor. Efendimizin namazda okumamızı buyurduğu Et-tahıyyâtü duası, semaya huruç ettirildiği zaman, yani Miraç’a çıktığı zaman vuku bulmuştur. Miraç, Allah’ın hiçbir peygamberine vermediği büyük bir şereftir. Efendimize hususeten (S.A.V.) verilmiş bir izzettir. Efendimizin Mekke-i Mükerreme’den Mescid-i Aksa’ya gidişi ayetlerle sabittir. Burak atı ile Peygamber Efendimiz, Cebrail (A.S.) ile bütün sema katlarını geçmiştir. Bütün semayı boş zannediyoruz ama her sema katında Allah’ın bekçileri görevlileri vardır. Bugün askerlikte nöbet tutulduğunu biliyorsunuz. Geçebilmek içinde parolayı söylemeniz gerekir. Aynı semalarda da böyledir, anlayasınız diye böyle söylüyorum. Sema katları da boş değildir. Cebrail (A.S.) ile Efendimiz her sema katına vardığında görevli melek durdurmuş ve kim olduklarını sormuşlar. Bütün sema katlarını geçtikten sonra Sidretül-münteha’ya varmışlar. Cebrail (A.S.), “Benim yolum buraya kadar. Bundan öteye geçersem yok olurum” demiştir. Sidretül-münteha, yaratılanların varabildiği son nokta demektir. Cebrail (A.S.), “Bir parmak ileri gitsem yanarım” diyor. Hadislerde böyle geçiyor. Efendimiz, daha sonra yoluna devam etmiş, hiçbir kula nasip olmayan perdesiz Cemalullahı görme şerefine ermiştir. Cenab-ı Hak ile şekilsiz mekânsız bir şekilde bir araya gelmiştir. Biz bunun nasıl olduğunu tabi bilmiyoruz. İnşallah, Allah cennete gitmeyi, orada Celalullahı bize de görmeyi nasip eder. İşte o zaman Peygamber Efendimiz ile Cenab-ı Hak arasında Et-tahıyyâtü duasında geçen konuşma gerçekleşmiştir. Miraç’ta Efendimiz Allah-uTealaya; “Her türlü hürmet, salâvat (dua) ve bütün iyilikler Allah-u Teâlâya mahsustur” demiştir. Allah-u Zülcelâl karşılık olarak, “Ey Nebi! Allah’ın selâm, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun” buyurmuştur. Peygamberimiz ümmetini çok seviyor. Müminlerin ayağına diken batmasına bile razı değil. Efendimiz ümmetini düşünerek, “Yarabbi! İki cihanda selamet, iyilik güzellik bana değil, bizim veAllah’ın sâlih (doğru hareket eden) kullarının üzerine olsun” buyurmuştur. Efendimizin bu âlicenaplığı karşısında bütün melekler, “Şahadet ederiz ki, Allah-u Teâlâ birdir ve yine şehadet ederiz ki, Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) O’nun kulu ve Resulüdür” diyerek Kelime-i Şehadet getirmişlerdir. Efendimiz de namaza durduğumuz zaman Et-tahıyyât’yü okuyun buyuruyor. Biz de her namazda Et-tahıyyâtü’yü okuyoruz.

NAMAZ MÜMİNİN MİRACIDIR

Başka bir hadis-i şerifinde Efendimiz, “Namaz müminin miracıdır” buyuruyor. Nasıl ki; Et-tahıyyâtü, Miraç’ta Efendimizin Allah-u Teâlayı selamlamasıysa mümin de namaza her durduğunda Allah’ın huzurunda olduğunun ve Allah’ın karşısında durduğunun bilinci ile namazını eda eder. Siz Allah’ı görmeseniz bile Allah sizi görüyor. Bu hadislerde de var. Her namazda bu sahneyi hatırlamak ve bu düşünce ile namazı kılmak gerekir. Huşu ile hudû ile namaz kılmak işte bu demektir. Ama maalesef biz çoğu zaman bu bilinçten uzak namaz kılıyoruz. Namazdayken kaşınıyoruz, sağımızı solumuzu düzeltiyoruz. Bizlerde Allah’ın huzurunda olduğumuz bilinci, düşüncesi yok. Namazı, Allah’ın huzurunda olduğumuz bilinci ile boynumuz bükük son derece saygılı, huşu ve hudû ile kılmamız gerekir. Namazı böyle kılamazsak bile bir gün bu şuuru yakalama azmiyle namazımıza devam edeceğiz. Peygamberimizin (S.A.V.) bizi ne kadar çok sevdiğini unutmamalıyız. Bu hadis-i şerifi Taberani Hz. Hasan’dan (R.A.) nakletmiştir. Allah onlardan razı olsun. Âmin.

NAMAZDA DÜNYA İŞLERİNİ GERİDE BIRAKMALIYIZ

Hz. Ali (R.A.) ve emsali ashabı kiram huşû ile hudû ile namaz kılarlardı. Hz. Ali Efendimiz (R.A.) harpteyken baldırından saplanan ok ile yaralanmıştır. Ok, baldırının bir tarafından girmiş diğer tarafından çıkmış. Yanındaki sahabeler oku çıkarmak için hazırlık yaparken Hz. Ali (R.A.) durun ben önce namaza durayım diyerek, tekbir getirip ellerini kulağına götürmüş. Biliyorsunuz ki; tekbir ile elleri kulağa götürme hareketi ‘dünyayı geride bıraktım, yalnız sana yöneldim Yarabbi’ demektir. Ama bizde böyle olmuyor maalesef. Namazdayken pazara gidiyoruz, markete gidiyoruz, her şeyi yapıyoruz. Allah bizleri affetsin. Hz. Ali (R.A.) huşû ve hudû ile namazı kılarken sahabeler birinci rekatta oku çıkarmış, yara mikrop kapmasın diye de dağlamışlar. Hz. Ali (R.A.) namazı bitirdikten sonra sahabelere, “Hadi gelin oku çıkartın” demiş. Sahabeler, “Ya Ali! Biz onu sen namazdayken çıkarttık” demişler. Hz. Ali (R.A.) dünyayı gerçekten arkasında bırakmıştır. İşte namaz böyle kılınır. Allah bize de nasip etsin inşallah. Hz. Aişe (R.A.) validemiz de, “Resulü Ekrem gece kalkıp teheccüd namazı kılardı. Ama ne güzel kılardı, seyrine doyum olmazdı” diyor. Namaz böyle kılınır. Allah bizleri namazı hakkıyla kılanlardan eylesin.

ALLAH’IN ACİZ KULU OLMAK

Peygamber Efendimiz, “Allah’ın aciz bir kulu olduğunun bilincinde olarak, kibirden uzak oldunuz mu izzete erersiniz” buyuruyor. Efendimiz, aziz olmanın, güçlü olmanın, kuvvetli olmanın en kısa yolu budur” diyor. Allah’ın bir ismi Mütekebbir’dir. Her şeyi yaratan odur, her şeye gücü yeten odur. Mütekebbir’lik onun hakkıdır. Bir adam bir makama geldiği zaman, zengin olduğu zaman kibirlenirse Allah’ın ‘kibir’ sıfatına taarruz etmiş olur. Allah ile yarışmış olur. Allah da onu zelil eder. Allah gibi güçlü olan var mı? Ama bunun yerine ne kadar makam mevki sahibi olsa bile Allah’ın aciz bir kulu olduğu bilinciyle hareket eden kişi, aziz olur. İmam-ı Azam böyledir. Çok zengin birisidir. Kendisini çekemedikleri için çok tuzaklar kurmuşlar. Ama Allah onu aziz etmiştir. Kendisi hiçbir zaman beni imam olarak tanıyın, benim fetvalarıma uyun dememiştir. “Ben Kur’an-ı Kerim’i okudum, hadislere baktım, oradan bu fetvayı çıkarttım. Benim bulabildiğim en güzeli budur. Daha iyisini bulan varsa ona göre hareket etsin” diyor. İmam-ı Azam ben mezhep kurdum, benim arkamdan gelin demiyor. Allah rızası için ömür sürmüş, çok zengin olmasına rağmen kavrulmuş arpa unu yiyormuş. Talebelerine de en güzel yiyecekleri yedirip, tahsil görmeleri için her türlü ihtiyaçlarını karşılıyormuş. Allah, kendisini aziz etmiş, herkes onun peşinden gitmiş. Bütün büyük imamların hepsi böyledir. Makam mevkiinin bugünü var, yarını yok. Bunlarla kibirlenmek yerine kendi ayıplarını görerek, Allah’ın aciz bir kulu olarak kendinizi görürseniz, izzete kavuşursunuz. Ne zengin, ne güçlü, kibirli adamlar dünyaya gelip gitmişler ama hiçbirinin adı anılmıyor, yok olup gidiyorlar. Allah birçok kulunu aziz etmiştir. Peygamberimiz de bunlardan birisidir. Efendimiz yetim doğdu, büyüdü ama Allah onu aziz etti. Bu hadis-i şerif Ebu Hureyye’den nakledilmiştir. Allah ondan razı olsun. Âmin.

TEDBİRLİ DAVRANMAK HAYATIN YARASIDIR

Peygamberimiz başka bir hadis-i şerifinde, “Tedbirli davranmak, hayatın yarısıdır” buyuruyor. Tedbir, bir işin sonucunu düşünmektir. Acaba bu işin sonucunda, karşılığında kötü şeyler yapan olur mu, bu iş zarar getirir mi, diye düşünmektir. Efendimizin sözüne kulak verip, bir iş yapmadan önce önlem alacağız, tedbirli olacağız. Sünneti tam yaptığınız zaman Allah size izzet verir. Ertuğrul Gazi gibi, Osman Gazi gibi tedbirli olursanız Allah size dünyanın en uzun ömürlü devletlerinden birini kurmayı nasip eder. Her işinizde başarılı olmanızı nasip eder. Efendimiz hadisin devamında, “İnsanları sevmek, sevgiyle hareket etmekde aklın yarısıdır” buyuruyor. Sen insanları seversen insanlar da seni sever. İnsanları hor görürsen, seni sevmez, kin beslerler. Hadisin devamında Peygamber Efendimiz, “Kaygı, üzüntü, gam, keder ihtiyarlığın yarısıdır” buyuruyor. Anadolu’da, “Yiğidi gam öldürür” diye bir atasözü vardır. Bu atasözü işte bu hadis-i şeriften gelir. Efendimizin sözlerini böyle benimsemişiz. Resulûllah gam, keder ihtiyarlamanın yarısıdır diyor. Bunu düşünerek Allah’tan gelen her şeye hoş geldin dememiz lazım. Yunus Emre’nin, “Hak’tan gelen şerbeti / İçtik elhamdülillah” dediği gibi ne olursa olsun başımızın üstündedir, demeliyiz. Her şey Allah’tan gelmiyor mu? Benim için bir güzellik vardır, hayır vardır diyerek, düşünerek Allah’a teslim olmalıyız. Peygamberimiz bahtiyar bir şekilde yaşama prensiplerini bize böyle anlatıyor.