Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, Pirimiz üstadımız
Hazreti Osmani Zinnureyni Velî denilerek Hz. Osman pîr addediliyor bu mektep
gülbanginde. Çünkü Hz. Osman, Kur an ı ilk kez yedi adet çoğaltarak İslâm
diyarlarının her bir tarafına göndermek suretiyle İslami ilimlerin
öğretilmesine hizmet etmiştir. Bu sebeple de muallim sayılmış, eğitimin pîri
addedilmiştir İslam âleminde.
Gülbank okunduktan sonra hoca tekrar dua eder âminler
eşliğinde. Sonra tören eğer okuldaysa, çocuğu bir elinden bevvab, diğer elinden
babası veya mektep kalfası yani muallimin yardımcısı tuttuğu gibi muallimin
yanına çıkarırlardı. Tören sırasında en önde giden çocuğun minderi ve rahlesi
çoktan muallimin önüne konulmuş, talebe beklenmektedir şimdi
İlk Besmele Bed -İ Besmele
Bed -i Besmele Merasimi evde de yapılırdı, okulda da. Evi
müsait olmayanlar okulu tercih ederlerdi. Müsait olanlar da evi. Evin önüne
gelen Âmin Alayı katılımcıları kapıda padişaha dua edip, gülbankler okunduktan
sonra içeri geçerlerdi. İçeride ise dört gözle minder, rahle ve muallim ve de
konu-komşu-akrabalar talebeyi bekleşmektedir. Âmin Alayı na katılanlar, çocukla
beraber içeri girerler. Minderler ve seccadelerle döşenmiş, öd ağacı ve
buhurlar yakılıp havalandırılmış odada otururlar ve hocanın çocuğa ilk dersi vermesini
gözlerler. Muallim, misafirlerin arasında ulemadan biri varsa edeptendir, ilk
dersi ulemanın vermesi için yerini ona terk ederdi. Çocuk, elinden tutulup
babası tarafından teslim edilir öğretmenine, Eti senin kemiği benim.
Sözleriyle muallimin elini öpen yavrucak minderine oturtulur. Karşısında
muallim. Arada rahle. Çocuk boynundaki cüz kesesinden çıkardığı cüzü rahlenin
üzerine kor. Eline odun, kemik, pirinç, gümüş veya altından yapılmış hilal
çubuğunu alır ve hocanın talimatını bekler: Muallim euzü besmele çeker ve:
Hadi evladım benimle beraber söyle. der çocuğa.
Hoca: Eûzubillâhi mine şşeytani rracîm.
Çocuk: Eûzubillâhi mine şşeytani rracîm
Hoca: Bismillâhi rrahmâni rrahîm
Çocuk: Bismillâhi rrahmâni rrahîm
Hoca: Rabbi yessir (Rabb im kolaylaştır)
Çocuk: Rabbi yessir
Hoca: Ve lâ tüassir (zorlaştırma)
Çocuk: Ve lâ tuassir
Hoca: Rabbi temmim (Rabb im tamamlattır)
Çocuk: Rabbi temmim
Hoca: Bilhayr (hayırla)
Muallimin ağzından teşvik edici, çocuğu pohpohlayıcı bir
aferin çıkar. Bazen ünlü yazar ve mizah ustası Ercümend Ekrem Talû nun
(1886-1956), çocukluğunda yaptığı gibi bu aferini o heyecan ve dalgınlıkla
tekrarlayanlar da olurdu. Tabii etrafta onları izleyenlerin attıkları
kahkahalar ve unutulmayan çocukluk hatıraları çıkardı bunun neticesinde
Sonra çocuğa cüzünün ilk sayfasındaki harfler öğretilir.
Hoca elindeki ucu sivri cetvel boyundaki işaret çubuğu sayılabilecek sopası ile
ilk harfi işaret ederek harfin adını söyler. Çocuk da hilaliyle takip ederek
tekrarlar. İlk derste çocuğa elifba cüzünün en başındaki dua kısmı ile bir kaç
harf ve çok kere sadece elif harfi okutulurdu. Bazen çocuk harflerin tamamını
da okurdu. Aferin! Bu günlük bu kadar yeterli. Ders bitti. Der ve balmumunu
alır, cüzde kaldıkları yere yapıştırırdı, gelecek derste o balmumu yapıştırılan
yerden devam edilmesi için. Bundan sonra öğretmen Yarabbi ilmimi ve aklımı ve
anlayışımı artır manasına gelen Rabbi zidnî aklen ve ilmen ve fehmen Duasını
çocuğa tekrar ettirerek ilk dersi bitirirdi. Maşallahlar arasında çocuk önce hocanın
elini sonra da orda bulunan büyüklerinin ellerini öperdi. O artık yeni ve küçük
bir şakirddi, küçük bir öğrenci
Bed -İ Besmele Töreninin Başka Bir Uygulaması
Bed -i Besmele Töreni genelde yukarıdaki gibi yapılırdı.
Bazen bu anlattığım şekilde yapan muallimler de vardı. Âmin Alayı bittikten
sonra yukarıda anlattığım teşrifatla öğretmenin karşısına oturtulurdu çocuk.
Hoca, çocuğun kalemini açar, divitin mürekkebine batırırdı. Sonra Rabbi
Yessir: Rabb im kolaylaştır yazardı kâğıda. Sonra üstüne şeker dökerlerdi ve o
şekerli mürekkepli yazıyı çocuğa yalatırlardı. Sonra yine tören yukarıdaki gibi
devam ederdi.
Yazının mürekkebini şekerli şekerli yalayanlardan biri de
meşhur şairimiz Yahya Kemal Beyatlı. O beynine nakşetmiş olan bu olayı
Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım isimli kitabında ayrıntılı
anlatmaktadır.
Ziyafet Ve Hediyeler
Yeni öğrenci el öperken, orada bulunan talebe hafızlar
tarafından Kur an dan sureler okunurdu. Sonra muallim bu surelerin sonunda
anlamlı bir dua ederdi. Duanın işaret edilen yerlerinde âminciler âmin
sadalarıyla duayı taçlandırırlardı. Sonra törenin bir parçası olan ziyafete
gelirdi sıra. Sofralar kurulurdu. Ailenin maddi durumuna göre bu mükellef bir
ziyafet olduğu gibi helva, zerde, pilav gibi şeyler de ikram edilebilirdi veya
misafirler sadece lokmayla da ağırlanabilirdi. Lokma zaten bu törenin meşhur
tatlısıydı. Mayalı ve suluca hamurdan kaşıkla fındık yahut ceviz büyüklüğünde
alınıp kızgın susam yahut zeytinyağında kızartıldıktan sonra ya tatlıya atılmak
yahut sonra tatlıya batırılmak suretiyle yenilen bir tatlıydı bu ve günümüzde
de hâlâ yapılmaktadır. Yemekler ve lokmalar yenildikten sonra çocuğun ailesi
tarafından görevlendirilen iki kişi sokak kapısının iki tarafında beklerler.
Önceden içlerine belirlenen miktarlarda paralar konularak hazırlanmış çıkınlar
evden ayrılan çocuklara birer birer verilirdi. Törene katılan bütün çocuklara
bir kuruş, ilahicilere iki, ilahici başına üç kuruş, hoca, kalfa ve bevvaba
münasip miktarlarda para verilirdi. Bazı ailelerin, mektep hocası ile mektep
kalfasına nakdî hediyenin yanında cübbelik çuha, mintanlık kumaş da hediye
ettiği olurdu. Bazı aileler de muallime ipek mendil içinde en aşağı sarı lira;
kalfaya keten mendilde yarım lira, bevvaba yazma mendilde çeyrek lira, ilahici
başına ve ustalara ikişer, birer çeyrek lira; diğerlerine ikilik, kuruş olarak
verirlerdi hediyelerini. Durumları yerinde olanlar hocaya gayet müzeyyen bir
bohça içinde iki top ipekli kumaş, bir bel şalı, cübbelik çuka ile atlas bir
kese içinde uygun bir miktarda para takdim ederlerdi. Mektep kalfasına da bir
top kumaş ve cübbelik bir çuka ile yine uygun bir miktar atiyye yani para
konulmuş bohça verilirdi. Âminciler de onar, yirmişer para alırlardı.
Anadolu da ise genelde çocuklara para verilmez, simit ve şeker veya ekmek veya
durumu yerindeyse helvalı ekmek dağıtılırdı. İlahicilere para verilirdi. Mektep
hocasına ise bir tepsi baklava ve ucunda para bağlı sırmalı bir çevre
gönderilirdi.
Gidenlerin hediyeleri verilirken kapıda, hanede kalan
hoca ve misafirlere kahve ve şerbetler ikram edilirdi. Misafirlerin çocuk için
getirdiği hediyeler de çocuğa verilirdi. Neler yoktu ki bu hediyeler arasında
Gümüş kupadan tutun da gümüş süt kadehine, gümüş hilal ve gümüş kaşığa kadar
bir sürü hediye Böylece tören sona ererdi. Bir ekleme daha yapalım konumuza:
Osmanlı şehzadelerinin Bed-i besmele törenleri daha da şatafatlı olurdu ve
tören sonunda töreni izleyenlere saçı adı altında altın ve gümüş paralar
saçılırdı. Bu konuda I.Abdülhamid in şehzadelerinin Bed -i Besmele Törenini
anlatan Enderûnlu Fâzıl ın Sûrnâme-i Şehriyâr ından da bahsetmeden geçmek
olmaz.
Yürüyen Servis
Her ne kadar mektepler çocukların ikamet ettiği
mahallelerde ise de yürüme mesafesi olabiliyordu çocukların evleriyle
mektepleri arasında... Bu durumda lalası olanlar lalalarıyla, lalası olmayanlar
da bevvabla okula gelirlerdi. Bevvab yani mektebin hademesi her sabah Haydi
Mektebe! dâvetiyle çocukları toplar ve uzun bir sı¬rığa onların yiyecek
çantalarını, sefer taslarını veya yemek çıkınlarını düzerek sırığı omuzuna alır
ve çocukları toplaya toplaya ilerler bir servis gibi onları okula iletirdi.
Akşamları da yine aynı şekilde evlerine dağıtırdı.
Son Söz
Âmin Alayı veya Bed -i Besmele töreni, çocuğun hem aile
içinde hem de toplumda yeni bir statü kazanmasını sağlıyordu. Bir bakıma
bebeklikten, öğrenciliğe, büyüklüğe geçişti, çocuğun hayatının yeni bir
safhasıydı. Velayet ve terbiye hakkının öğretmene devredildiği bu merasimler,
Türk-İslâm terbiye anlayışını ve bu anlayışta öğretmene verilen değeri de
anlatması bakımından manidardır. İslâm kültüründe ilme olan, Kur an a ve vatana
olan bağlılığın göstergesidir. Bu merasimin arka planında asırların birikimiyle
oluşmuş bir kültür, bir din ve dünya görüşü vardır. Yapılan tören, sıbyan
mektebine başlama yaşına gelmiş çocukları okumaya heveslendirmesi bakımından da
son derecede önemli pedagojik ve psikolojik bir anlam ve değer taşımaktadır.
Osmanlılar da uygulanan bu anlamlı törenin ilk amacı Kur ân-ı Kerim i minicik
kalplere sevdirmek içindi. Çünkü yüreği Kur ân ve İslâm sevgisiyle büyüyen
çocuklar, dünyada vatanına, milletine, ailesine ve dinine hizmet eden şuurlu
birer fert olurlar; âhirette de hem kendi kurtuluşlarına vesîle olacak ameller
işlerler, hem de ebeveynine sadaka-i câriye olacak hayırlar gönderirler. Biz
de ecdadımızın bu güzel âdetlerini yaşatarak, yavrularımızı merasimlerle,
dualarla ve tatlı hâtıralarla yâd edeceği şekilde Kur ân-ı Kerim le
tanıştırmalı ve onların gönüllerinin derinliklerine bu ulvî muhabbetin
tohumlarını ekmeliyiz. O tohumları ekmeliyiz ki yeşersin meyve versin. Dal dal
sarsın yurdumuzu. Kökleri ulaşsın geleceğe
Kaynaklar
Elif Aydın, Tarihimizde Âmin Alayları ve Eğitim
Açısından Değerlendirilmesi , Tez [Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi,
Sosyal Bilimler Enstitüsü, İlahiyat Ana Bilim Dalı, 2008].
İsmail Kara ve Ali Birinci, Mahalle Mektebi
Hatıraları-Âmin Alayı-Mektep İlahileri, İstanbul: Kitabevi, 1997.
Necdet Sakaoğlu, Âmîn Alayı , İstanbul: Dünden Bugüne
İstanbul Ansiklopedisi, 1993, c. I, s.s. 244-246.
Mustafa Öcal, Âmin Alayı , İstanbul: DİA, 1991, c.III,
s. 63.