Âmin alayları - Bed'-i besmele töreni ' 4

Abone Ol

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, Pirimiz üstadımız

Hazreti Osmani Zinnureyni Velî denilerek Hz. Osman pîr addediliyor bu mektep

gülbanginde. Çünkü Hz. Osman, Kur an ı ilk kez yedi adet çoğaltarak İslâm

diyarlarının her bir tarafına göndermek suretiyle İslami ilimlerin

öğretilmesine hizmet etmiştir. Bu sebeple de muallim sayılmış, eğitimin pîri

addedilmiştir İslam âleminde.

Gülbank okunduktan sonra hoca tekrar dua eder âminler

eşliğinde. Sonra tören eğer okuldaysa, çocuğu bir elinden bevvab, diğer elinden

babası veya mektep kalfası yani muallimin yardımcısı tuttuğu gibi muallimin

yanına çıkarırlardı. Tören sırasında en önde giden çocuğun minderi ve rahlesi

çoktan muallimin önüne konulmuş, talebe beklenmektedir şimdi

İlk Besmele Bed -İ Besmele

Bed -i Besmele Merasimi evde de yapılırdı, okulda da. Evi

müsait olmayanlar okulu tercih ederlerdi. Müsait olanlar da evi. Evin önüne

gelen Âmin Alayı katılımcıları kapıda padişaha dua edip, gülbankler okunduktan

sonra içeri geçerlerdi. İçeride ise dört gözle minder, rahle ve muallim ve de

konu-komşu-akrabalar talebeyi bekleşmektedir. Âmin Alayı na katılanlar, çocukla

beraber içeri girerler. Minderler ve seccadelerle döşenmiş, öd ağacı ve

buhurlar yakılıp havalandırılmış odada otururlar ve hocanın çocuğa ilk dersi vermesini

gözlerler. Muallim, misafirlerin arasında ulemadan biri varsa edeptendir, ilk

dersi ulemanın vermesi için yerini ona terk ederdi. Çocuk, elinden tutulup

babası tarafından teslim edilir öğretmenine, Eti senin kemiği benim.

Sözleriyle muallimin elini öpen yavrucak minderine oturtulur. Karşısında

muallim. Arada rahle. Çocuk boynundaki cüz kesesinden çıkardığı cüzü rahlenin

üzerine kor. Eline odun, kemik, pirinç, gümüş veya altından yapılmış hilal

çubuğunu alır ve hocanın talimatını bekler: Muallim euzü besmele çeker ve:

Hadi evladım benimle beraber söyle. der çocuğa.

Hoca: Eûzubillâhi mine şşeytani rracîm.

Çocuk: Eûzubillâhi mine şşeytani rracîm

Hoca: Bismillâhi rrahmâni rrahîm

Çocuk: Bismillâhi rrahmâni rrahîm

Hoca: Rabbi yessir (Rabb im kolaylaştır)

Çocuk: Rabbi yessir

Hoca: Ve lâ tüassir (zorlaştırma)

Çocuk: Ve lâ tuassir

Hoca: Rabbi temmim (Rabb im tamamlattır)

Çocuk: Rabbi temmim

Hoca: Bilhayr (hayırla)

Muallimin ağzından teşvik edici, çocuğu pohpohlayıcı bir

aferin çıkar. Bazen ünlü yazar ve mizah ustası Ercümend Ekrem Talû nun

(1886-1956), çocukluğunda yaptığı gibi bu aferini o heyecan ve dalgınlıkla

tekrarlayanlar da olurdu. Tabii etrafta onları izleyenlerin attıkları

kahkahalar ve unutulmayan çocukluk hatıraları çıkardı bunun neticesinde

Sonra çocuğa cüzünün ilk sayfasındaki harfler öğretilir.

Hoca elindeki ucu sivri cetvel boyundaki işaret çubuğu sayılabilecek sopası ile

ilk harfi işaret ederek harfin adını söyler. Çocuk da hilaliyle takip ederek

tekrarlar. İlk derste çocuğa elifba cüzünün en başındaki dua kısmı ile bir kaç

harf ve çok kere sadece elif harfi okutulurdu. Bazen çocuk harflerin tamamını

da okurdu. Aferin! Bu günlük bu kadar yeterli. Ders bitti. Der ve balmumunu

alır, cüzde kaldıkları yere yapıştırırdı, gelecek derste o balmumu yapıştırılan

yerden devam edilmesi için. Bundan sonra öğretmen Yarabbi ilmimi ve aklımı ve

anlayışımı artır manasına gelen Rabbi zidnî aklen ve ilmen ve fehmen Duasını

çocuğa tekrar ettirerek ilk dersi bitirirdi. Maşallahlar arasında çocuk önce hocanın

elini sonra da orda bulunan büyüklerinin ellerini öperdi. O artık yeni ve küçük

bir şakirddi, küçük bir öğrenci

Bed -İ Besmele Töreninin Başka Bir Uygulaması

Bed -i Besmele Töreni genelde yukarıdaki gibi yapılırdı.

Bazen bu anlattığım şekilde yapan muallimler de vardı. Âmin Alayı bittikten

sonra yukarıda anlattığım teşrifatla öğretmenin karşısına oturtulurdu çocuk.

Hoca, çocuğun kalemini açar, divitin mürekkebine batırırdı. Sonra Rabbi

Yessir: Rabb im kolaylaştır yazardı kâğıda. Sonra üstüne şeker dökerlerdi ve o

şekerli mürekkepli yazıyı çocuğa yalatırlardı. Sonra yine tören yukarıdaki gibi

devam ederdi.

Yazının mürekkebini şekerli şekerli yalayanlardan biri de

meşhur şairimiz Yahya Kemal Beyatlı. O beynine nakşetmiş olan bu olayı

Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım isimli kitabında ayrıntılı

anlatmaktadır.

Ziyafet Ve Hediyeler

Yeni öğrenci el öperken, orada bulunan talebe hafızlar

tarafından Kur an dan sureler okunurdu. Sonra muallim bu surelerin sonunda

anlamlı bir dua ederdi. Duanın işaret edilen yerlerinde âminciler âmin

sadalarıyla duayı taçlandırırlardı. Sonra törenin bir parçası olan ziyafete

gelirdi sıra. Sofralar kurulurdu. Ailenin maddi durumuna göre bu mükellef bir

ziyafet olduğu gibi helva, zerde, pilav gibi şeyler de ikram edilebilirdi veya

misafirler sadece lokmayla da ağırlanabilirdi. Lokma zaten bu törenin meşhur

tatlısıydı. Mayalı ve suluca hamurdan kaşıkla fındık yahut ceviz büyüklüğünde

alınıp kızgın susam yahut zeytinyağında kızartıldıktan sonra ya tatlıya atılmak

yahut sonra tatlıya batırılmak suretiyle yenilen bir tatlıydı bu ve günümüzde

de hâlâ yapılmaktadır. Yemekler ve lokmalar yenildikten sonra çocuğun ailesi

tarafından görevlendirilen iki kişi sokak kapısının iki tarafında beklerler.

Önceden içlerine belirlenen miktarlarda paralar konularak hazırlanmış çıkınlar

evden ayrılan çocuklara birer birer verilirdi. Törene katılan bütün çocuklara

bir kuruş, ilahicilere iki, ilahici başına üç kuruş, hoca, kalfa ve bevvaba

münasip miktarlarda para verilirdi. Bazı ailelerin, mektep hocası ile mektep

kalfasına nakdî hediyenin yanında cübbelik çuha, mintanlık kumaş da hediye

ettiği olurdu. Bazı aileler de muallime ipek mendil içinde en aşağı sarı lira;

kalfaya keten mendilde yarım lira, bevvaba yazma mendilde çeyrek lira, ilahici

başına ve ustalara ikişer, birer çeyrek lira; diğerlerine ikilik, kuruş olarak

verirlerdi hediyelerini. Durumları yerinde olanlar hocaya gayet müzeyyen bir

bohça içinde iki top ipekli kumaş, bir bel şalı, cübbelik çuka ile atlas bir

kese içinde uygun bir miktarda para takdim ederlerdi. Mektep kalfasına da bir

top kumaş ve cübbelik bir çuka ile yine uygun bir miktar atiyye yani para

konulmuş bohça verilirdi. Âminciler de onar, yirmişer para alırlardı.

Anadolu da ise genelde çocuklara para verilmez, simit ve şeker veya ekmek veya

durumu yerindeyse helvalı ekmek dağıtılırdı. İlahicilere para verilirdi. Mektep

hocasına ise bir tepsi baklava ve ucunda para bağlı sırmalı bir çevre

gönderilirdi.

Gidenlerin hediyeleri verilirken kapıda, hanede kalan

hoca ve misafirlere kahve ve şerbetler ikram edilirdi. Misafirlerin çocuk için

getirdiği hediyeler de çocuğa verilirdi. Neler yoktu ki bu hediyeler arasında

Gümüş kupadan tutun da gümüş süt kadehine, gümüş hilal ve gümüş kaşığa kadar

bir sürü hediye Böylece tören sona ererdi. Bir ekleme daha yapalım konumuza:

Osmanlı şehzadelerinin Bed-i besmele törenleri daha da şatafatlı olurdu ve

tören sonunda töreni izleyenlere saçı adı altında altın ve gümüş paralar

saçılırdı. Bu konuda I.Abdülhamid in şehzadelerinin Bed -i Besmele Törenini

anlatan Enderûnlu Fâzıl ın Sûrnâme-i Şehriyâr ından da bahsetmeden geçmek

olmaz.

Yürüyen Servis

Her ne kadar mektepler çocukların ikamet ettiği

mahallelerde ise de yürüme mesafesi olabiliyordu çocukların evleriyle

mektepleri arasında... Bu durumda lalası olanlar lalalarıyla, lalası olmayanlar

da bevvabla okula gelirlerdi. Bevvab yani mektebin hademesi her sabah Haydi

Mektebe! dâvetiyle çocukları toplar ve uzun bir sı¬rığa onların yiyecek

çantalarını, sefer taslarını veya yemek çıkınlarını düzerek sırığı omuzuna alır

ve çocukları toplaya toplaya ilerler bir servis gibi onları okula iletirdi.

Akşamları da yine aynı şekilde evlerine dağıtırdı.

Son Söz

Âmin Alayı veya Bed -i Besmele töreni, çocuğun hem aile

içinde hem de toplumda yeni bir statü kazanmasını sağlıyordu. Bir bakıma

bebeklikten, öğrenciliğe, büyüklüğe geçişti, çocuğun hayatının yeni bir

safhasıydı. Velayet ve terbiye hakkının öğretmene devredildiği bu merasimler,

Türk-İslâm terbiye anlayışını ve bu anlayışta öğretmene verilen değeri de

anlatması bakımından manidardır. İslâm kültüründe ilme olan, Kur an a ve vatana

olan bağlılığın göstergesidir. Bu merasimin arka planında asırların birikimiyle

oluşmuş bir kültür, bir din ve dünya görüşü vardır. Yapılan tören, sıbyan

mektebine başlama yaşına gelmiş çocukları okumaya heveslendirmesi bakımından da

son derecede önemli pedagojik ve psikolojik bir anlam ve değer taşımaktadır.

Osmanlılar da uygulanan bu anlamlı törenin ilk amacı Kur ân-ı Kerim i minicik

kalplere sevdirmek içindi. Çünkü yüreği Kur ân ve İslâm sevgisiyle büyüyen

çocuklar, dünyada vatanına, milletine, ailesine ve dinine hizmet eden şuurlu

birer fert olurlar; âhirette de hem kendi kurtuluşlarına vesîle olacak ameller

işlerler, hem de ebeveynine sadaka-i câriye olacak hayırlar gönderirler. Biz

de ecdadımızın bu güzel âdetlerini yaşatarak, yavrularımızı merasimlerle,

dualarla ve tatlı hâtıralarla yâd edeceği şekilde Kur ân-ı Kerim le

tanıştırmalı ve onların gönüllerinin derinliklerine bu ulvî muhabbetin

tohumlarını ekmeliyiz. O tohumları ekmeliyiz ki yeşersin meyve versin. Dal dal

sarsın yurdumuzu. Kökleri ulaşsın geleceğe

Kaynaklar

Elif Aydın, Tarihimizde Âmin Alayları ve Eğitim

Açısından Değerlendirilmesi , Tez [Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi,

Sosyal Bilimler Enstitüsü, İlahiyat Ana Bilim Dalı, 2008].

İsmail Kara ve Ali Birinci, Mahalle Mektebi

Hatıraları-Âmin Alayı-Mektep İlahileri, İstanbul: Kitabevi, 1997.

Necdet Sakaoğlu, Âmîn Alayı , İstanbul: Dünden Bugüne

İstanbul Ansiklopedisi, 1993, c. I, s.s. 244-246.

Mustafa Öcal, Âmin Alayı , İstanbul: DİA, 1991, c.III,

s. 63.