Amerikayı biz keşfettik Getirdik, komşu ettik

Abone Ol

Nasreddin Hoca’mız bir çok fıkrasına kadınını da ortak eder. Az anlayışlı olmayı bizim üstümüzden alıp eşine yüklemesi, yıllardır sürdürdüğü eğitimimizin olumlu netice vermesini istemesindendir.

Yoksa o da bilirdi, işlerinin (fıkralarının) yarısını ona havale ettikten sonra, şuraya bir kaset koy da neşemizi bulalım Semira! Pardon bayan Nasreddin demesini. Ama o, öyle yapmadı. Ne kendi neşe peşinde oldu, ne de hanımını adıyla sanıyla ünlendirdi bize. Hatta ondan, haydi kız bir intifada başlat, adın geçsin senin de, teşvikini esirgediğini herkes bilir. Belki de bu yüzdendir bizim Nasreddin Hoca’mız olması, bizim Nasreddin Hoca’mız olarak kalması..

Gerçi eşi de bilir Nasreddin Hoca’nın kıymetini. Şehre düdük almaya gitmediği zamanlarda ve evde olup kazanları doğurtmaya uğraşmadığı günlerde Hoca’yla sohbet etmek ve ondan bize kalacak nükteler, dersler üretmesini sağlamak, görevinin her daim şuurunda olmuştur, onun kadar ünlü kalamayacağını bile bile..

Nasreddin Hoca’yla sohbet etmek kolay değildir, hele onu en iyi tanıyan hayat arkadaşı iseniz. Bakmayın siz öyle paldır küldür gelip, Hoca bana ip ver, hoca bana eşeğini ver, Hoca bana şeker ver, Hoca benim kazanımı geri ver, diyenlere.

Hoca’nın onlara gereken cevabı verdiğini ve günümüze kadar susturduğunu hepimiz biliyoruz. Ama karısı öyle mi ya.. Sus dese de Hoca, susmaz. Kıymetini bildiğindendir, demiştik.

İşte öylesine sıradan bir günde Nasreddin Hoca ve karısı oturmaktalar evlerinde. Ne gelen var, ne giden. Belki Hoca’mız kitabını okumakta. Belki de hanımı, ipe serilmiş unlar yeterince kurumuştur diyerek çuvallara toplamakta. Fakat konuşmaları gerek. Onlar konuşacaklar, bize de fıkraları kalmış olsun.

Un çuvallarının ağzını bağlayıp unluğa koyduktan ve ellerini çırpıp temizledikten sonra bir mevzuu bulmuş olmanın iç huzuruyla başını Hoca’nın bulunduğu odaya doğru uzatarak sorar karısı. Bir de bizim anlatmamızdan duyun istedik işte yeni oluşan bu fıkrayı. Çünkü sonunda bizim de diyeceklerimiz var.

- Efendi, bizim bitişik komşu İmam Ali bey ne iş yapar

Kolay bir soruymuş bu. Hoca’mız hemen bilir, demeniz size tarihe mal etmez. Hoca’mızın cevabı hem bilimsel, hem Amerika’nın keşfinin nasıl yapıldığını aydınlatıcı niteliktedir.

- İmam dedin ya hanım!

Hoca’mızın sesindeki sevgi melodisinin, hele hele hanım derken vurguladığı hasret tınısının elbette farkındadır karısı. Bir an hatırlamaya çalışır geceyi. Yoksa Hoca, diğer odada mı yatmıştı Konuşmayı sürdürmek ister doğal olarak ve kadın olduğundan.

- Hayır hayır… Adı nedir, diyecektim

Hoca sabırlı adamdır, sabırlı olduğunu göstermeye her zaman hazırdır.

Sakince cevaplar yine karısını. Lakin sesindeki şarkı notaları mars notası sertliğine bürünmüştür.

- Ali bey dedin ya hanım!

Nasreddin Hoca’nın sesindeki tonaj farkının ne olduğunu en iyi karısı bilmez mi Yaptığı hata ve aldığı cevap biraz afallatır onu.

- Canım efendim.. Nerede oturur şeklinde olacaktı sorum.

Gelen yok, giden yok. Ahırdaki eşek dersen, yokluk nedir bilmiyor. Alışmak, icabında hanımın böyle sorularına da alışmak bize düşüyor mademki Nasreddin Hoca’yım, diye düşünürken Hoca’mız, karısını da cevapsız bırakmak istemiyor. Amerika keşfedilse de kurtulsak bu ızdıraptan çaresizliğinde.

- Bitişik komşumuz demiştin ya hanım!

Aslında Nasreddin Hoca’da herkes gibi eşiyle konuşurken, kadınım, hayatım, canım, gülüm gibi kelimeler kullanır ama, fıkralarının edebiyat kitaplarına girmesinden dolayıdır resmi bir sıfat gibi hanım demesi her cümlesinin sonunda.

Duyduğunuz Hoca’nın cevabından sonra karısının mahzunluğu hala fıkrayı noktalandıracak cümleye ulaşılmamışlığındandır. Yani hala farkedilebilinir boyuttadır, Hanım kelimesindeki sevgi kırıntıları.

Soru bitti, Hoca’nın söyleyecekleri bitti.  Ama bu anlatıma fıkra denmezki. Amerika çok uzaktı. Yarı yoldan döndük, gitmedik dersen, kim inanır. Bakarki kadın, Hoca oralı değil. Bugün bir fıkra üretmesek de olur pozunda. Ama mademki bu kadar emek çekildi, son cümleyi söylemek bana düşsün der ve Hoca’ya, bu fıkranın yüzde ellisi benimdir havasını vererek sesine, derki:

- Aman efendi!.. Seninle de bir çift laf edilmiyor!

Varsın Nasreddin Hoca’mız aman dilesin. Dur öyle söyleme kadın, desin. Herkese beni çekilmez ve sohbet bilmez olarak mı tanıtmak istiyorsun Ben ettim, sen etme sızısına düşsün. Artık olmaz. Sizin de bildiğiniz gibi bu Nasreddin Hoca fıkrası da çoktan yerini aldı ders kitaplarında.

İyi, güzel, hoş.. Biz bu Nasreddin Hoca fıkrasını niye anlattık, durup dururken. Üstelik ülkemizin gündeminde Amerika’nın keşfi varken, Kılıçdaroğlu izlendikleri ve dinlendikleri korkularına kapılmışken..

Şu gerçeği herkes bilip dururken, yani bu ülkenin her gününde bir Nasreddin Hoca fıkrası yaşanırken, bu itirazlar niye Biz kimseye Amerika’yı keşfetmeyin mi dedik Kılıçdaroğlu’na da tavsiyemiz her sabah, ogle ve akşam yani tok karnına ve 3x1 dozunda “Korkma, sönmez…” okumasıdır.

- Efendi! Bizim bitişik komşumuz Amerika, nasıl bulundu acaba

Elbette karısı değildi bu soruyu efendi dediği kişiye soran insan. Üç dönemdir sürdürdüğü milletvekilliği bitmeden kendini göstermek ve bir işe yaradığını ispat etmek isteyen biri olamaz mı

Amerika’nın keşfini araştırmak işte böyle bir soruyla başladı. Gerçi verilen cevaplar, nerde Hoca, nerde bunlar dedirtecek cinstendi ama..

- Amerika nasıl bulundu derken, nerde, nasıl bulunduğunu mu soruyorsun Irak’ta mı nasıl bulundu, Suriye’de mi nasıl bulundu mesela. Binaenilayh topla bulundu, tüfekle bulundu, kanla bulundu, gözyaşlarıyla bulundu.. Amerika bu! İnsanlıkla, insan haklarıyla bulunacak değil ya..

Cevabın içeriğine bak. Altına imza atılan antlaşmaların maddelerini okumuş say kendini. Amma kültürlü adam kanaatini taşısan ne olur, taşımasan ne olur. Senden hiçbir zaman uçak yolcusu olmaz..

- Efendi! Yani ben bitişik komşumuz Amerika ne iş yapar şimdi Diye merak etmiştim.

Üç dönem milletvekilimiz bu soruyu sorarken, bana soracağına, bir görev uydur, yolluk çıkar, git birkaç ay kal ve öğren gel, demesini mi bekliyordu, efendi diye efeliğini gizlemek istediği kişinin. Alınan cevap efendice sayılmaz mı

- Kimin ne iş yaptığını bana mı soruyorsun Döktüğü kanları, ağlattığı kadınları görmüyor musun Mesele, Amerika’nın keşfedildiği yıllarda da, yani bize komşu olmadan da bu işleri yapıp yapmadığını bilmektir.

- Efendi! Bunları bilseniz bilseniz siz bilirsiniz. Acaba adresini bir yerlerden alarak mı gitmişler Amerika’yı keşfetmeye

Ne günlere kaldık ey gazi hünkar Kendimize az beğenme hakkı verdiğimiz Nasreddin Hoca’nın karısı günlerinden, bir fıkra oluşturmaya gücü yetmeyen üç dönem milletvekili günlerine erdik. Lakin cevabı yine de okunmaya değer.

- Elbette ben bilirim. Barış Manço iddia etti de ne oldu O gün uzaklarda olup da keşfedilmeyi bekleyen Amerika, bugün bize komşu olan Amerika ile aynıdır. Amerika değişmemiştir. Kendisini keşfeden Müslümanları öldüren Amerika, o gün üstüne yapıştırıp bıraktığı müslüman öldüren haçlı sıfatını bugün de sürdürmektedir. Binaenaleyh Amerika değişmemiş, öldürdüğü müslümanların rengi, yaşı, sayısı, ülkesi değişmiştir.

Efendi haklı, Nasreddin Hoca haklı.

Amerika’yı çözmüş adam. Komşuluk ilişkilerini gördükten sonra çözmesi de hanesine yazılacak artı puan demektir. Çünkü bizim tarihimiz, Amerika’yı keşfederken, onun müslüman katili bir devlet olduğunu bizzat yerinde gördüklerinden dolayı geriye dönüp, Amerika’yı biz keşfettik diyemeyen kahramanların varlığını ve çokluğunu her zaman ve her yerde yazdı ama, bilenimiz kaç kişi oldu Anlatmak ona düşmüş.

Cemal Nadir bu karikatürü çizerken, gidilecek yerler arasında ülkemizi saydırmaması, ne yapacaklarını bilmemesinden midir Ya da o baba, Filistin’i de saymayarak, Cemal Nadir’in şahsında dünya kamuoyunu kandırmanın rolünü mü oynuyordu

Madalyalı Adam Ve Urgancılar

Bu yazı 60 yıl önce tam bugün (23 Kasım 1954) bir CHP milletvekilinin sahip ve başyazar olduğu bir dergide (akbaba) yayımlanmıştır.

Öğreneceklerimiz var. Bilmek zorunda olduklarımız var. Yoksa biz de katılıveririz, muhalefet yapıyormuş görüntüsünün arkasındaki CHP’ni anlamayanlara ve içine girdiği ortaklıkların şeklini, kalıbını alanları iktidar olmuş sananlara.

Sırrı Atalay, bir CHP milletvekili. Aklı erdiği günden, 12 Eylül ihtilali evine gönderene kadar CHP’de milletvekilliği sıfatı taşımış biri.

12 Eylül’ün hemen ertesi günlerinde, mesela 13 Eylül’de, 14 Eylül’de sevinen insanlar vardı bu ülkede. İhtilalin nasıl bir ihtilal ve ne yapacak bir ihtilal olduğunu anlamadan niye seviniyordu insanlar Akıllarına hemen gelen iki sebep vardı. Birincisi kendilerine o eylül günlerini yaşatan Demirel-Ecevit ikilisinden kurtulmuş olmak. İkincisi ise hayatları Meclis ve senato’da geçen insanlardan oraların arındırılması. Sürekli milletvekillerinin yanında kontenjandan senatörleri, tabii senatörleri bir düşünün..

Partidaşının DP’liler adına karşı çıktığı kişi, Menderes’e bir iftira atmış. Bir DP milletvekili de (Adnan Tüfekci-Giresun) iki yumruk vurmuş.

Bunları öğrendik.

Suçlama cümlesine bakın. Hangi CHP organı gazetenin yayın politikasını posta ediyor

DP’liler cevap vermemişler bu iftiraya. Acaba bu cevap veremeyen yahut vermeyen DP’liler yüzünden mi 27 Mayıs’ı yaptırtma hayaline düştü CHP’liler Onların yüzünden mi kahraman sayılarak ödüllendirildi o kişi CHP seçmenince, ta 12 Eylül’e kadar

Öğreneceklerimiz var dedik. En önemli bilgi ise şudur bu yazıdan öğrendiğimiz: Menderes’in İstiklal Madalyasının olması.

Yani

CHP, İstiklal Madalyası sahibi bir başbakanını astırtmıştır bu ülkenin.

Bunu bilmek az bilgi mi sayılır

O günlerde (1954 seçimlerinin kaybından sonra) CHP’liler, paşa’larını dergilerinde böyle çizmişlerdi.

Neden

Çünkü biliyorlardı İnönü’nün kinci olduğunu.. Ne oldu

İnönü, kendini adamlarına böyle çizdirten DP iktidarından 27 Mayıs’ı yaptırtarak intikam aldı. Yaraları geçmiş aslan oldu.

Hayat levhaları

Şoför ağbi, baksana!

SÖZ dolaşıp geçmişten bir iz bulmaya bir bağ kurmaya geldiğinde, anlatılan o efsanedir.

Efendim, Mısır da bulunan M.Ö. 2000 yılına ait çivi yazısı tabletlerinde, eski zamanlar ne güzel zamanlardı, eski insanlar ne güzel insanlardı, bereket vardı, meymenet vardı, hal-hatır sormak vardı, iyi komşu olmak vardı, ah o eski zamanlar ne güzel zamanlardı, gibi cümleler yazıldığını okumuş ilim adamı tarihçiler.

Eskiyi özlemek hakkını kullanması insanların, altı kere gönderdiklerinin yedinci kere ve daha zalimce gelmelerine rıza göstermeleri değildir elbette. O durum, bir kere sokulduğumuz yılana ikinci ve daha çok kere sokulmak ferazetsizliğimizdir, basiretsizliğimizdir, bazılarımızın da alışkanlık kazanmasındandır.

Eski, tarihcilerin at oynattıkları alandır ve onlar yeniyi, tarih tekerrürden ibarettir hükmünce bir daha ve yine yaşamak tarifinde tutarlar. Tedbirli olsaydık, tedbir alsaydık tekrar yaşamayabilirdik öyle günleri diye hayıflanma hakkımız da hep vardır. Lakin gidenin veya gönderilenin bir daha gelmemesi için ihtilal tedbiri almak dahi yetmeyebilir ve hatta hızlandırabilir o istenmeyen dönüşleri.

Bu ülkede taksicilik de bu açıdan değerlendirilmelidir. Yani taksicili ve taksili yaşadığımız günler ve yıllar da tekerrürden ibarettir. Taksicilerimiz eğitimli, taksilerimiz sürekli son model sınıfında kalsalar da..

Siyasete girer gibi yapıp neden mi konuyu ülkemizin “taksi derdi”ne getirdik İshak Beyazay yüzünden. O yazdı, sizler de okudunuz gazetemizin sütunlarında.. (İshakBeyazay - Taksici Gerçeği  04 Kasım 2014 - Milli Gazete)

İshak Beyazay günümüzü yazmış. Biz geçmişini hatırlatarak taksiciliğin, değişen bir şey olmadığını, yaşanmışları bizimde tekrar tekrar yaşamayı sürdürdüğümüzü bilsin insanlar istedik. Halbuki İshak Beyazay’ın anlattığı olayla, bizim tarihin içinden bulup getirdiğimiz olay arasında tamı tamına 60 yıl ve hatırlanması zor sayıda hükumet, belediye, kanun, yönetmelik, ceza makbuzu var. Bizim belgemizi okuduktan sonra, dönün İshak Beyazay’ın anlattıklarını okuyun ve görün hiçbirşeylerin değişmediğini.

AHIR KAPISI

Atlar ahırdaysa, kapıyı kapat,

Açık ise hepsi dışarı atlar;

Kapıyı kapatmak artık faydasız,

Hepsi de kaçmışsa dışarı atlar

YATSI NAMAZI

Müslüman nasıl uyurmuş,

Akşamdan, yatsı kılmadan.

Namaz kıymeti bilmezsen,

Akşamdan yat sıkılmadan...

BAŞKALARININ HAKKI

Başkasının haklarına saygı olan,

“Tahammül”, sözlükteki mevcut bir kavram

Başkasının haklarına “saygısızlık”

Tahammülsüzlükteki mevcut bir kavram...

Ekrem Şama