Amerikancılığın serabı

Abone Ol

Amerika nın kendi varlık, etkinlik ve çıkarını algılama biçimiyle, kendi varlık, etkinlik ve çıkarını Amerika ya bağlamış olanların algılamaları, gizlenemeyecek ölçüde birbiriyle çelişir ve çatışır halde tezahür ediyor.

Yakın zamanlara kadar Amerika nın kendi algılama biçimi, Amerikancılığın çeşitli tevil, yorum ve değerlendirmeleri sayesinde perdelenebiliyor, bir takım sihirli kavram ve genel idealler harmanlamasıyla dikkatlerden kaçırılabiliyordu. Hele Soğuk Savaş ın heran yakın tehlikeye dönüşebilecek denli, propagandası Amerika nın kendi algılamasını neredeyse sorgulanamaz düzeye götürdüğü için, Amerikancılığın algılama biçimi onun yerine tek gerçeklik gibi rahatlıkla ileri sürülebilmiş, adeta şeksiz-şüphesiz kabullenilmesini olağanlaştırmıştı. Öyleki Amerika nın ilgi alanına dahil olabilmek bile, kendiliğinden bir itibar kazanmanın gerekçesi sayılagelmişti. Üstelik Amerika iyinin, doğrunun ve gücün temsil olunduğu bir gerçekliği ifade ediyordu.

Ne var ki, Doğu Blokunun, yani Sovyetler Birliği İmparatorluğu nun beklenmedik bir anda çökmesi ve I. Körfez Savaşı nın patlak vermesiyle birlikte Amerika nın kendi algılamasını merkeze almaya başlama gereği duyması, sürüp giden sözkonusu sahte dünyanın kendi içinde çelişkiler, çatışmalar, kargaşalıklar ve kaymalar yaşamasını da beraberinde getirdi. Sanırım Bush un "terör"ü kasdeder görünerek söylediği "ya bizimle olursunuz, ya da karşımızda" şeklinde beyanı bir dönüm noktasını da işaret ediyordu.

Bush un Amerikan medyasında "gerizekalı", "ahmak", "sakar", "megalomanyak" ve dolayısıyla evangelist olarak nitelendirilmesi bu gerçeği değiştirmiyordu. Belki de bu nitelikler sistemin tam uygulanması için gerekli görülen önşartlardı.

Aslında Amerika, baştan beri kendi varlık, etkinlik ve çıkarını vazgeçilmez ilkeler ve gerçekler olarak ortaya koyuyor, bunların gereğini şaşmaz ve ödün vermez bir tarzda takip ediyordu.

Vietnam da savaşırken de, oradan çekilirken de, Soğuk Savaş döneminde Yeşil Kuşağı tahkim ederken de, gerçek milli ve İslâmî hareketleri (mesela İran da Musaddık iktidarını, Türkiye de "Millî Görüş" hareket ve hükümetlerini, Hamas ve Lübnan daki Hizbullah oluşumlarını) tahrip ederken de aynı ideallerine hizmet ediyor, gerçekleşmeleri için çalışıyordu.

Gel gör ki Amerikancılık, aymazlığının ya da örtülü hale getirmiş varlık ve istemlerinin bir gereği olarak sahte bir dünya algılamasını gerçeğin yerine ikame ediyordu. Özgürlüğün, demokrasinin, eşitliğin ve barışın savunucusu kimliğini Amerika ya yüklüyordu. Elbette bunların Amerika açısından bir değeri vardı, ancak bunlar kendi varlığı, etkinliği ve çıkarı bağlamında algılandığı sürece.

Irak ve Afganistan ın işgal ve derderst edilme mecburiyetiyle birlikte Amerikancılığın sahte Amerika algılaması bir serap olarak, bizzat Amerika tarafından ortaya konulmuştur. Şah ın devrilmesi ve onursuz bir şekilde ömrünü tamamlaması, Irak ın cinnet geçirilen bir ülkeye döndürülmesi ve üçe ayrılması ya da Pakistan ın iç savaşa koşar adım Müşerref in şaşkın zorbalığından yol alması sadece bir teferruattır.

Enerji kaynaklarına sahip olmak ve kendi ölçüleri içinde denetimde tutmak, işte asıl sorun buradadır. Bu bakımdan Amerika nın can-ciğer dostu yeri geldiğinde azılı düşmanına dönüşür, dönüştürülür.

İnsani hiçbir duygunun, hiçbir değerin, herhangi bir kimsenin, bir dinin, bir kültürün mukaddesinin Amerikan ruhunda gerçek bir karşılığı yoktur. Üstelik bütün bunlar sahibine en şiddetli düşmanlık, inançsızlık, erdemsizlik ve değersizlik olarak geri dönebilir. Tıpkı bugünlerde Gürcistan da pembe devrimci Saakaşvili ye döndüğü gibi. Çünkü Amerika nın idealleri Amerikanlığın serabıdır ve yaklaştıkça mum gibi eritir, ölüm gibi yok ederek yutar.

Onursuzluk, haysiyetsizlik ve kişiliksizlik fazladandır. İran, Chavez gibi ülke ve kişiler bu serabdan uzak durabildikleri için onur, haysiyet ve kişiliklerine gösterilen saygıyı, takdiri bulabiliyorlar.