Amerika neyimiz olur?

Abone Ol

Bu soruyu sorarken dudaklarımızda belli bir gülümseme oluyor doğal olarak. Hayatımızın içine bu kadar girmiş olan bu güç ile ilgili böyle bir sorunun absürtlüğü bile söz konusu. Nasıl olur da böyle bir soruyu sorarız Kendimize gülümseyişimizin nedeni de bu.

Bu büyük güç ile ilgili kimi yorumlar, sorular boşlukta kalabilir. Türkiye veya Orta Doğu ülkeleri geneli için sorulası bir sorudur bu. Nasıl oluyor da hayatımızın içine bu kadar girebiliyor ya da bizi parmağında oynatıyor. Bu son cümlem hoş olmadı biliyorum. Onurlu, büyük olan ve öyle görünen bu devlet için elbette hoş değil. Değil ama bunun amaları çok.

Büyük göz, büyük denetleyici olmanın ötesinde artık tam bir müdahil. Bizi parmaklarının ucunda oynatıyor ne yazık ki. İtiraz hakkımız bile yok. Kendisine bağımlı olan ve hatta kendi iradesiyle iktidara güç yetirme bakımından belirgin bir gücü var. Bill Clinton’un bir koltuğun kolçağına oturması, tepeden merhum Ecevit’e bakması, onun da süklüm püklüm oturması yadırganmıştı. O, kimi zaman cılız da olsa itirazlarda bulunuyordu o hasta haliyle. Kıbrıs ve Irak konusunda. Paul Wolfoitz’in bir gelişi sonrasında partisi darmadağın oldu gitti. Arkası geldi. O dönemlerde Ecevit’in bu durumu çok eleştirilmiş ve yadırganmıştı. Propagandalar da bunun üzerine kurgulanmıştı. Güçlü stratejik ortak vurgusu öne çıkıyordu.

Öteden beri itirazlarımızdan, uyarı ve dikkatlerimizden hiçbir zaman geri kalmadık.

Çekiç Güç vardı. Çekiç Güç PKK’ya ve bölgede ülkemiz aleyhine olacak olan bütün güçlere yardım ediyordu. Bölgedeki dağların tepelerine ve olmadık yerlere uçaksavarların kimler tarafından nasıl götürüldüğü sorusunu Erbakan Hoca soruyordu. İktidar ortaklığı zamanında ilk iş Çekiç Güç’e ait bütün araçlarda Türk subay ve askerlerinin bulundurulma koşulu öne sürülünce, zorunlu olarak işlevi bitmiş ve çekilmişti.

1 Mart Tezkeresinin geçmeyişi, Kıbrıs konusunda direniş gibi durumlardan ötürü Türkiye’de kimi kurumların başına çorap ördürdü. Ergenekon ve benzeri süreçler bunun bir sonucuydu.

Bölgemizin yeniden ve tam anlamıyla kontrol altında tutulması için “Arap-Amerikan Baharı” sonrasında İzmir’deki NATO üssü, Malatya’daki Kürecik Radar Üssü, Güneydoğu’ya konuşlandırılan patroit füzeleri ile hem ülkemiz hem de bölgemizin tam anlamıyla kontrol altına alınması amaçlanıyordu. Buna itirazlarımızdan hiçbir zaman vaz geçmedik. Suriye olayı ile dolaylı olarak biz bir kaosun içine çekildik. O zaman da itirazda bulunduk. Ardından süregelen olaylar dizgesi bizi bugünlere getirdi. Reyhanlı, Suruç, Diyarbakır, Ankara patlamaları, Gezi Parkı olayı süreci bu kaosun belli göstergeleri.

Birden nasıl olduysa Egemen Güç patroit füzelerini çekti. Ardından da elli ton askeri mühimmat Kuzey Suriye’de PYD’nin emrine sunuldu. PYD ile PKK arasında doğrudan bir bağ var. Bu askeri ve lojistik destek iki yönlü. Yakın zamanda PKK’nın elindeki silâhların Amerika ve NATO’ya ait olduğu ortaya çıktı ve bu medyaya yansıdı.

Doğal müttefiğimiz ve stratejik ortağımızın böyle bir yola başvurması nasıl izah edilecekti Gene yakın zamanda Adana’da İncirlik’e yakın bir bölgede bir kasaba kurulduğuna ilişkin haberler de medyaya yansıdı. Dahası Amerika PYD’yi karasal güç olarak tanımladı. Anlaşıldığına göre bölgede yeni bir yapılanma var.

Türkiye tam bir karmaşanın içine düştü. Rusya devreyi girince haklı itirazımızı yükselttik devlet olarak. Rusya’nın Suriye de ne işi var diye. Ama aynı soruyu Amerika’ya dönük soramıyoruz, sorulamıyor.

Doğal olarak: “Amerika bizim neyimiz olur. Bu pervasızlık nedir, neden biz bu kadar zor durumdayız

Ankara patlaması bir rastlantı mıdır Türkiye için bir gözdağı değil midir Ya da seni başına bir çorap örüyorum, sen onunla uğraş bırak şu işleri demek değil midir Sorulacak o kadar çok sorumuz var ki