Amerika kuşatmasında başörtüsü sorunu

Abone Ol

"Cihan bağında ey âkil budur makbul-i ins u cin

Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin"

İsmail Hakkı Efendi nin Cönkü nden

Öylesine bir kuşatma ki, insanı çıldırtacak boyutta bir psikolojiye sürüklüyor. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın bir yumak gibi her şey birbirine dolaşık. Farkına varılmadan, doğrudan ya da dolaylı yollarla umutların, çözümün Amerika ya bağlandığı bir süreçteyiz. Dertlerimizin dermanı ve tek çözümü olarak görülüyor ama asıl yumağı oluşturan da Amerika. Nasıl böyle oluyor Bunun üzerinde düşünelim biraz ve zihnimizi yoralım. Çünkü açmazlar burada gizli.

Amerika da yaşayan Müslüman gençlerden oluşan müzik grubu Amerikan Dışişleri Bakanlığı nın organizasyonuyla Türkiye üzerinden Ortadoğu ya geçerek müziklerini tanıtıyorlar. Bu topluluğun yaptığı müzik ve kullandığı imgeler, kavramlar bize ait. Biz bu zenci Müslüman Müzik grubuna sevgi duyuyoruz.  " Zenci Müslüman grup, tâ Amerika dan kalkıp buralara gelmiş. Amerikan Dış İşleri Bakanlığı nın desteğiyle Demokrasiye bak! Ah biz de onlar kadar demokratik ve hoş görülü olabilsek!.." Her gün yeryüzünde Amerikalıların eliyle Müslümanlar öldürülüyor.

Türkiye Başbakanı buradan kalkıp Amerika ya gidiyor, bir cemaat liderinin veya grubunun önderliğinde Hahamların, Papazların ve Amerika nın kimi siyaset adamlarının bulunduğu bin kişilik bir topluluğa verilen iftar yemeğine katılıyor.  Oruçla ilgisi olmayan insanlarla iftar açmak Sayın Başbakan konuşmasını sürdürürken, Hilary Clinton ayağa kalkıyor ve Sayın başbakanı ayakta alkışlıyor. "Başkan seçildiğimde Beyaz Saray da İftar vereceğim" diyor. Özgürlük adına az buz şeyler değildir bunlar. Türkiye de Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan ın din adamlarına verdiği iftar yemeği darbeye vesile kılınıyor.

Her milliyetçi hareketin arkasında olan Amerika Kuzey Irak taki oluşumu destekleyip, aynı tutumu onlar için de sergiliyor, bölgede Milliyetçilik hareketleriyle oluşan uçurum giderek büyüyor. Gerek Talabani, gerekse Barzani Beyaz Saray da aynı sıcaklıkla karşılanıyor. Yerel giysileriyle ya da konuşmalarıyla rahat olmaları sağlanıyor. "Bakın size özgürlük veriyoruz!" Bunun arkasında bir "Haaa!" gizlidir. Bu, bir tehdit içerir. "Size özgürlük veriyoruz ama bize köle olmaya devam edin." Benzer şey Türkiye deki demokrasi ve özgürlük sevdalıları için de geçerli. Burada özgürlüğü ve demokrasiyi küçümsediğim, karşı çıktığım anlaşılmamalı. Neyi ima etmeye çalıştığım pekala anlaşılabilir.

Sayın Başbakan: "PKK teröristlerinin elinde Amerika tankları var" serzenişinde bulunuyor, sonra da lafı eveleyip gevelemek zorunda kalıyor. Amerika ise İran baskısı, Suriye olayı, Ermeni diasporası ile Türkiye yi sıkıştırıyor. Bununla kalsa iyi. Bugün bölgedeki milliyetçilerin kullandığı silâhlar da Amerikan malı. Artık bunların gizlisi saklısı yok.

Güneydoğu da olaylar tırmanışta. Üst üste baskınlar geliyor. Siyasilerin tekrar ededurdukları bir söz vardır: "Bu, onların son çırpınışıdır" Öyle değildir. Olayların arkasında Amerika olduğu için, hiçbir zaman bitmeyecek gibi görünüyor. Bu bitmeyen acılar, canları ve yürekleri yakıyor. Bu vahşi durum, ramazan, oruç, mübarek ay dinlemiyor. Amerika geleneğidir. Bir kandil gecesi Irak ı vurmuştu. Ve vurmaya devam etmiş, âdeta Müslümanlarla alay etmişti. Diplomasisi de buna benzer tutumlar içeriyor.

Bu vahim durum karşısında Müslümanların takındığı tavır çok daha üzücü. Siyasilerimiz içeride birbirlerine düşmüşler, kavgayı ve gerilimi başörtüsü üzerinde yürütüyorlar. Hiç kimse Türkiye nin geleceğini düşünmüyor, emperyalizm kuşatmasını görmüyor.

Amerika diyor ki: "Biz size başörtüsü özgürlüğü veririz amma bize köle olursanız. Sözümüzden çıkmazsanız. Eğer çıkarsanız başınıza PKK yı, Ermeni Diasporasını, her türlü oyunu belâ ederiz." Buyurun buradan özgürlük seçin baylar.