Başbakan Erdoğan ile Bush görüşmesinin yapıldığı sıralarda bu yazıyı yazıyorum. Sonuçla ilgili herhangi bir açıklama yapılmış değildi. Aslında yapılacak açıklama benim açımdan pek de önemli değil. PKKterörü ile ABD hakkındaki kanaatim beni ciddi bir açıklama beklemekten alıkoyuyor.Görüşmeden nasıl bir sonuç çıkarsa çıksın Türkiyenin bundan sonra da çok dikkatli olması gerekiyor. Çünkü Amerikadan dost olmaz. Bu görüşmeden Türkiye istediği sonucu almış olarak ayrılacak olsa bile bir pazarlık ve taahhüd sonucu almış olacak. Bu bakımdan Türkiye bir kazanacak olsa, ABD 5 kazanacaktır. Bu da Türkiye açısından kazanç değil kayıp demektir. Bu oyunda Türkiyenin kazanma şansı yoktur. Kumar aletli hilelidir.
Yıllardan beri Türkiyenin ABD ile ilişkilerinden zararlı çıktığını bu köşede tekrarlayıp dururum. Türkiyenin ABDnin eteğini bırakmadan huzura kavuşmasının mümkün olmadığına, güçlü ve lider ülke olamayacağına vurgu yaparım. Gelinen noktada haklılığımız bir kez daha teyid edilmiş oluyor.
Bugünkü yazımda ise üç alıntı yaparak satır aralarında söylenmiş bazı gerçeklere bir de başkalarının dilinden dikkat çekmek, okuyucumun bilgisine sunmak istiyorum.
İlk alıntım Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Beril Dedeoğlu ile yapılmış ve dünkü Sabahta yayınlanan röportajdan olacak. Prof. Dedeoğlu, Erdoğan-Bush görüşmesinde muhtemelen şu sonuçların alınabileceğini belirtiyor:
"ABD önümüzdeki günlerde PKKnın önemli yöneticilerinden birini Türkiyeye teslim edebilir. Kuzey Iraka operasyona da katılacak. Bunlar karşılığında Türkiyeden İrana tavır isteyecek. Generallerle gidiliyorsa, eli boş dönülmeyeceğini bilirler."
Son aylarda terörün birdenbire azgınlaşması, saldırıların birliklerimize yönelmiş olmasını ABDistihbaratının bir tezgahı olarak nitelendirmek yanlış olur mu Önce Türkiyeyi terör ile vuracaksın, askerlerini şehit edecek, 8ini kaçırtacaksın ardından da Iraktaki çuvalcı Amerikan generali eliyle Türkiyeye teslim ettireceksin. Bu noktada insan niye öpüldüğünü düşünmez mi
Niye öpüldüğümüz artık açıkça görülüyor. ABD, İrana karşı operasyonda Türkiyeyi kendi yanında yer almaya zorluyor. Sonuç ne olur bilemeyiz ama böyle bir birliktelik Türkiye için çok tehlikelidir.
Gelelim ikinci alıntıya. Bu alıntımızda Iraktaki PKK bürolarının kapatılması ile ilgili olarak bir PKKlının açıklamasından. Açıklamanın başlığı, "PKK bürolarına baskın, tiyatro". Sanıyorum bu başlık bile oynanan oyunu gözler önüne sermeye yetiyor. The New York Times Gazetesinden naklen dünkü Milliyette yer alan haberde aynen şöyle deniyor:
"Bürodakilerden evlerine gitmeleri istendi. Ancak, kenti terketmeleri talep edilmedi. Gözaltına alınmadık. Bürodaki bilgasayarlar ve diğer ekipmanın kaldırılmayacağı söylendi. Baskını Türkiyenin baskısı ile yapıyoruz dediler."
Sanıyorum fazla bir yoruma gerek yok.
Şimdi de Genelkurmay eski Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ile yapılan röportajdan bir bölüm aktarmak istiyorum. Karadayı röportajda PKKya verilen dış desteğin önemi üzerinde durarak, Genelkurmay Başkanlığı döneminde o günün ABDBüyükelçisi Marc Grossmanla aralarında geçen bir konuşmayı aktarıyor:
"Biz Kuzey Iraka girince ABDBüyükelçisi bana geldi. Birliklerinizi çekin, bu uluslararası hukuka aykırıdır dedi. Ben de dedim ki: "Biz sıcak takip yapıyoruz. Bu bizim hakkımız, uluslararası hukuka da uygun."
Bu cevabı alınca gitti ama bir süre sonra yeniden geldi: "Paşam askerlerinizi çekin." Bu sefer şu cevabı verdim:
Bakın size bir broşür göstereyim. Şu silahlara bakın. Bu silahlar PKKdan ele geçirdiğimiz silahlardır. Bu silahları tanıyor musunuz Eğer dış destek olmasaydı terör biterdi. Bu destek olmasa biz de sıcak takip, sınır ötesi harekat yapmak zorunda kalmazdık.
Bir an durda, düşündü, bir şey diyemedi. Sadece " Bu silahlar her yerde satılıyor diyebildi. Gitti."
O günden bugüne, değişen birşey yok. Öyle ise Türkiye yönünü değiştirmek durumundadır. Bunun ötesinde tüm söylenenler, geleceğe dönük tahminler hikayeden ibaret kalacaktır.