Bugün Alucra’lı Sümeyye Tütüncü’den aldığım mesajı, hiçbir kelimesine dokunmadan yayınlıyorum…
“Yaklaşık 22 yıl önce ücra bir Anadolu kasabası olan Alucra’ da bir Meryem Hanım vardı. Farklı bir hanımdı kasabadaki hanımlar bir müşkülleri olsa ona gelirlerdi. İdealleri hedefleri bir kasaba hanımından beklenmeyecek derecede parlak ve umut dolu idi. Sizin Milli Gazete’de çıkan yazılarınızı takip ederdi. Bir ülfet beslerdi size ve hiç tanımamasına rağmen güvenirdi, sözünüze özünüze. Bir gün hanımlarla sohbet ederken:
- Kasabamızda bir salon programı yapsak, hanımları bilinçlendirmeye yönelik, dedi Meryem Hanım.
- Ne işimiz olur bizim programla hem herifler izin verir mi dedi Ayşe teyze.
- İyi de ne salonu bizim burada salon mu var köy gibim bir yer, dedi Melek Abla
-Elbette izin verirler, eski sinema var. Orayı düzenleriz bizim çocuklar ses tertibatını kurar... dedi Meryem Hanım
- İyi de kim konuşacak Dedi Zehra Abla.
- Mine Alpay Gün’ü çağırırız, dedi Meryem Hanım.
Seslerin yükseldiğini herkesin “Ne diyorsun Meryem abla! Taa İstanbullardan Alucra’ya bizim çağırmamızla gelir mi Buraya atanan memurlar bile buraya gelmeden tayinini aldırıyor adı üstünde el-ücra konuşmalar ve gülüşmeler hatırlıyorum...
On gün sonra kapı kapı tüm kasabayı dolaştım Bugün kasabamıza yazar Mine Alpay Gün gelecek, eski sinemada hanımlara konferans verecek, dedim. Herkes şaşkın nasıl yani der gibi bakıyor kimisi sözlerimi tekrarlattırıyordu. Çocuktum ama hiç yorulmuyordum bir insanın umudunun, duasının, güveninin karşılık bulmasına şahid olmanın hazzını yaşıyordum. Tekrar tekrar anlatıyordum.
Konferans saati gelip çattığında o eski sinema tıklım tıklım dolmuştu. Öyle ya İlk defa kasabaya bir yazar hanım geliyordu, bizi kabul etmiş engelleri göğüslemiş, aslında gelmemek için çok geçerli mazeretleri de mevcuttu, o hamileydi. Kendisinin mahremi olarak yanından ayırmadığı iki oğlu ile kasabaya teşrif ettiğinde hepimiz çok mutlu olmuştuk. Bu mutluluk imani bağın, kardeşliğin, ülfetin ta kendisi idi. Onun bizi kabul etmesi bizi çok onurlandırmıştı. O gün Alucralı hanımlar salonu tıklım tıklım doldurdu. Ve başlarına kuş konmuş gibi dinlediler tüm konferansı. İlim ve İrfan dolu kurduğu cümleler, mütevazı hali, giydiği çarşafı, cana yakın evlatları hepsi bizim için çok özel ve kıymetli olmuştu. Sanki zaten çok samimi ahbaplardık.
İlçede daha önce hiç kitap satın almayan ev hanımı teyzelerin “Bir Vakti Namluya Sürmek” adlı Mine Hanım’ın yazdığı kitabı almaları, Mine Hanım’a duydukları sevgi ile okumaya çalışmaları.
Bugün halen kitaplıklarında en görünür yerde muhafaza etmeleri, Mine Hanım’ın bu ücra diyarın davetine icabet etmesinin neticesidir.
Teşekkür ederiz Mine Ablam… Anneme ve kasabamın kadınlarına umut olduğunuz için. Teşekkür ederiz, tanınmış bir isim olsanız da asla tevazuunuzu kaybetmeyip, arada ki ilim mesafesinin heybeti altında kasabamın kadınlarını ezmek yerine onların kardeşi gibi olduğunuz için. Teşekkür ederiz Mine Ablam, Meryem Hanım’ın size duyduğu güveni ve sevgiyi muhatap alıp onun inancının hep diri olmasına katkı sağladığınız için. Çünkü o insan, Rabbimin bahşettiği umut ve inancı ile yine Rabbimin lutfuyla yakalandığı kanseri yendi.
Eğer bilseydi bunları yazdığımı ve sizin okuyacağınızı size çok selam ederdi ve helâllik isterdi bu hafta umreye gidiyor kendisi. Eminim size de dua eder çünkü siz onun hâlâ gönül dostusunuz...”
Teşekkürler Sümeyye, Müslümanlardan yana umutlarımın kırık olduğu son süreçte, bana “boşuna yaşamamışım, boşuna savaşmamışım” duygusunu gözyaşları içerisinde yaşattığın için. Alucra’yı ben de çok özledim, yine gelmek isterim.
Alucra’nın şahsında bütün Anadolu’daki kardeşlerime, binler selam… Binler dua…