Alttaki Yokuş

Abone Ol

Buralar yokuştu diyor belirsiz bir noktaya bakarak. Baktığı yöne bakanlar sadece bir boşluk görüyor. Yokuş diyor yine sessizce. Herkes gözlerini o tarafa çevirip bakıyor yokuş diye bir şey yok. Bir boşluk var. Yokuşu görmüyorsunuz bakın altta kaldı, her zaman ortalık yerde duruyor oysa. Altta kalan bir yokuş… Hep izliyor etrafı. Görüyor ama söylemiyor. Görüntüleri bir harfin üzerinde tutuyor. Harf adeta bükülüyor. Eğilip doğrularak bir sıkıntı varmış gibi insanın elini kaldırıp bir şey diyecekmiş de vazgeçmiş halini andırır şekilde sımsıkı. Nefes diyor zamanın makarasında. Sarıp sarıp üzülüyor, çözüp çözüp serinliyor. Bu bir devridaim cüzü mü…

Hayatın şeddeleri daime ileriye doğru, birbirine çarparak görünür görünmez sert bir şekilde. Mezun bir vaktin miyarlarını ucu ucuna seriyor. Külleri bir kaygıdan alınmış közlerin içine doğru eriyerek. Çekilmiş çizgileri yoksanma melodisinden varlık tutamacına usulca. Sanki az sonra türkü söyleyecek, topraklanıyor zamanın kereminden. Keskin bir geçiş mi. Hayır yumuşatarak söyleyelim. Sert sessiz şeddesi zamanın. Yokuş biraz ileride düz mü yoksa. Düz. Buradan dümdüz git, eee, biraz ilerleyince kendine rastlarsın. Nasılsın acaba? İyi ve hoş musun? Büyüklere selam eder küçüklerin gözlerinden öper misin! Akşam üstü pencereden bulutlara bakar mısın. Gökyüzünü unutma. Yokuş.

Bir mavilik nereye kadar taşınabilir. Grilerin içine içine taşımak lazım. Sonra siyahlara siyahlara. Kendi sessizliğine tokat atan adamdan alınmıştır gecenin karanlığı. Karanlığı biraz büzüştürelim mi. Aydınlık kapıda bekliyor nasılsa. Buyur edeceğim buyurmamış her şeyi. Özgürlüğü kenara çek. Özgürlüğün Allah’ını seveyim. Sev tabi. Durma hemen sev. Hiç vakit kaybetme sev. Her gün sev. Daima sev. Hep sev. Aç sayfayı. Gözlerini dokundur harflere. Bindörtyüz yıldır bu harflere dokunan gözlere selam. Kendi adıma. Aleykümselâm muhterem. Aziz dostlarım dakikalar. Gelin bakalım şöyle bir. Birliktelik iyidir. Güzellikler kilitli değildir. Kenarından tut kaldır yokuşu, kaldır kaldır, kaldır sevgilim, acemiliğini bırak maviliğin. Şimdi güzel bir elif de bakalım. Gocunma kendinden. Zaten sen sadece kendinden gocunursun. Çok iyi bilirim. Kendine rastlayacaksın her şeyden önce bu kesin. Her şeyden önce vardı mavilik. Kendi esenliğinden.

İnsan kendine rastladığı yokuşları sevmez mi. Hem de nasıl. Kendime rastladığım yokuşları seviyorum. Siz de seviniz kendinize rastladığınız yokuşları. Nerelere geldin bakalım. Herkes mim koyar bir yerlere. Mimin gözünü seveyim. Gözlerini demedim bak, he. Kırılmasın diye. Kırıla kırıla kırklara karışmış bir dost. Hep saklar bu gönül. Kırıldığı yerlerin yalnızlığını. Yalnızlık iyidir harfler koşar gelir, kelimeler koşar gelir, cümleler koşar gelir. Yokuştan aşağı ağzı aşağı mübarek. Hadi bakalım hadi, gönlünün üstünde gezdir şu şerareyi. Vaktin dipliğinde.

İrade iyidir ama gönül güzeldir. Her harfi seve seve ilerlenir yokuştan. Yokuş çıkmamışlar ne anlar gönül sakini sakinlerden. Orada öyle bir boşluk görür. Yokuş görmez ama. Yalnızlığın sayfaları çevrile çevrile gecenin sessizliğine. Aydınlığı sabırsızca bekleyen dakikalara. Sabırsızca bekleyen saniyelere. Ve hatta saliselere gömüle gömüle. Üstün bir iyiliktir harflerde. En andır kana kana. Kana karışan medd-i muttasıl medd-i munfasıl… Kana karışan medd-i lazım ve idgam-ı şemsiyye…

Bütün sözlerin üstünde. Bütün gözlerin üstünde. Yüz yıllara meydan okuya okuya. Kendini bulanların yüz yıllarda. İyiliğin ve üstünlüğün sürekli ikliminde. O maviliğin iç aydınlatan aydınlığında. Meydanlara meydan okuyan meydan. Sonsuz ışık. Nur damlası nurdan. Sonsuz aşk. Sonsuzdan.

İnsan kendi yokuşunu görünce bir seviniyor bir seviniyor!