Altılı Masadan Bu Korku Neden?

Abone Ol

SEÇİMLER öncesi hareketliliği birlikte yaşıyoruz. Adaylar, ittifaklar konuşuluyor; seçim kazanmak için hesaplar yapılıyor. 20 yıllık iktidarı sonrası, Türkiye’yi kriz, pahalılık, ekonomik tıkanıklık noktasına getiren hükümette büyük bir tedirginlik var. Halk, kendilerinden desteğini çektikçe sertleşiyor; farklı yöntemlere başvuruyorlar. Yandaş medya eşliğinde yalan, iftira, hakaret, yakıştırma içeren sözlere sarılıyorlar.
AKP Genel Başkanı, 20 senedir, siyasi parti liderlerini, bir kere olsun, bir masa etrafında toplayamadı. Güvenliğimiz, 15 Temmuz, orman yangınları, kriz, pahalılık gibi konularda TBMM “özel gündem”le toplanamadı. Hükümet, “ortak akıl”dan faydalanmayı bilmiyor. Bildiğini okuyor. Muhalefet partilerinin ortaya koyduğu teklifleri dikkate almıyor. İcraatlar konusunda, her geçen gün daha kötüye gittiğimizi seyretmek zorunda kalıyoruz.

Bu süreçte, 6 siyasi parti, tabii olarak birbiri ile yakınlaştı. Beş siyasi parti devamlı Saadet Partisi’nin organize ettiği “Erbakan’ı anma” ve “ Filistin mitingleri”ne katıldılar. Saadet Partisi’ni dinlediler; saygı gösterdiler. Birbirlerini tanıdılar. Türkiye’nin problemleri için, çözümünde birleştikleri konuları belirlediler. Liderler bir araya geldi. “6’lı Zirve”ler yaptılar. Çözüm önerilerini kamuoyu ile paylaştılar.
Özellikle Cumhur İttifakı bu güzel gelişmelerden çok rahatsız oldu. Hâlbuki Türkiye’nin meselelerine çözümler sunmak için siyasi partilerin bir araya gelmesinden daha tabii ne olabilirdi? “Altılı masa”yı oluşturan partilere yakıştırmalar yaptılar. Tepki gösterdiler. Keşke, bütün siyasi partiler Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında “birlik olma” görüntüsü verebilseydi!

KISKANÇLIK NİYE?

Hükümet ve bazı yandaş medya Türkiye’nin özlediği bu birliktelikten rahatsızlık duyuyor; yakıştırmalar yapıyor; “niyet okuma”(!) garabetine kapılıyorlar. Biz, kul olarak “beyanı” esas alırız; niyetlere göre hükmetmeyi Rabbimize bırakırız. Bazılarının, kulların iktidarını korumak için yalan ve iftiraya başvurması karşısında Hz. Ali’nin (R.A.) şu sözü aklıma gelir: “O kişiye şaşılır ki, başkalarına dünyalık kazandırayım derken, kendi ahiretini yıkar.”

Şu kutuplaştırma örneğine bakar mısınız? Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay; “Altılı masaya PKK’yı da, HDP’yi de ekleyin” diyerek şunları söyledi: “Terörle işbirliği içinde olanlarla iş tutmak namertliktir, alçaklıktır, şerefsizliktir, haysiyetsizliktir.” (8.4.2022)

Kimdir bu kişi? Devletin üst düzey bir memuru! Seçimle o göreve gelmiş değil. Siyasi kimliği yok. Bu kişi, hangi hak ve yetki ile bu ayrıştırıcı, ötekileştirici sözleri söyleyebiliyor? Eğer, teröre bulaşmış kişileri biliyorsa, bunları delilleri ile birlikte devletin yetkili kurumlarına niçin bildirmiyor? Suçu örtmek de, başka bir suç değil midir? Niçin görevini yapmıyor?

Bu sözler, İçişleri Bakanı’nın da görevini yapmadığının ilanıdır. Eğer, terörist varsa, İçişleri Bakanlığı bulur ve adli mercilere sevk eder. Sonra, devletin görevlisi konuşmaz; icraat yapar. İç barışın bozulmaması konusunda titizlik gösterir. Birleştirici olur. Siyasi rakiplerine “düşman” gözüyle bakmaz. Ülkenin güvenliğini her şeyden önde tutar. Bu kişi, milletin temsilcilerine meydan okuma hakkını nereden alıyor?

İDDİANI İSPATLA!

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Karar TV’de “Gündem Özel” programına katılarak Fuat Oktay’ın PKK iftirasına cevap vererek ispata davet etti: “Bu kadar şerefsizlik olmaz. Bu insan iddia ediyor; ispat edemiyorsa, her türlü hakarete layık demektir. Hele devletin tepesindeyse! Bu kadar adilik siyasette kullanılmaz. Kendilerini bitiriyorlar.” (13.4.2022)

Cumhur İttifakı ve medyası, bu 6 siyasi partiyi karalamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Karalamak yerine, niçin çözüm ve proje üretmeyi akledemiyorlar? Milletin temsilcilerine olan bu düşmanlığın sebebi ne? Kavga ile nereye varacaksınız?

Temel Karamollaoğlu, “altılı masa” olarak milletimiz için en doğru adımları birlikte atacaklarını belirterek amaçlarını anlattı: “Şahısları değil, bozulanı değiştirmek istiyoruz. Kişilerin değil, sistemin alternatifiyiz.” (13.4.2022, basın top.)

Siyasi partiler ve Türkiye insanı birbirine karşı kalın duvarlar örmemeli; birlikte konuşmayı, birlikte çözümler üretmeyi öğrenmeli. “Ben bilirim” kibirliliğine kapılmak yerine, “Akıl akıldan üstündür” atasözüne uygun davranmalı.

Türkiye yöneticileri, işgalci, zalim İsrail’le normalleşmek için büyük çabalar harcarken; kendi insanına düşmanca tavır alması karşısında Sezai Karakoç’un şu sözlerini hatırlıyorum: “Düşmanına karşı ne kadar hoşgörülüdür o toplum! Sanırsınız ki, insanlığı evrensel barışa götürecek bir yeni insancılık çağının muştucusu olmakta. Oysa aynı zamanda ne kadar zalimdir kendinden olana, kendi içinden, kendi tarihinden gelene.” (Çağ ve İlham, Diriliş Yay. Sh. 8)