Almanyanın Selefi Hesabı

Abone Ol

Deutsche Welle Türkçe’de yer alan bir haberde yer alan şu ifade oldukça dikkat çekici: “Federal Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı Hans-Georg Maaßes Radio Berlin Brandenburg’a yaptığı açıklamada, Almanya’daki Selefiler’in sayısının bu yılın sonuna kadar 7 bine ulaşacağını belirtti. Maaßen bu rakamın birkaç yıl öncesinde 2 bin 800 olduğunu hatırlatarak, Durum endişe verici’ dedi.”

Geçtiğimiz pazar günü Almanya’nın Köln şehrinde ırkçı parti Pro NRW tarafından düzenlenen gösteride İslam karşıtı holigan ve neonazilerle polis arasında çatışma çıktı, 44 polis yaralandı. 

Almanya’da bu tür olaylar elbette bir ilk değil. Hatta, “Bu dazlaklar hep polis döver, bir gün de bu polisler Müslümanlar için sopa yesin, Almanların birbirini pataklaması ne kadar güzel” de diyebilirsiniz. 

Fakat olayın gelişim şekli ve bir takım açıklamalar, aslında Müslümanlara yönelik aba altından çok daha büyük bir sopanın yolda olduğunu göstermesi açısından dikkat çekici. Bir diğer ifadeyle son yaşanan gelişme, başta Almanya olmak üzere, Batı’da İslam ve İslamofobi üzerinden ne tür yeni bir operasyonun gündeme geldiğini ortaya koyması itibarıyla oldukça önemli.

***

Deutsche Welle Türkçe’de yer alan bir haberde yer alan şu ifade oldukça dikkat çekici: “Federal Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı Hans-Georg Maaßes Radio Berlin Brandenburg’a yaptığı açıklamada, Almanya’daki Selefiler’in sayısının bu yılın sonuna kadar 7 bine ulaşacağını belirtti. Maaßen bu rakamın birkaç yıl öncesinde 2 bin 800 olduğunu hatırlatarak, Durum endişe verici’ dedi.”

Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı Irak ve Suriye’ye savaşmaya giden 450 kişinin Selefi çevrelerde örgütlü olduğunu söyleyerek, bu kişilerden 7-10’unun intihar saldırısında öldüğünü, 150’sinin ise Almanya’ya döndüğünün tahmin edildiğini belirtiyor. Haberde dikkat çekici bir diğer husus ise, Polisten gösteri iznini alan grubun kendilerine “Selefilere karşı holiganlar” (HoGeSa) adını vermesi.

Peki, Alman istihbaratının ve polis gücünün bu tür gelişmeleri daha farklı yöntemlerle engellemesi gerekmez mi Tahmin üzerine bir operasyon ya da toplumu provoke edecek açıklamalar yapmak ne kadar doğru

***

Öyle görünüyor ki, Almanya’nın hedefi “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek”. Bunun için de kendisine meşruiyet zemini oluşturuyor ve bunu da  beş kelime üzerinden inşa etmeye çalışılıyor: “İslam, Selefiler, Ortadoğu ve İntihar Saldırıları”.

Dolayısıyla burada Almanya’nın kendisine yönelik bir “iç tehdit” algısı oluşturmak suretiyle kamuoylarına yönelik bir psikolojik operasyon yürüttüğünü görüyoruz. Federal Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı Hans-Georg Maaßes’inin yukarıdaki cümle içinde yer alan son ifadesi bu açıdan çok daha önemli ve anlamlı bir hale geliyor; “Durum endişe verici”...

Federal Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı üzerinden Almanya’nın iç tehdide dikkat çeken bu son çıkışı, önümüzdeki günlerde dış politikasında daha farklı ve müdahaleci bir sürece işaret ediyor. Ve bu noktada da Selefileri hedef tahtasına oturtmuş gibi. Ya da tam tersi!

***

Burada adres de belli: Irak ve Suriye ağırlıklı yeni bir Ortadoğu çıkışı. Fakat bunu sahada Amerika ve onun müttefikleri-işbirlikçileri ile gerçekleştirmesi mümkün değil; özellikle de Selefi gruplar ile.

Nitekim Almanya bu yüzden Ortadoğu Kürtlüğünü dış politikasında ön plana çıkartmaya başlamış durumda. Peşmerge güçlerini ve bu arada muhtemelen diğer Kürt grupları da eğitmesi, onlara her türlü desteği vermesi bundan ötürü. Kuşkusuz bu durumun Kürtler üzerinden politika geliştirmeye çalışan, başta ABD olmak üzere küresel-bölgesel güçleri rahatsız etmesi de kaçınılmaz.

Öyle görünüyor ki, Almanya bu rahatsızlıklarını hissettirmeye çalışacak bu güçlerin Almanya içerisinde olası Selefi patla(t)malarından endişe duyuyor. Böyle bir korku Alman siyasetine hakim ve bu rahatsızlığa yönelik tepkilerini de sopa yemek pahasına Alman sokaklarından vermeye çalışıyorlar.

***

Durumu endişe kılan bir diğer gelişme ise, kitlelerin gazını almak yerine, bu tür kitlelere gaz verici açıklamalarda bulunan Alman siyasetçiler. Oysa, özellikle de siyasetçilerin bu tür konularda daha dikkatli bir dil kullanması gerekiyor.

Bu bağlamda Alman Hıristiyan demokrat politikacı Steinbach’ın Twitter hesabından yaptığı açıklamada kullandığı sözler, Müslümanlara ve İslam’a hakaret etme noktasında Batılı zihniyetin yerini muhafaza ettiğini gösteriyor. Steinbach: “Konumuz İslam sempatizanlığı değil, insancıllıktır. Kur’an, kadınlara saygılı olmayan bir kitap olduğundan insancıl da değildir.” diyor.

Evet, siyasi zihniyetin alana yansıması durumu ile karşı karşıyayız. Yangına körükle gitmenin Almancası bu olsa gerek! Hele hele sokaklar ve Selefiler üzerinden bir takım projeler geliştirmeye çalışmanın “evi camdan olanlar” açısından daha da zorlaşmaya başladığı bir dönemde...