Genelde sabahları işyerimizi açtıktan sonra kaldırımı süpürürüm. Biraz da komşu işyerlerinin önlerini süpürür ve hatta işyerimizin olduğu apartmanın girişini de süpürürüm. Temizlik ve düzen kadar huzur veren çok az şey vardır. Geçtiğimiz günlerde yine kaldırımları süpürüyorum, yeni tanıştığım bir arkadaşım yoldan aracıyla işe giderken durdu, selam verdi. Yanına gittim, kısa bir hasbihalden sonra, “Abi sen Almancı mısın?” diye sordu. Gülümsedim. Soruyu, nedenini, arkadaşın şaşkınlık halini tahmin ediyorum çünkü. Sabah sabah ancak bir Almancı sokakları süpürür. Aslında böyle olmamalı, aslında böyle değildi ama artık gerçek bu.
“Yok, Almancı değilim ama Almanya’da bir süre kaldım” dedim. Aslında arkadaş haklıydı. Bu ve benzeri birçok şeyi Almanya’da öğrenmiştim. Almanya’dan ve Almanlardan gerçekten çok şey öğrendim. Çalışma prensipleri, iş disiplinleri gerçekten hayran kalınacak seviyede. İnanılmaz dürüstler, çok planlılar, neredeyse kusursuz iş yapıyorlar. Mercedes, BMW, AUDİ, Volkswagen, Porsche, Bosch çok önemli birer örnek değil mi? Ya da örnek olarak sadece bu markalar yeterli değil mi?
Mesela Almanya’dan Türkiye’ye dönmeden kısa bir süre önce banka hesabımı kontrol etmek için gittiğimde, zamanında ayrılmak için dilekçe verdiğim Ludwig Maximillian Üniversitesinden harç ödememin geri yatırıldığını görmüştüm. Hiçbir yere ne dilekçe verdim, ne öğrenci işlerine uğradım ne de sekreterlikle görüştüm ama ödediğim dönemlik harcı otomatik olarak geri yatırmışlardı. Yıllar sonra Dokuz Eylül Üniversitesinde yaz okulundan bazı dersler aldım. Yaz okulu ücretleri belli miktarda ödeniyor ve sonra alınan krediye göre içerde paranız kalabiliyordu. Benim de bir miktar param kalmıştı. Bu parayı almak istediğimi söylediğimde bana öyle bir prosedür sundular ki “aman abi kalsın, üniversiteye hayrım olsun” diyerek vazgeçtim.
Buna benzer onlarca örnek yazabilirim. Gerçekten anlatmakla bitmez ama inşallah anlatmaya devam edeceğim. Bir şeylerin başarılabilmesi adına yeryüzünde yaşanan örnekler çok önemli. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Mesela Almanya, Fransa, Hollanda, Avusturya, Amerika, Japonya gibi ülkelerde birkaç sene yaşamış birisinin Türkiye’de yürüteceği herhangi bir belediye başkanlığı, bu tecrübeye sahip olmayan birine göre muhtemelen en az on kat daha verimli olabilir. Ben bir belediye başkanı olsam en azından Almancılarla bol muhabbet eder, oralarda nelerin, nasıl yapıldığını öğrenmeye çalışırdım. Düşünün ki, Türkiye’de bahsettiğim ülkeleri görmemiş bir belediye başkanı, oralardaki belediyeciliği hayal bile edemez. Mesele bu kadar açık ve net. Bunları yazmak elbette hoşuma gitmiyor ama maalesef, acı gerçekler.
Bazen arkadaşlar, “Abi sen Almanya’da üniversite okumayı bırakıp neden buraya geldin?” diye soruyorlardı. Ben de, “Eğer Türkiye’de herhangi bir üniversitede kısa süre de olsa okuyup gitseydim asla geri dönmezdim” diye cevaplamışımdır. İlk defa üniversiteye Almanya’da başlayınca haliyle buradakilerle kıyaslama şansınız da olmuyor. Almanya’da üniversite hayatı, hocaların yaklaşımı, akademi kültürü ile alakalı bazı hatıralarımı da sonra paylaşmak üzere. Kendinize iyi bakın. Yani kendinizi iyi geliştirin.