Hepimiz hayatlarımızdan şikâyetçiyiz. Kimimiz anne babasından, kimimiz evladından, kimimiz evinden, kimimiz eşinden, kimimiz işinden... İşsizlik, parasızlık, hastalık, fakirlik, yalnızlık... Kalabalık, zenginlik, yoğunluk, yorgunluk... Hayatı çok monoton olanımız da halinden şikâyetçi, çok fazla hareketli olanımız da. Hiç çocuğu olmayanımız da halinden memnun değil, çok çocuğa sahip olanımız da. Sarışınımız da dertli, esmerimiz de. Zayıfımız da huzursuz, şişmanımız da.
Evimiz güzelse, eşyalarımız eskidir. Eşyalarımız güzelse komşumuz da daha güzeli vardır. Kafamızda şekillendirdiğimiz bir profil vardır ve ondan daha aşağısını istemeyiz. Aynada gördüğümüz kişiyi asla beğenmez ve daha farklı olabilmek için uğraş veririz. Hep daha fazlası hep daha iyisi için çalışır ve sahip olduğumuz mevcut şeyleri asla yeterli görmeyiz.
Dualarımız hep kendimize ve en yakınımızdakileredir. Özellikle madden daha iyi bir hayat için açarız ellerimizi. Ve “Şükür” dememiz için, gönülden bir “Elhamdülillah” dememiz için hayal ettiğimiz yere gelmeyi bekler ve sahip olduklarımızı hamd etmeye yeterli görmeyiz. Hele imtihan gereği başımıza bir sıkıntı gelmişse, sabrediyor gibi görünsek de yüzümüzün aldığı şekille, ses tonumuzla, namazlarda vardığımız secdelerdeki samimiyetsizliğimizle aslında o durumdan şikâyetçi olduğumuzu belli ederiz. “Ben ne yaptım da başıma bunlar geldi” ya da “Ben bunlara reva mıyım” gibi düşünceler dolanır durur zihnimizde. Onun bir imtihan olduğunu biliriz fakat ona göre hareket edemeyiz.
Hayattan çok fazla şey bekler ve muhtemelen beklediklerimizin birçoğuna ulaşamayız. “Demek ki böylesi hayırlıymış” deriz ama kalbimiz mutmain olmaz. Bize verilen hiçbir şeyden razı olmayınca, hep daha farklı ve fazlasını isteyince de hep mutsuz oluruz, hep fakir kalırız, hep çirkin ve yetersiz hissederiz kendimizi. Yoğunluğumuz bitmez, yorgunluğumuz geçmez, yaşamak tat vermez.
Peki, ne yapmalıyız böyle olmaması için Küçücük çocuklarımızın da yaşını başını almışlarımızın da her şeyden şikâyetçi olmaması için ne yapabiliriz Şartlar ne olursa olsun hep mutlu olmayı nasıl başarabiliriz Belki herkesin başına gelmemesi için dualar ettiği çok zor imtihanlarla sınanırken bile gülümsemeyi nasıl mümkün kılabiliriz
Şüphesiz her durum ve her şartta mutlu olmanın tel yolu Allah’tan razı olmaktır. Allah’ın bizden razı olup olmaması hep düşündüğümüz dualar ettiğimiz şeydir aslında. Hatta ağız alışkanlığı ile bir iyilik gördüğümüzde “Allah razı olsun” deriz. Fakat ne yaparsak Allah bizden razı olur diye pek düşünmeyiz. Sina Dağı’nda Yüce Rabbimize “Kullarından nasıl razı olursun” diye soran Hz. Musa’ya “Kullarım benden razı olursa ben de onlardan razı olurum.” cevabını vermiştir Rabbimiz.
Allah’tan razı olmak zühd sahibi olmaktır. Zühd sahibi olmak için âlim olmak gerekmez, hafız olmak gerekmez, okumuş olmak, zengin olmak, hoca olmak gerekmez. Öncesinde hacca gitmeyi, kurban kesmeyi gerektirmez. Allah’tan razı olmak kalbin mutmain olmasıdır. Zühd sahibi olmak “Allah’ın elindekine kendi elindekinden fazla bağlanmaktır.” (Beyhaki) Zühd sahibi olmak “Allah’ın sana vermesi ile vermemesinin senin kalbinde eşit olmasıdır” (Fudayl bin Iyaz)
Ne kadar zor değil mi Doğduğumuz andan itibaren başımıza gelen her şeye; gençliğimize, yaşlılığımıza, hastalıklarımıza, maddi durumumuza, evlatlarımızın vefasızlığına, eşimizin eziyetlerine, okulumuzun zorluğuna, insanların zulümlerine... Her şeye rıza göstermek. Cinsiyetimizden şikâyet etmemek; kaşımızın, gözümüzün, boyumuzun, kilomuzun kölesi olmamak. Kadın olmanın zorluklarını, erkek olmanın sorumluluklarını sorun haline getirmemek. “Rab katından gelen her şey başım üstüne” samimiyetini ve teslimiyetini yüreğimizde hissetmek...
Bu elbette kolay değildir. Karşılaştığımız her güçlükte dikkat gerektirir. Bizi Yaratana, yönetene, her şeye şekil ve nizam verene “Kendimi Sana teslim ettim ya Rab” diyebilmeyi gerektirir. İsteklerimiz bizim için ne kadar vazgeçilmez olursa olsun “Versen de razıyım vermesen de” teslimiyetini gerektirir. Dilde bırakmayıp hayata geçirmek için ömürlük bir mücadeleyi gerektirir. Kolay olmadığı için bunu başarabilene cennetin tüm kapıları açılır zaten.
Eğer Allah’ın bizden razı olması, bizim O’ndan razı olmamıza bağlıysa zor da olsa bunu başarmak için çalışmalıyız. Bizler insanız ve nefsimiz bize hep istememizi, hep daha fazlasını istememizi telkin eder. Şeytan bizi hep açgözlülüğe, hep memnuniyetsizliğe sevk eder. Onların tüm kışkırtmalarına rağmen Rabbimize sarılırsak, “Lütfun da hoş kahrın da hoş” içtenliğini yakalayabilirsek Rabbimizi razı ederiz. O’nu razı edince “Ey tatmin olmuş nefis, Rabbin senden razı, sen Rabbinden razı bir şekilde gir kullarımın arasına, gir cennetime.” hitap ve müjdesine muhatap olabiliriz inşallah.