Bir anne kendini feda etmiş çocukları için. Uykularından vazgeçmiş, rahatından vazgeçmiş. Herkesin çocuğunun eline son teknoloji cihazları verip de kendi rahatına baktığı bir zamanda o kendinden geçmiş. Allah için, O’nun emanetlerini yine O’nun yolunda yetiştirmek için, “Anne olmak” tabirinin içini doldurmaya adamış kendini...
Bir genç kız, örtüsünü, tesettürünü namusu bilmiş. Yürüyüşüne, giyinişine, ses tonuna, gözlerine giydirmiş tesettür elbisesini. Hemcinslerinin parıltılı bir hayatı yaşadığı, üzerindeki kıyafetlerle beden ölçülerinin alındığı, bakışları ve tavırları davet savuran bir ortamda, o edep ve hayâsını Rabbine sunmuş gururla. Allah adına yürümüş, Allah için konuşmuş, Allah’ın dini için nefsini yerlere sermiş...
Bir genç delikanlı, adamış kendini Mevla’sına. Her türlü fitneyi yapabileceği ve her cinsten günaha bulaşabileceği bir ortam varken, şeytan onu durmadan fitne akan yerlere çağırırken, o “Zindan bana bu çirkinliklerden daha sevimlidir” inancıyla dimdik durmuş şeytanın karşısında. Rabbinin hesap soracağı gün mahcup olmamak için o bugününün zevklerini feda etmiş...
Bir gelin, düğün gününü Rabbine armağan etmiş. Tüm akrabaları, arkadaşları “Bir kere gelin olacağız” diyerek tüm aşırılıkları mubah sayarken, üzerinde kendi ailesi de dâhil yakın çevresinin psikolojik baskısı varken, o en önemli gününde de sınırlarını korumayı cihad bilmiş. Yabancı gözlerden sakınmış kendini. Üzerine giydiğinin, çekindiği fotoğrafların, yaptığı harcamaların da hesabını vereceğini bilmiş ve yalnızca bir kere yaşayacağı bu büyük günde de Rabbinin rızasının önüne hiçbir şey koymamış...
Bir komşu, darda olan karşı kapı komşusunun yardımına koşarken, ailesine, çocuklarına zulmeden bir komşusunu uyarırken, dinimize yakışmayan giyim kuşamıyla dolanan komşusuna yardım elini uzatırken aklında fikrinde Rabbi varmış, Rabbinin emirleri varmış...
Davasına dört elle sarılmış bir mücahid, Allah yolunda cehd etmek için, yeryüzünde yaşanan tüm yanlışlıkları ortadan kaldırmak, mazlumun yanında zalimin karşısında olmak için çalışırken, bu uğurda toplantılara katılıp bu niyetle çalışmalar yaparken yüreğinde yalnızca dininin hâkimiyeti varmış...
Etrafına topladığı pırıl pırıl çocuklara sohbet veren bir mücahide, o çocukları sistemin bataklığına kurban etmemek için, yanlış yollara sapmayıp tertemiz kalsınlar diye çabalarken hayalinde sadece bu çocuklarla kurulacak yeni bir dünya varmış...
Bir genç, bir kız, bir erkek, bir öğrenci, bir anne, bir baba... Her şeyin böylesine kötüye gittiği bir dünyada, üzerine bastığımız toprağın sürekli olarak altımızdan kaydığı bir zamanda, yaptığı meslek tuttuğu iş ne olursa olsun, kimliği, cinsiyeti, yaşı, medeni durumu, boyu posu nasıl olursa olsun fark etmez, kaymadan yürümek, dimdik ayakta durmak için Allah’a yardım etmesi gerektiğini bilir. Çünkü “Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlamlaştırır” (47\7) müjdesini okumuştur. Bu yüzden yaşadığı her anı Rabbine adar. Bulunduğu her ortamı dinine hizmet fırsatına dönüştürür. Çöplüğe dönen bu dünyada tertemiz kalmanın, depremlerle sallanan bu çağda sarsılmamanın en önemli kuralının bu olduğunu bilir. O Rabbine yardım eder ki Rabbi de ona yardım etsin. O Allah’ın dinine kendini, gençliğini, zaman ve mekanını feda eder ki o yüce din tüm dünyaya hâkim olsun...
Biliyoruz yollar çok kaygan ve şeytan bizi durmadan tuzağa çekmek için bekliyor. Fakat bizler, bu zor zamanda düşmeden, kaymadan, sarsılmadan yürüyebilen nadir insanlardan olabilmeliyiz. Bunun için de her gün bize güç verecek bir ayeti yüklenmeliyiz sırtımıza. “Siz bana, benim dinime yardım ederseniz ben de size yardım ederim” anlaşmasını kalben imzaladıktan sonra yaşadığımız her anı bu uğurda bu niyetle geçirmeliyiz. Yerden Müslüman’a zarar verecek bir taşı kaldırmanın bile O’nun dinine yardım olduğunu düşünürsek bu sahanın sonsuzluğunu anlayabiliriz. Bir kardeşimize selam verip selamı yaymanın bile Allah’a hizmet olduğunu düşünürsek işimizin kolaylığını kavrayabiliriz. Misafirimize ikram etmek üzere yaptığımız bir çayın, güler yüzlü olmanın, eşimize sevecenliğimizin, anne hakkını gözetmenin dahi niyetimiz ölçüsünde hem bizi hem dinimizi yükselteceğini umabiliriz.
O halde her sabah uyandığımızda aklımızda fikrimizde Allah’a yardım olsun. Attığımız adım ona göre, tuttuğumuz iş ona göre, niyetimiz ona göre olsun. Unutmayalım ki biz bu din uğruna hizmet etmezsek, bu dinin yardımcıları olmazsak biz de yardımsız kalırız. Ayaklarımız sağlam olmaz, bunca fitnenin içine düşer kalırız. Ayaklarımızın kaymaması için dinimizin fedaisi, davamızın delisi, Allah’a verdiğimiz sözümüzün eri olmalıyız. Yardım olunmak için yardım eden olmalıyız!