Allah'ın memnun edemediği kavmi memnun etmeye çalışanlar

Abone Ol

Nice peygamber Allah’ın emirlerini tebliğ vazifesiyle Beni İsrail’e elçi olarak gelmişlerdi. Hz. Musa da Firavun’un zulmü altına inim inim inleyen bu kavme gönderilmişti. Kendilerini zulümden kurtaran peygambere olmadık işlerle hep itiraz edip karşı çıkmışlar ama yine de o peygamber hep imdatlarına yetişmişti. Susuz kaldıkları zaman da Hz. Musa asasını taşa vurmuş Allah’ın izniyle taştan 12 göze su çıkmış ve herkes suya kanmıştı. Yine Allah Beni İsrail’in yolculuk esnasında açlıklarını gidermek için gökten bıldırcın eti ve kudret helvası indirerek karınlarını doyuruyorken onlar Bakara Suresi 61. ayette geçtiği üzere “- Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız. Bizim için Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiği sebze, kabak, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin” demiştiniz de, “- Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz Bir şehre inin, orada şüphesiz istediğiniz vardır” demişti.” O ilahi nimetten bile memnun olmamışlardı. İsyanda o derece ileri gitmişlerdi ki Allah-u Teâlâ Bakara Suresi 63. ayette belirttiği gibi Tur dağını yerinden sökerek üzerlerine kaldırmış ve yeniden Tevrat’a bağlı kalmalarını sağlamıştı.

Kendilerine vaat edilen Filistin’e vardıklarında orada Kenanileri gördüklerinde korkmuşlar ve peygamberlerine Maide Suresi 24. ayette geçtiği şekilde “Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, doğrusu biz burada oturacağız” demişlerdi. Akabinde Tih çölüne 40 yıl süreyle sürgüne gönderilmişlerdi. Çölde sürgün esnasında Hz. Musa Tur dağına gittiği bir zamanda Samiri’nin imal ettiği ve “İşte sizin de Musa’nın da Rabbi budur” dediği altından bir buzağıya tapmaya başlamışlardı. Hz. Musa’nın ömrü Filistin’e varmalarına yetmemiş çölde ömrünü tamamlamış ama o 40 yıllık sürgün esnasında kölelik zamanlarını bilmeyen bir nesil yetiştiğinden onlar savaşıp Filistin’e girmişlerdi.

Kur’an’da belirtildiği gibi Beni İsrail lanetlenmiş bir kavimdir. Maide Suresi 64. ayette “Yahudiler dediler ki: “Allah’ın eli bağlıdır.” Kendi elleri bağlandı/elleri bağlanasıcalar! Söylemiş oldukları yüzünden lanetlendiler…” şeklinde bu konu sarih bir şekilde işlenmiştir.

Kendilerini üstün ırk olarak gören ve tüm insanlığı da kendilerine hizmetçi olarak yaratılmış kabul eden bu lanetli millet nice asırlardır mazlumlara sırf bu yüzden olmadık zulümler yapmış ve haksız yere pek çok kan dökmüşlerdir. Nerede bir fitne ve fesat işi olsa altından hep onlar çıkmış ve insanları kendi çıkarları için kullanmak ve yok etmek istemişlerdir. Yakın zamanda özellikle İsrail’in kurulması öncesinde ve sonrasında Ortadoğu başta olmak üzere tüm İslam coğrafyası sürekli bir sıkıntı ve zulüm altına alınırken akan kan hep Müslüman kanı olmuştur.

Mavi Marmara gemisi ile bozulan ilişkilerimizin ihyası için işte böylesi bir toplulukla yeniden anlaşma zemini aranmaktadır idarecilerimiz tarafından. Bakın Allah-u Teâlâ Nisa Suresi 155. ayetinde sizlerin anlaşmak istediğiniz kavim için ne diyor: “Sözleşmelerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri, ‘Kalplerimiz perdelidir’ demelerinden ötürü Allah, evet, inkârlarına karşılık onların kalplerini mühürledi, onun için bunların ancak pek azı inanır”. Sözlerinde durmuyorlar, ayetleri inkâr ediyorlar, haksız yere adam öldürüyorlar hatta peygamberlerini bile öldürüyorlar. Allah’ın gökten bıldırcın eti ve kudret helvası indirdiği halde memnun edemediği bir topluluğu memnun etmeye çalışmayın Allah aşkına! Müslümanın kanı tüm dolarlardan, makamlardan daha değerlidir. Bizim böylesi bir anlaşmaya da zalimlere de ihtiyacımız yok. Bizim mazlum Filistin’e, Arakan’a, Suriye’ye, Çeçenistan’a, Moro’ya, Nijerya’ya, Keşmir’e, Irak’a, Karabağ’a, Libya’ya, Mısır’a, Afganistan’a… ihtiyacımız var. Zira bunlar bizim din kardeşlerimizdir. Ya İsrail neyimiz oluyor Zalimle dost olanlar zalimin zulmüne de ortak olurlar. Bizleri böylesi bir ortaklığa mahkûm eylemeyin!

Bizler geçmişte mazlum milletlerin sığındığı limandık. Şimdi de öyle olmalıyız. Mademki Osmanlı özlemimiz var bu özleme layık bir siyaset izlemeliyiz.

Ne dizi çekmekle Osmanlı gibi bir cihan devleti olabiliriz ne de Allah’ın memnun edemediği bir milleti memnun etmekle. Bunu da aklımızdan çıkarmamalıyız…

Minik bir tebessüm

Baş üstünde tutulmak

Yaşamı boyunca gazetecilik, yazarlık ve siyaseti birlikte yürütmüş olan Hüseyin Cahit Yalçın gazeteci olarak bir Arap ülkesine yaptığı bir ziyaret sırasında, önceden ahbaplığı olan bir Arap aristokratını Türkiye’ye davet etmiş. Adam bunu çok istediğini, ama birkaç kelime dışında Türkçe bilmediğini söylemiş. Hüseyin Cahit, Arap dostuna, bildiği Türkçe sözlerin neler olduğunu sormuş.

Adam, “Nasılsınız, teşekkür ederim, evet efendim, emriniz olur efendim...” gibi birkaç sözü saymış.

Hüseyin Cahit, ahbabını yüreklendirmiş:

— Ohoo dostum, sen bildiğin bu sözleri yerli yerinde kullanırsan bizim memlekette baş üstünde tutulursun…

İlgilisine notlar:

yyy “Ey İnananlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.” Maide Suresi 51

yyy “Kendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmayacaklardır. De ki: “Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur”. Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.” Bakara Suresi ayet 120

yyy “… Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.” Maide Suresi 64

yyy “Kâfir olan bir kavmi seven, onlarla dostluk kuran mümin, kıyamette o kâfirlerle haşr olur.” Hadisi Şerif