Dün İsrail devletinin kuruluşunun, yani Filistin de kan ve gözyaşının akmaya başlayışının 60. yılıydı. Bu vesile ile Saadet Partisi Ankara İl Gençlik Başkanı Sevgili Yahya İncetahtacı arkadaşları ile birlikte İsrail Büyükelçiliği nin önünde bir basın açıklaması yaptı ve elçilik önüne bir de siyah çelenk bıraktılar. Bu arada mücahit kardeşim sevgili Yahya nın çelengin içine bir de "Sapan" koyması bana göre çok anlamlı bir mesajdı. Kim bilir belki de Yahya "Sizin topunuza, tankınıza, helikopterinize karşı Filistinli çocukların ellerinde sapandan başka silahı taştan başka mermisi olmasa da mücadelenin zafere ulaşacağına olan inancını" dile getiriyordu.
Başta ABD ve İngiltere olmak üzere batılı ülkelerin desteği ile Siyonistlerin gelip Filistin topraklarına yerleşmesinden bu yana milyonlarca Filistinli başka ülkelerde sürgünde yaşamakta, Filistin de kalanlar ise kendi ülkelerinde ve topraklarında hapis hayatı sürdürmektedirler. Bunlar da yetmemekte, siyonistleri tatmin etmemekte, "Kadınlar dul, çocuklar yetim bırakılmakta, daha göbek bağı düşmemiş bebekler hunharca katledilmektedir"...
Elbette 60 yıldan beri Filistinli kardeşlerimize karşı yürütülen bu zulme karşı Filistin de İsrail devletinin kurulmasını sağlayanlar ülkelerden destek beklemek aptallık olur. Yani Filistin meselesine adil bir çözüm bulması için Amerika ya da İngiltere den yardım beklemek aptallık değilse gafletin, dünya gerçeklerini bilmemenin bir ifadesidir. Buna karşılık akan kan ve gözyaşı karşısında İslam dünyasının ilgisizliği ise insanı çok daha fazla üzüyor ve yaralıyor... Çünkü, Batılı ülkeler tabiatlarının gereğini yerine getirirken İslam dünyasının İslam kardeşliğinin yüklediği sorumluluğu hatırlayıp ayağa kalkması gerekmez mi Filistin de ve dünyanın hangi köşesinde olursa olsun zulmün sona erdirilmesi için İslam dünyasının sorumluluğu Batılılardan çok daha fazla değil mi Zalimlerden zulmü sona erdirmesini beklemenin izahı olabilir mi
Sevgili Yahya yı dinlerken kafamdan hep benzer düşünceler geçti. Diyebilirim ki zulüm karşısında sessiz kalan zalimlerin işbirlikçilerinden çok kendimizi değerlendirmeye çalıştım... Bir bakıma kendimi ve kendimizi yargıladım... Söz gelimi sevgili Yahya o basın açıklamasını yaparken, İsrail elçiliğinin kapısına siyah çelenk koyarken binlerce insanın orada toplanmış olması gerekmez miydi Orada binlerce insanın toplanması Müslümanlar için bir sorumluluk ve görev değil miydi Müslümanların tek görevi para kazanmak, çocuklarını daha rahat yaşatmak mı Daha doğrusu dünyanın neresinde olursa olun kardeşlerimiz kan ve gözyaşı dökerek hayata tutunmaya çalışırlarken buradaki Müslümanların rahat bir hayat sürerek mutlu olmaları mümkün olabilir mi Eğer olabiliyorsa kendilerini ve imanlarını gözden geçirmeleri gerekmez mi
Bu noktada Sevgili Yahya nın basın açıklamasından bir bölümü aktarmak istiyorum:
"Biz Milli Görüş gençliğiyiz. Sahip olduğumuz iman gereği hiçbir şekilde boyunlarını büküp oturanlardan olamayız... Çünkü bizler biliriz ki zulme karşı susmak dilsiz şeytan olmakla eş değerdir..."
Peki... İslam dünyasının bu zulüm karşısındaki sessizliğini şeytanlaşma olarak mı nitelendireceğiz
Bu noktada suçlamadan ve ithamdan çok, bundan sonrası için ne yapılabileceğini konuşmak en doğru olanıdır..
Buna paralel olarak sevgili kardeşim Yahya İncetahtacı nın şu sözlerini aktarmak istiyorum:
"Filistin sevdalılarını el ele vermeye davet ediyor ve özgür Kudüs sevdalısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan ın talebeleri ve Mili Görüş hareketinin Ankara Gençliği olarak işgalci İsrail in yok oluşunun kaçınılmaz olduğunu buradan bütün dünyaya ilan ediyoruz."
Yazımı, "Allahım zalimleri ıslah et" duası ile noktalıyorum.