ALLAH(C.C), kullarından intikam alır mı?-ııı

Abone Ol

Allah-u Teâlâ’nın, yarattığı arzda her türlü kötülüğü ve zulmü işleyen şeytanlaşmış insanlardan intikamını alması yahut onların cezasını vermesi birkaç şekilde tezahür eder. Bunlardan birisi toplu helâklerledir ki, Nuh tufanı, Âd, Semûd ve Lût kavimlerin helakleri bunlardandır.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) duasından dolayı Allah-u Teâlâ, toplu helakleri kaldırmıştır. Ancak Firavun örneğinde olduğu gibi zulümde zirveye ulaşan kişilerin geçmişte verdiği gibi mahiyet, zaman ve sınırının takdiri tamamen zatına mahsus olmak kaydıyla cezasını vermektedir.

Zulmün ve kötülüklerin cezasının dünyada verilmesi vasıtasız şekilde İlahî kudretin tecellisiyle gerçekleşeceği gibi, vasıtalı yani sebepler zinciriyle insan eliyle de gerçekleştirebilir. Bu tamamen imtihan gereğidir ve Allah-u Teâlâ’nın insana yüklediği misyonla bağlantılıdır.

Zulüm ve kötülüklerin cezası için mühlet takdir edildiği de vakidir. Allah-u Teâlâ’nın yarattığı arzında yaşayıp, buna rağmen isyan eden ve her türlü kötülüğü işleyen şeytanlaşmış insanların verilen bu mühleti kendi güçlerine yahut yaratıcının müdahalede aciz kaldığına hamletmesi ne acınacak bir haldir. Oysa bu mühlet, insan ömrü gibi kısa bir zaman dilimini kapsamaktadır. Kâinatın, dünyanın ve insanın yaratılışından bugüne geçen zamanı göz önünde bulundurduğumuz zaman kısacık mühlet daha iyi anlaşılacaktır.

Verilen mühletle alakalı akılda tutulması gereken hususlardan birisi şudur ki; kötülük işleyenlerin cezası hemen verilmiş olsaydı yeryüzünde yaşayan canlı kalmazdı. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “Eğer Allah, insanları, yaptıkları günah yüzünden hemen yakalayıp hesaba çekseydi, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allah, onları muayyen bir vakte kadar geciktirir. Nihayet ecelleri gelince muhakkak Allah kullarını amellerine göre cezalandırır” (Fâtır, 45).

Akılda tutulması gereken başka bir husus ise bu mühletin daha kapsamlısı şeytana verilmiştir. Allah-u Teâlâ’nın meleklerden saygı göstermelerini istemesi süreciyle birlikte melekler itaat etmiş, şeytan isyan etmiştir. Şeytan, kibir ve isyan ile kâfirlerden olduktan sonra (Bakara, 34) Allah-u Teâlâ’dan mühlet istemiştir. Şeytanın mühlet istemesi ve birinci sur üfürülünceye kadar mühlet verilmesi Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “İblis, ‘Ey Rabbim! Öyleyse, bana insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne kadar mühlet ver!’ dedi. Allah Teâlâ, ‘Peki! Sen, malûm vaktin gününe (yani Birinci Sur üfürülünceye kadar) mühlet verilenlerdensin!’ buyurdu. İblis, ‘Ey Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki ben de muhakkak surette, yeryüzünde onlara (günahlardan) süslemeler yapacağım ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak içlerinden ihlâslı kulların müstesna!’ dedi. Allah Teâlâ buyurdu ki: İşte bu (koruması) üzerime olan dosdoğru bir yoldur. Evet! Hakikaten benim kullarımın üzerinde senin hiçbir hükmün yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna! Şüphesiz cehennem de, o azgınların hepsine vaat olunan yerdir” (Hicr Sûresi, 36-43). Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Şeytan mühlet isterken “Ey Rabbim!” diye hitap etmektedir.

Allah-u Teâlâ’nın şeytana verdiği mühlet, cezalandırma güç ve kuvveti hâiz olması, bu güç ve kuvvetin zaman ve mekânla mukayyed olmaması, istediği zaman cezalandırabilme kudretini haiz olmasının bir tezahürüdür. Asıl büyüklük, asıl özgüven, asıl İlahlık, asıl güç budur.

Allah-u Teâlâ’nın mühlet vermesinin birkaç sebebi vardır. Bunlardan birisi insana verilen özgür iradeye müdahale etmemek, iyi ya da kötüyü tercihine fırsat tanımaktır. İkincisi, mühlet verilerek tövbe kapısı ölünceye kadar açık tutulmuştur. Mühlet verilmesinin başka bir sebebi ise günahlarının artması içindir. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de: “Bir de kâfirler, kendilerine mühlet verişimizi, sakın kendileri için hayır sanmasınlar. Biz onlara sırf günahlarını artırsınlar diye mühlet veriyoruz. Onlara, aşağılayıcı bir azap vardır” (Al-i İmran, 178) ayetinde belirtilmektedir.

Mühlet verilmesinin başka bir sebebi ise cezalarının daha ağır olması içindir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “(Ey Resulüm!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor” (İbrahim, 42).

Allah-u Teâlâ, her türlü zulüm ve kötülüğü cezalandırabilme kudretini haizdir. Bu güç ve kuvveti zaman ve mekânla mukayyed değildir. Mülkün mutlak sahibi, istediği zaman cezalandırma kudretini haiz bir yaratıcının yarattığı ve sahip olduğu kullarını cezalandırması yahut mühlet vermesi tabiidir.

Tabii olmayan, kötülüklere dur demesi gereken, imtihandan dolayı buna mecbur olan Müslümanların, Allah-u Teâlâ’nın arzını Haçlı-Siyonist ittifakına teslim ederek, kardeşlerine yapılan zulme karşı kafasını kuma gömmesi yahut ölü taklidi yapmasıdır.

(Devam edecek)