İnsanın yeryüzü sahnesine çıkmasıyla birlikte peygamber
ve kitap olgusu hep kendisiyle beraber var olagelmiştir. İnsanlık Son Nebi ye
gelinceye kadar kitap ve peygamber gerçeğiyle, Son Nebi den sonra ise kitapla
(Kur an-ı Kerim) ve peygamber pratiği (Sünnet-i Seniye) ile muhatap olmuştur.
Peygamberler ve kitapların tarihe konu, malzeme olmak
için gönderildiklerini şimdiye kadar hiç kimse iddia etmemiştir. Aksine onların
insanlığa gönderiliş nedeni; Andolsun
ki biz, Allah a kulluk edin ve tâğut tan sakının diye (emretmeleri için) her
ümmete bir peygamber gönderdik. (Nahl/36) Kur an da bu şekilde yer almaktadır.
Peygamberler, insanları Allah a kulluk etmeye
çağırırken yani, Allah a zaman ayırmaya davet ederken; onların muhalifleri de
şeytana, cinselliğe, zevk ve eğlenceye, mal biriktirmeye, çalışanların alın
terlerini sömürmeye, ahireti dikkate almamaya, seküler hayat tarzına vb.
çağırmaktadırlar.
17.yy. da matbaa ve gazetenin insan hayatına girmesiyle
birlikte, birey-çevre ilişkisinde ve bu ilişkinin değerlendirilmesinde yeni bir
süreç başlamış oldu. Batılı bir felsefecinin ifadesiyle; O zamana kadar, güne
İncil okuyarak başlayan Avrupalı, o günden sonra güne matbaa ürünleri ve gazete
ile başlar oldu.
Bugün, adına medya denilen her türlü iletişim ve bilişim
araçları, yeryüzünün en ücra köşesine kadar ulaşmıştır. Bireyi yönlendirmede de
en etkin bir rol üstlenmiş durumdadır. Artık yalnızca batılılar değil; tüm
insanlık bu gerçekle karşı karşıyadır. Son yüzyıl Müslümanları da, güne
Kur an-ı Kerim ayetleriyle değil; medyanın en etkin iletişim araçları olan
televizyon, internet ve gazeteler ile başlamaktadır.
Bunda ne mahzur/sorun var sorusu hemen aklımıza
gelebilir. Hiçte öyle değil. Çünkü her ikisinin de bir iddiası var: Hayata çeki
düzen vermek. Semavi kitapların varlık nedeni budur. Aynı şekilde, medyanın ve
arkasında bulunan ellerin de hedefi budur. Öyleyse bu iki olgu ile bir dünya
hedeflenmektedir. Biri, kaynağında vahiy bulunan bir medeniyet inşasını
hedeflerken, diğerleri de ona yer vermeyen insan ürününden müteşekkil bir
yapıyı ön görmektedir. Biri, Allah a zaman ayırmayı hedeflerken, diğerleri
başka şeylerle beraber olmayı hedeflemektedir.
Allah a zaman ayırmak, kompleks bir yapının sonucunda
gerçekleşebilir. Yalnızca Kur an ın elde bulunması ve sabah - akşam okunmasıyla
da mümkün olmayacaktır. Allah a zaman ayırmak, ayetlerin ve sahih sünnetin
mücessem hale gelmesi, hayatın her alanında ete kemiğe bürünmesi ve görünür
hale gelmesi ile mümkün olacaktır. Yani medeniyete dönüşmesiyle:
Şiirden güzel sanatlara, mekânsal yapıdan mimariye,
eğitimden ekonomiye, işçiden işverene, edepten ahlaka, örften hukuka kadar her
alanda, diğer bir ifadeyle, medeniyet inşasının vahiy merkezli olması ile
Allah a zaman ayırmak söz konusu olacaktır.
Seküler, laik ve pagan temelli medeniyetler, Allah a
zaman ayırmama üzerine inşa edilmişlerdir. Bunlardan bazıları, bunu açık bir
şekilde rejim sorunu yaparken, bazıları da hümanizm ekseninde pratize
etmektedirler.
Ancak muhaliflerin, yani peygamber karşıtı merkezlerin bu
sinsi, üzeri çağdaş ve sözde bilimsel kavramlarla örtülmüş çağrılarının
farkında olan insan sayısı ne kadardır ki Allah ı sadece mezarlıklarda ve
hastanelerde hatırlayan, diğer alanlarda aklına bile getirmeyen, unutan
insanların varlığı bu durumun bir göstergesi olmalıdır.
Namaz kılmayan bir insanın, O na zaman ayırdığını
söylemesi mümkün mü Tesettürü ihlal eden birisinin, O nunla beraber olma
iddiası doğru mu Utanma ve hayâ duygusunu yitiren bireyin, O nu yanında
hissetmesi mümkün olabilir mi Ekonomik faaliyetlerini sürdürürken
muhataplarına adil davranmayan bireyin, başkalarına verdiği sözde sadakalar ile
O na yaklaşma sözleri kabul edilebilir mi Kamuda veya sivil toplum
örgütlerinde, rakiplerini ya da yarışanlarını en acımasız ve ahlaki olmayan bir
şekilde saf dışı edenler; Âlemler in Rabbine zaman ayırabilirler mi Namaz
kıldığı halde, namazın ilkeleri doğrultusunda yaşam tarzı oluşturmayanların,
namaz kılarken dahi Allah ile olduğu söylenebilir mi Mümin/Müslüman olduğunu söyledikleri halde,
seküler/laik bir yaşamı tercih edenlerin; teologlara, sosyologlara ve
psikolojik danışmanlara göre de, Allah a zaman ayırmaları söz konusu
değildir.
Son Nebi ve Son Kitap özelde Müslüman olduklarını
söyleyenleri, genelde ise tüm insanları Allah a zaman ayırmaya davet
etmektedir. Bu davetin kabul edildiğini
söylemek ise, kulluğun Ona şirk koşulmaksızın yerine getirilmesi ile
mümkündür. Nedir öyleyse Allah a zaman ayırmak Bireyin ve toplumun var olduğu
tüm alanların İslamileştirilmesidir; Allah a zaman ayırmak. Kalbin O nun
zikriyle mutmain olması, düşüncenin vahyin kaynağı ile harekete geçmesi, hal ve
hareketin ona göre düzenlenmesi; O na zaman ayırmaktır, O nunla beraber
olmaktır.
Allah (cc), bizden kendisine zaman ayırmamızı istiyor.
Hz. Peygamber ve Kur an bunun için gönderilmedi mi