Canım, cananım, ruhum, kalbim, annem, babam, eşim, malım, arabam, ülkem… Gibi sahip olduğumuz şeyleri sahiplenirken kelimenin sonuna …ım, …um, ….em,….im gibi ek getiriyoruz.
Demek ki bizim bizden içeride sahip olduğumuz bir şey var ki varlığımızı ona yüklüyoruz.
Günümüzde güçler savaşının temelinde para ve silah üstünlüğüne sahip olduğuna inanların ilk saldırdığı yer kişilerin kimliğidir.
Rabbimin yarattığı dünyayı kendi kurallarına göre bölüşmüşler ve dünya insanına hiçbir şey sormadan “Benim tarafımda mısın, onun tarafında mısın” diyerek kişinin malına, ülkesine saldırmadan önce kişiliğine saldırıyorlar.
Kimliksiz bir toplum meydana getirdikten ve “Bizden adam olmaz” dedirttikten sonra yeraltı ve yerüstü servetlerinde o kimliksiz insanları çalıştırarak onları memnun ediyor ve sömürüyor.
Rabbimiz, o zalimce kural koyan, bütün insanları kendine kul köle olmaya zorlayan insanların sayısı çok olsa bile onlara itaat edilmemesi gerektiğini:
“Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan sapıtırlar. Onlar ancak zanna uyarlar. Onlar ancak yalan söylerler. Yolundan sapanı en iyi bilen Rabbindir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir.” Söylüyor (En’am suresi ayet 6/116-117)
Kalbimizi, kalıbımızı çalıştıran ve bizi bir saniye bile bize bırakmadan yöneten Rabbimizin bize lütfettiği bu tenimizi bir saniyeliğine dünyanın en değerli doktorlarına teslim etmeyiz ve Rabbimizin çalıştırmasını isteriz de, neden hayatımızı yönlendirirken Allah’a başkaldıranların koyduğu kurallara uyarak hayatımızı kan, barut, zehirli gazlar, kimyasal silahlar, uyuşturucular, terörler, öldürmeler, saldırmalarla yaşamayı seçelim?
Allah’tan gafil olanlara, kendi çıkarları doğrultusunda hareket edenlere itaat edilmemesini emreder
“Nefsini, sabah akşam rızasını dileyerek Rablerine dua edenlerle beraber tut. Sen dünya ziynetini arzu ederken, gözlerin onlardan kaymasın. Bizi anmaktan kalbini gafil kıldığımıza, hevasına uyana ve işi hep aşırılık olana uyma.” (Kehf suresi ayet 18/28)
İnsanı insanlıktan çıkarmaya çalışan bu kâfirlere itaat edilmediği gibi onlara arşı cihadı emreder:
“O halde, kâfirlere itaat etme. Onlara karşı bununla (Kur’an’la) büyük bir cihat yap.” (Furkan suresi 25/52)
Kâfir ve münafıkların kurallarına değil, Allah’ın indirdiği kitaba uymamızı bildirir:
“Ey Peygamber, Allah’tan sakın, kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah, bilendir hükmedendir.
“Rabbinden sana vahyedilene uy, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Ahzab suresi ayet 33/1)
Bu konuda dayanağımız yalnız Allah’tır:
“Kâfirlere ve münafıklara itaat etme ve onların eziyetine aldırma. Allaha güven, vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab suresi ayet 33/1)
“Artık yalanlayanlara itaat etme.
“(Önce) senin yağcılık yapmanı (davandan dönmeni) isterler. Ardından onlar da sana yağcılık yapsınlar.
“Devamlı yemin eden aşağılıklara itaat etme. “Hep(lâf ve kaş-göz işaretleriyle) ayıplayan, laf getirip götürene, “İyiliği engelleyen, haddi aşana, devamlı günah işleyene,
“Zorbaya, bunlardan başka soysuza da (itaat etme)
“Mal ve oğulları var diye de. (ekonomik ve askeri gücü var diye itaat etme).
“Ona ayetlerimiz okunduğunda “Öncekilerin masalları” dedi.” (Kalem suresi ayet 68/8-14)
“Şüphesiz Kur’an’ı parça parça, sana indiren biziz. “Rabbinin hükmüne sabret, onlardan günahkârlara veya inkârcılara itaat etme. Sabah akşam Rabbinin adını zikret.” (İnsan suresi ayet 76/23-25)
Allah’a yaklaşan kâfirden uzaklaşır. Kâfire yaklaşan Allah’tan uzaklaşır.
“Sakın ona itaat etme. Secde et ve (Rabbine) yaklaş. (Secde âyeti)” (Alak suresi ayet 96/19)