Hâlimizin, akıbetimizin ve ahiretimizin hoşnut olmadığımız ve olmayacağımız durumlara düşmemesi için Allah ın ve Rasûlü nün koyduğu ölçüler içinde yaşamamızın zarureti vardır. Aksi halde, dünya ve âhirette bedbahtlar grubunda oluruz. Dünyadan ahirete göçerken de ibret-i âlem bir duruma düşeriz. Bizden önce göçenlerden, bu dünyada yaşayıp da göçenlerden öyle ibretlikler oldu ki, bunlar nesilleri için hep yüzkarası oldular.
Allah a kul, Rasûlü ne ümmet olmakta ihanet sergileyenlerin intikallerindeki ibret-i âlem manzaradan birkaç örnek arzetmek istiyorum.
Asr-ı Saadet döneminde beş kişi vardı ki, bunlar Kuruyeş in en edebsizlerindendiler. Kendileri kötü olan bu beş kişinin akıbetleri de çok kötü oldu.
Birgün Peygamberimiz Efendimiz Mescid-i Haram da oturuyordu. Cebrail Aleyhisselam geldi. O sıra bu beş kişi de, oradan geçiyorlardı. Cebrail (AS) Peygamberimiz Efendimiz e dedi ki:
-Şu geçen beş kişi var ya, Ümmetinin en kötüleridir. Ancak, bunların hiç birinden size zarar gelmeyecek.
Bu beş kişi şunlardı, şu cezaları daha dünyadan göçerken görmeye başladılar:
* As İbn-i Vâil-i Sehmi:
Bu adam, bir gün ata binip iki oğlu ile Mekke sırtlarına gitti. Oralarda atından inip gezinirken ayağına diken battı. Yılan soktu zannetti. Ayağı hergün artarak şişiyordu. Düşünüp yine de iman etmedi.
"-Beni Muhammed in Allah ı öldürdü" diye bağıra bağıra geberdi.
* Esved bin Matlab:
Bir ağacın dibinde otururken, âniden gözleri kör oldu. Bir melek gelmiş onun kafasından tutmuş o ağaca hızlı hızlı vuruyordu. Bu adam o meleği görüyor etrafındakilerden yardım istiyordu.
"-Beni Muhammed in Allah ı bu hale getirdi" diye diye başını da o ağaca vura vura geberdi.
* Esved İbni Abdi Yeğus:
Mekke nin dışına çıkmıştı. İçinin karası dışına vurdu. Yüzü ve bütün vücudu simsiyah kesildi. Domuza benzedi. Evine geldi. Çocukları sen kimsin diye evine sokmadılar. Ben sizin babanızım, bu evin sahibi benim dediyse de faide etmedi.
-Sen bizim babamız olamazsın. Sen bir domuzsun. def ol, dediler. O da:
"-Muhammed in Allah ı beni bu duruma soktu" diye diye ve evinin kapısına kafasını vura vura geberip gitti.
* Velid oğlu Muğire:
Bir okçu dükkanının önünden geçerken dükkanda ok denemesi yapılırken atılan bir ok buna saplandı. Bu okun verdiği acıdan Muğire, bağırdıkça dağlar inledi. O da:
"- Beni bu acıya Muhammed in Allah ı düşürdü" dedi, o da otları yola yola çok feci bir akıbetle geberip gitti.
* Kays oğlu Haris:
Tuzlu balık yedi. Kendini şiddetli bir hararet bastırdı. Evvelce tuzlu balık yediğinde bir şey olmazdı. Ne kadar su içti ise, harareti kesilmedi. İçtikçe içti. İdrar yolu tıkandı. Sidiğini çıkaramadı. O da diğerleri gibi:
"-Bu belâyı benim başıma Muhammed in Allah ı açtı" diye inleye inleye çatlayarak geberip cehennemin dibini boyladı.
* Hıristiyan iken Müslüman olduğunu söyleyip Müslümanların arasına giren daha sonra irtitad edip başta Peygamberimize ve Müslümanlara iftira atan birini gömüldüğü mezar, kabul etmeyip dışarı atmıştı. "Kabrin dışarı attığı kişi" diye tarih boyu anılıyor.
* Benim tanıdığım biri vardı. Müslüman düşmanıydı. Çok küfür ederdi. Ölürken dışkısını ağzından çıkara çıkara bağırıyordu. Geberdi. Cenazesi defnedilirken bu defa mezarını acaip sinekler istilâ etmişti de gömü çok zor gerçekleşmişti.
* Müslümanlara zulmü ve İslâm a düşmanlığı ayrıca Allah ın yasaklarını alaya almasıyla ünlü bir yetkiliyi tanıyorum. Mübtelâ olduğu hastalıktan dolayı son günlerinde kıpkızıl bir hâl almıştı. Homurdaya homurdaya göçtü gitti.
İslâm düşmanlarının ahir ve akıbetleri böyle olur işte.