Allah yükleyecek biz taşıyacağız*

Abone Ol

BAZEN sözler son bulur, kifayetsiz kalır. İnsan her şeyin

bittiğini düşünür. Aslında her şey işte tam o his çöreklenmeye başladığı yerde

başlar. İnsan neyi kaybettiğini, neyi yanlış yaptığını sormaya başladığında kaybettiği

ile bulunduğu hal arasındaki mesafeyi daraltmış ve cevaba bir nebze olsun

yaklaşmış olur. Bugün insanı en çok yoran şey, günlük hayatta yaptığı öz

çekimler kadar, öz muhasebe yapamamasıdır. Öz eleştiriden anlaşılan ise insanın

kendi kusurlarını örtmek için başkasının yaptığı ve yapmadığı ile ilgili

düşüncelerini ortaya sererek kendi mesuliyetini kamufle etmektir. Böylelikle

suçlu bulunmuş, ceza kesilmiş ve insan kendini rahatlatmıştır. Zamane insanları

için bireyselliğin en zirve noktası mesuliyetsiz bir hayatı yaşayabilmektir.

Kimseyle paylaşmak zorunda olmadığı sorumsuz ama bir o kadar da yakıcı, yıkıcı

bir yaşam biçiminin, bencil sularında yüzmekten geçiyor.

Ne zaman birisi gelip hadi öz eleştiri yapalım dese

korkuyorum, çünkü yine bir yıkım süreci başlayacak diyorum. Çünkü öz eleştiri

her defasında gaz gidene kadar, içinin ateşi sönene kadar nefsin dışındaki

herkese kıymaktır. Amaçsız konuşmalar bütünüdür. Şahıslar ve olaylar etrafında

dönmekten başka bir şey değildir. Zamanın girdabında sonuçsuz hareketlerdir.

Korkum ise adeta ıskalamak üzere açılan fasılların bir bir karartılmasından

kaynaklanıyor. Gerçi bizde eleştiri de sancılı bir konudur. Ya yakıcı bir

karalama işi ya da yüceltmek cilalamak için yapılan bir iştir. Oysa muhasebe

etmek dediğimiz durum aslında hesabın kendi nefsimizin sınırları içerisinde

cereyan etmesidir. Kendine çeki düzen vermek için hesaba duran kişi karakterini

ayağa kaldırır, hayatını istikamet üzere yaşamak için bir sayfa açmıştır. Bir

taraftan hatalarla yüzleşip gerekli dersler çıkartılmış diğer taraftan da

zayıflıklar tespit edilerek tedbirler alınmış olur. Nefis dizginlenmiş, yol kat

edilmiş olur. Nefsin önünde dururken başka düşman arama ve ne olmak istediğine

karar ver. Başkalarını yenen kişi güçlüdür, kendini yenen kişi ise

kahramandır. ***

Sevgili dostum, gel içinden geçtiğimiz zamanın tozuna

kirine aldanmadan içimizdeki kirleri pisleri bir bir ayıklayalım. Dünya

gerçeklerinin(!) bulaştığı kursağımızdan başlayarak kendimizi bir çek edelim.

Ne kadar temiz bir sayfaya sahibiz. Kaybettiğimizi kendimizde mi yoksa ötemizde

mi arıyoruz İçimizin kaynayan kazanları kimi kaynatıyor Tembel, şişko

nefsimizi mi yoksa tertemiz gençlerin saf emeklerini mi Hangi garibanın

inancı, umudu üzerinden ellerimizi ovuşturuyoruz. Bu dünyaya ne kadar kıymet

biçiyoruz. Yaşamak değimiz şey aynı şey mi Dünya bizim için kaç gün İşte

sorular birbirini kovalamaya başladı. Ama bildiğim bir şey var, o da bu

dünyanın iki gün olduğuna dair. Doğduğun ve öldüğün gün... Mutlu mest günler ve

hüzünlü, zorlu günler. İkisi de yalın kat gelip, yalın kat gitmeyi yani üryan

gelip, üryan gitmeyi anlatıyor.

İşte önümüzde açılan kapıdan giriyoruz ve o iki günün de

vakti olduğunu öğreniyoruz. Dünya nimetlerinin geldiği andan başlayan o mesut

günler imtihanın bir günüdür. Sabır ve düzgün iş tutularak geçildiğinde büyük

kazançlara vesile olur. Diğeri de dünya nimetleri gidip, bir bir imtihan

sebepleri karşımıza döküldüğünde gelen karmaşık durumlar ve duyguların günüdür.

İşte bu durumu da üzüntü, ümitsizliğe kapılmadan, kendini paralamadan metanetle

ve şükürle geçireceğin bir zamandır. İşte dünyadaki her şeyin bir vakti

olduğunu anlıyorsun, yeter ki üstüne düşenleri bihakkın yerine getir. Her şeyin

bir zamanı ve gök altında olan her işin bir vakti var. Doğmanın vakti, ölmenin

vakti, aramanın, bulmanın, yitirmenin vakti var. Yeter ki yürümesini bil Ve

unutma! Allah yükleyecek biz taşıyacağız. Hoşça bakın zatınıza

---

*Kemal Tahir,

** Paul Valery

*** Lao Tse 

Ne olduklarını bilmeyenler, ne dediklerini de bilmezler. **

Taş Gemi

Bize Kadar

1. Önce kendinle barış. Sonra ailen ve akrabalarınla

barış. Sonra mahallende sevilen sayılan biri ol. Güven ver insanlara, güler

yüzlü ol, selam ver.

2. Toplantılara çok daha düzenli ve işini yapmış olarak

gel, mazeret üretme.

3. Bir köşede pasif durma, katılımcı ol, şikâyet etme,

çöz.

4. Yeni insanlarla tanış, onlarla paylaş, gönül yap.

5. Sanal ve poz mücahidi olma, gerçek ol. Cehd et.

6. Facebook ve tweetter da insanlara küfretme,

insanları  anla. Sonra en güzel şekilde

anlat, polemiğe girme.

7. İnsanlara uzak durma yaklaş ve kimseyi inancı, dili,

rengi veya aidiyetleri ile yargılama, ötekileştirme.

8. Başkalarına özenme, kişilerle değil zihniyetle

mücadele et. Tecrit ve tehdit etme, sözü en güzel şekilde söyle.

9. Yıkıcı değil, yapıcı ol

10. Muhasebe et, derlen, demlen ve affet. Sonra yeniden

başla

Dağların arka yüzündeyim,

Ne bir fazla,

Ne bir eksik,

Yaşıyorum.

(Adem Turan)

Dağarcık

Şehirler vasıtalar etrafında inşa edildiklerinde insan

ayağı değersizleştirilmiş olur. Okullar öğretmeye soyunduklarında kendini

yetiştirme kaybolur. Ve hastaneler zor durumda olan herkesi kendi bünyelerine

aldıklarında yeni bir ölme biçimi var olur. (İvan İllich)