Allah Yeni Acılar Göstermesin!

Abone Ol

Günlerdir kafamı Ermenek’te yaşanan maden faciası meşgul ediyor. Hatta geceleri uyuyamadığım oluyor. Bir ayı geçmesine rağmen, 8 madenci hâlâ yeraltından çıkarılabilmiş değil. Ermenek’te yaşanan facianın kamuoyunda meydana getirdiği travma, 13 Mayıs’ta 301 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Soma’daki o acıklı maden faciasından daha az değildir, diye düşünüyorum. Bu, en azından benim için böyle!

Gerek Soma, gerekse Ermenek’teki facia adeta “geliyorum” diye ilân verir gibiydi. Soma’daki maden ocağının haftalar öncesinden ısınmaya başladığı basına yansıdı. Ermenek’teki maden ocağına hücum eden su baskını olayı, işçilerin bulunmadığı bir zamanda daha önce de yaşanmıştı.

Soma’daki faciada hayatını kaybeden 301 kişiden Soma Merkez ve Köseler köyünden en az 25 kişinin taziyesine gittim. O ziyaretlerde vefat edenlerin yakınları veya hayatta kalan işçilerden, madenin denetiminin ocağa girmeden büroda yapıldığını söyleyenler oldu.

Bir ülkenin yeraltı kaynakları çok önemlidir. Onun için, ancak devletten izin alınarak işletilebilir. Devlet işletme izni verdiği firmadan yerin altında çalışan işçilerin iş güvenliğinin sağlanmasını şart koşması, -yapı denetimi sisteminde olduğu gibi- titizlikle denetlenmesi gerekir, diye düşünüyorum.

13 Mayıs’ta meydana gelen Soma faciasından, 28 Ekim’de yaşanan Ermenek faciasına kadar geçen 6 ayda, yetkililerin gerek yasal olarak, gerekse denetim bakımından önleyici tedbirler alması gerekmez miydi Sorumluluklarını gereğini yerine getiremeyenler o mevkilerde durmamalılar. İnsan hayatının söz konusu olduğu bir görevde hoşgörü ve idare-yi maslahat olmaz.

Yıkıldı Dağlar, Çare Kalmadı

Ermenek’teki kazada perişanlık ve sefalet had safhada idi. Yakınlarını kaybedenler ölüp ölüp dirildiler. Facianın acısı ülkenin her yerinde etkisini gösterdi. Su baskınında mahsur kalanların çıkarılması için uzun süre korkulu, tedirgin, can dayanacak gibi olmayan bir bekleyiş yaşandı.

Nur yüzlü, soluk benizli 75 yaşındaki Ayşe Nine günlerce evlâdı Tezcan’ın kaygısına düştü: “Oğlum yüzme de bilmezdi, ne yaptı acaba ”

Maden ocağında oğlu mahsur kalan bir anne tahliye edilen kömüre bulanmış sudan içiyor, “Neden içiyorsun ”sorusuna verdiği cevap anne yüreğinin ne kadar yandığını anlatmaya yetiyor: “Mademki oğluma ulaşamıyorum. Bari onun bulunduğu yerden gelen suyu içeyim de, içimi soğutayım!”

Bir başka anne, oğlu için kazılmış mezara giriyor ve “Oğlum burada mı yatacak ” diye feryat ediyordu.

Siz, o ölenlerin, yaşadığı köydeki anneleri için ne ifade ettiğini bir bilseniz! Ayşe Gökçe, oğlu Tezcan’ın cenazesi sırasında şöyle diyordu: “Biz önemli değildik. Tek isteğim oğlumun sağ salim geri dönmesiydi. Hep, Tezcan’ım arabadan çıkıp geliverecek sandım. Bir sıkıntımız olsa hemen hallederdi. Birbirimizi idare ederdik. Şimdi bizi kim idare edecek Gitti evlâdım! Yıkıldı dağlar, çare kalmadı. Göstermiyorlar yavrumu! Bundan sonra iki torunuma, gelinime sahip çıkacağım. Oğlumun borcu varsa ödeyeceğim.”

Aaahh! Anadolu insanının safiyetini, gönül zenginliğini, ince ferasetini, fedakârlığını, vefakârlık ve sadakatini bir anlayabilseydik! Ehlinin elinde onlarla neler yapılmaz ki! Cevabını merak edenler tarihe bir baksınlar!

Dost Başa, Düşman Ayağa Bakar

Ermenek faciasının ilk 22 gününde kamuoyunun iki maskotu vardı: İkisi de 75 yaşında olan Ayşe Nine, Recep Dede. Rahmetli Tezcan’ın anne ve babaları. Dost, tabiî, samimi, çilekeş, solgun benizli, tipik iki Anadolu insanı! Tam 22 gün onlarla yatıp kalktık.

Recep Gökçe, tam 22 gün delik ve yırtık lâstik ayakkabısıyla dolaştı. Oğlunun cenazesi günü biri himmet gösterdi de 11 liraya aldığı bir lâstik ayakkabıyı hediye etti ona. Fakat ondan sonra olanlar oldu.

Medya günlerce Recep Dede’nin ayakkabısını konuştu. Birileri Ankara’ya götürdü eski ayakkabılarını. Recep Dede’nin gurur ve onuruna dokundu bu olay. Tepkisi şöyle oldu: “Ayakkabının çok tangırtısı oldu. Bundan sonra verseler de kimseden ayakkabı almam. Ayakkabıyı Ankara’ya kadar yollamışlar. Bir lâstik yâ… bir lâstik!”

Devlet erkânı ve binlerce insan Ermenek’teydi. Recep Dede’nin ayakkabısını 22 gün kimse görmedi mi acaba Büyülendik mi, gözlerimiz mi perdelendi, basiretimiz mi bağlandı Günlerce Ermenek’te kalan yetkililer, acıyı yaşayanlarla bire bir ilgilenmediler mi yoksa Hele basının gözdesi haline gelen Ayşe Nine ve Recep Dede ile… Facianın telâşıyla yaşanan şaşkınlık mı diyelim buna

Neyse! Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez 22 gün sonra cesetleri çıkarılan 8 madencinin cenaze namazlarını kıldırdı. Orada yetkililere şöyle uyardı: “Bütün işverenlerimize buradan haykırıyorum. İşçilerimizin alın teri kurumadan haklarını vermek mukaddestir. Onların güvenli ortamlarda çalışmalarını sağlamak da bir o kadar önemlidir.”

Halk seçtiklerini denetlemeli. Medya faciayı unutturmamalı. Yetkililer sorumluluklarının şuuruna varmalı. Ellerinde bulundurdukları görevin bir emanet olduğunu bilerek emanete riayette kusur etmemeli.

Erbakan Hocanın, Bilge köyü faciası sonrası yaptığı şu duaya bugün de katılıyorum: “Allah yeni acılar göstermesin!”