Allah Kimsenin Hidayetini Karartmasın

Abone Ol

Engelliliğe yol açan sebeplerin ortadan kaldırılması hususunu öteden beri savunduk. Yazılarımızda ve çeşitli vesilelerle yapmış olduğumuz konuşmalarda da bugüne kadar dile getirdik. Hastalıkların yol açtığı engelliliği sağlık politikalarının geliştirilmesi ve uygulanması ile ortadan kaldırabiliriz diye tesbit ettik. İş kazaları ve trafik kazalarının yol açtığı engellilik durumuna da tedbirlerin alınması ve trafik kurallarının uygulanması ve uyulması gibi öneriler sunulabilir demiştik.

Lakin asrın felaketi olarak görülen bu depremde, yaralı olarak kurtulan binlerce kişinin en az dörtte birinin engelli duruma düşeceği sanılıyor. Peki denebilir ki bunun tedbiri nasıl olacak? Her şey ayan beyan görünüyor. Yapı müteahhitleri ve yapı denetimi, işlerini ve sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmiş olsalardı, felaketin boyutu bu kadar olmayacaktı. Nitekim sorumlu müteahhitler bir bir tutuklanıyor. Bu da bu durumun ispatı niteliğinde.

Peki şimdi ne olacak? Depremin birinci gününden bugüne kadar, yapılmayanlar ve yapılması gerekenler çeşitli ağızlardan söylendi. Ama yaralılardan engelli durumuna düşenlerin geleceği hakkında fazla bir şey duymadık. Sağlıklı bir hayat yaşarken birdenbire engelli durumuna düşmenin ağır psikolojik ve sosyolojik travmasını atlatabilmek için yetkililerin ve sorumlu birimlerin acilen tedbir alması gerekir. Bu arada sosyolog ve psikolog gibi meslek erbabına çokça ihtiyaç olacağı da aşikârdır.

Bu işin yükünü, sorumlu bakanlık Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çekecektir. Şimdiden tedbir alınması hususunda, birtakım çalışmaların yapılması ve yapılanların üzerine dahası da eklenerek hızlandırılması, sorunun çözümü açısından kaçınılmaz olacaktır.

Asrın felaketi olarak nitelendirilen, ülke olarak yaşadığımız bu facianın getirdiği, sadece bir bakış açısıyla ortaya koyduğumuz, tek bir problem değildir. Daha onlarca başlık altında yaşanan ve yaşanacak olan problemleri sayabiliriz.

Ne var ki bütün bunlar yaşanırken, siyasilerin ağız dalaşı hız kesmiyor. Özellikle de iktidarın “ben varım, benden başkası olamaz” anlayışı, gerilimden ve kaostan siyasi rant sağlama gayretleri öteden beri vardı, maalesef şimdi de artarak devam ediyor.

Bu felaketin ilk günlerinde yazdığımız yazıda toplumun birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhundan övgüyle söz etmiştik. Ne var ki gelinen noktada kendini bilmez bazı aykırı unsurlar, toplumu ayrımcılığa itmekte ve nefret ateşini körüklemektedir. Hele de kendisini iktidar partisinin sözcüsü yerine koyarak, hatta daha da ileri giderek Müslümanların mabedinde hutbe irad ederken bile bu tavrı ortaya koyan hoca müsveddeleri neye hizmet ediyor, kimin değirmenine su taşıyor acaba?

İşte bu noktada merhum Erbakan Hocamızın veciz sözlerinden biri hemen hatırıma geldi. Derdi ki; “İlim ahmaklığı gidermez, illa siyasi şuur lazım.” Diğer bir sözünde de, “Allah bir adamın hidayetini kararttı mı; doğruyu yanlış, yanlışı doğru görür” demişti. Allah, kimsenin hidayetini karartmasın. Amin. Vesselam.