Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:
Dünya, Allah ın katında bir sinek kanadı kadar değerli
olsaydı, ondan kâfire bir yudum su içirmezdi. (Tirmizi, Zühd, 13)
Allah ın dünyayı sevmediği, kullarının da ona takılıp
kalmamalarını istediği gayet açıktır. Dünya da lanetli, içindekiler de. Neden
dünya Allah Teâlâ nın sevmediği yerdir. Dünyayı da yaratan O dur.
Cevap açık ve kesindir:
Dünyanın işleyişine zulüm, şer ve küfür hâkimdir. Allah
ise zulmü, şerri ve küfrü sevmez. İmtihan gereği dünyanın böyle yaratılmasını
murat etmiştir. Kullarından da bu hakikati böyle görmelerini, imtihanı kazanıp
cennete girmelerini istemiştir. Cennet ise, iman, hayır, nur diyarıdır. Evet,
dünyada da bir nebze nur ve hayır vardır. İman vardır. Ama yoğunluk küfür ve
şer üzerinedir. Zulüm adaletten fazladır.
Dünyanın bu yapısıyla cennetle kıyas edilmesi bile doğru
değildir. Değil benzeme, oranlama yapılması, aynı gündemle anılmaları bile
mümkün değildir.
Bu hakikati yakalayan peygamberler, Allah dostları
dünyaya hak ettiği değeri verdiler. Bütün yoğunluklarını ahirete verdiler. Kısa
bir hayatı eziyetle geçirdiler; ama Rablerinin rızasını kazanarak ebedi saadete
erdiler. Ashabı kiram ayaklarının altına kadar gelen dünyayı ve saltanatı
teptiler.
Dünya fitnesi karşısında durumumuz:
a- Dünya sevgisi bir gerçektir:
Bu sevgiyi Allah Teâlâ içimize yerleştirmiştir. Bizi
imtihan maksadı ile dünyaya gönderdiği için imtihanın işlemesi dünyanın bize
meyletmesi, bizim de ona sıcak bakmamızla mümkündür. Bu bir afete
dönüşebilmektedir. Allah ın pek az kulu bu sevgiden kendisini arındırmış,
kalbini cennete kilitlemiştir. Ölümün soğukluğunun nedeni de dünyadaki
lezzetlerden ayrılma zorluğudur. Kul büyük bir titizlikle, ömrünün sonuna kadar
dünya sevgisi karşısında imtihanda olduğunu unutmadan gayret etmelidir ki
kazanabilsin.
Dünya sevgisi, kökten atılabilecek bir sevgi değildir.
Atılması da gerekmez. Dünyanın, iman etmeyenlerin elinde olmasını doğuracak
böyle bir tavır sakıncalıdır da. Esiri olmadan dünya nimetlerinden yararlanmak
ve dünya nimetleri sayesinde Allah ın rızasını kazanmak gerekmektedir. Bunun
için Allah a sığınmak, yoğun dua etmek, zahitlerin, salihlerin halini
incelemek, dünyacı çevreden uzak durmak en faydalı çalışmadır.
b- Ruhbanlık yoktur:
Dünya fitnedir, kötüdür, mü min için tuzaktır diyerek
hayattan el etek çekmek, toplumdan uzak durmak, bir mağarada yaşamak
aşırılıktır. Böyle bir tutum kurtuluş değildir. Mü minden sadece kendisini
dünyaya kaptırmadan yaşaması beklenmiyor ki! Dünyanın Allah ın rızası
doğrultusunda imar edilmesi kimin vazifesidir Bu tür davranışlarda niyet doğru
olsa da neticesi doğru olmayan tatbikat vardır. Dünyaya tapınmanın öbür ucunda
kalan bir aşırılıktır bu. Dünyadan el etek çekmek yerine, onu kalbe koymadan,
put haline getirmeden nimetlerinden yararlanmak gerekmektedir.
Ashabı kiram Allah onlardan razı olsun, ellerinde
dünyalık olmadığı zamanlar sabırla yollarına devam ettiler. Dünyalığımız olsun
diye hırs göstermediler. Dünya onlara kapılarını açınca da onu tepmediler.
Bilakis ondan yararlanıp, dünyayı Allah ın dinine hizmette kullandılar. Bu bir
dengedir. Bu dengeyi de en güzel şekilde sahabiler kurmuşlardır. Zengin
oldular; ama zekâttan kırpmadılar. Zenginlikleri onları fiili cihaddan geri
bırakmadı. Camiden, cemaatten ayrılmadılar. Ahireti unutmadılar.
c- Dünyaya takılıp kalma konusunda sadece zenginler
tehlikeli bir iş yapmakta değildirler.
Fakirler de dünyanın bir açıdan tuzaklarına
takılabilmektedirler. Onların takıldıkları tuzaklar da onları sürüklemeye
yetmektedir. Bu da bize, dünyanın imtihan olması gerçeğini, zenginlik-fakirlik
açısından değil, kulluk ve imtihan açısından düşünme gereğini gösterir.
d- Dünyaya takılıp kalmamak her asır için farklı değerler
üzerinden düşünülmelidir:
Mesela, ashap döneminde klima bulunmadığı için bu asırda
klima kullanılmasını, dünyaya meyletmek olarak anlayamayız. Dünyaya meyletmek
bu pencereden bakıldığında, camide klima bulunmadığı için cemaate gitmeyip,
namazı evde kılmak olarak anlaşılabilir.
e- İslam a iftira etmesinler:
Müslümanlar ın ekonomik, siyasi ve askeri geri
kalmışlığı, İslam ın dünyaya meyletmemelerini telkin etmesindendir, şeklinde
yapılan propagandalar iftiradır. İslam kimseyi geri bırakmamıştır. Dünyayı
terk edin! dememiştir ki, Müslümanlar ın elinden dünya hâkimiyetinin gitmesine
neden olsun. İslam, dünyaya tapınmamayı emretmiştir. Hâlbuki en büyük tarihi
gerçeklerden biri önümüzdedir: Müslümanlar ın İslam ı daha iyi yaşadıkları
dönemler, dünyaya hükümran oldukları dönemlerdir. Ne zaman, dünyalığa meylettilerse
o zaman dünya ellerinden gitmiştir.
İslam ın yükseliş dönemlerindeki Müslümanlar üzerinden
yapacağımız bir araştırmada, onların İslam anlayışının şu esaslara dayandığı
görülür:
- Allah a ve ahiret gününe tam iman.
- Allah a tevekkülde samimiyet.
- Salih amellerde ciddiyet.
- Dünyaya tenezzülsüzlük.
- Dünya hâkimiyeti için yeterli hazırlık ve çalışma.
Geri kalınan asırlarda ise bu ilkelerin tamamına
yakınında bir gevşeme olduğu izlenmektedir.
Gerçek rakamlar
Bir, yüzün yüzde biridir. Binin binde biridir. Milyonun
milyonda biridir. Milyarın milyarda biridir.
İkinci taraftaki rakamlar ne kadar büyürse büyüsün, bir
için değişen bir şey yoktur. O hep, diğer rakamın şu kadarda biridir.
Çünkü bir sabit bir rakamdır, değişmez. Diğer rakam
ise, sonuna sıfır kondukça büyümektedir. Sıfır koymanın ise matematiksel olarak
sınırı yoktur.
Birle, herhangi bir sayı arasında yapılacak oranlamada
bir için alternatif yoktur.
Dünya ile ahiretin karşılaştırılması bunun gibi bir
şeydir. Dünyanın başı ve dibi vardır. Milyar sene bile sürse, sonu vardır.
Sınırlı bir rakamı temsil eder. O da mesela, bir rakamıdır. Ahiret için ise bir
son yoktur.
Dünya, donuk rakamı, ahiret ise hareketli rakamı temsil
eder.
Ahiret hayatının bir sonu yoktur. Ahiret için bir son
takdir edilmiş olsa bile afakî rakamlar söz konusu olacaktır. Tıpkı,
okyanusların litre ile ölçülmeleri gibi. Kaldı ki böyle bir sınır yoktur.
Ahirette son kelimesi olmayacak. Ahiret sınırsızdır; sınırlıyla sınırsız
nasıl oranlanabilir
İnsanın anlayabilmesi için verilen, denize batırılmış
parmağın denizden çektiği su oranı örneği, eğer sınır olsaydı, böyle
olabilirdi anlamı verebilmek içindir. Son olmadığına göre, dünya hayatının
bütünü ahiret hayatının yanında o kadar bile değildir.
Farka dikkat!
Ashabı kiramın dünya imtihanı ile ilişkisi, ulaştıkları
sonuç, bizimle kıyas edildiğinde şu hakikati ortaya çıkarıyor:
Onlar Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin izinden
gidip dünyaya zahit davrandılar. Yokken sabırla devam ettiler yollarına. Dünya
ayaklarına gelince de ona tapmadılar. Dünyaya tapınmadıkları gibi, dünyayı
imanlarına hizmet ettirdiler. İmparatorlukları yıkıp yerine iman devleti
kurdular. Onların dünya ile ilişkilerini iki başlıkta toplamak mümkündür:
Birincisi: Allah ın önem verdiğine önem verip, önemsiz
gördüğünü önemsiz gördüler.
İkincisi: Tapınılan bir dünyayı imanın hizmetinde bir
mescide çevirdiler.
Sürekli fakir yaşamadılar; zengin oldukları da oldu. Ama
malın peşinden gitmediler, ahireti unutmadılar. Fark burada gizlidir.