Allah (c.c), kullarından intikam alır mı?-II

Abone Ol

Allah-u Teâlâ, dilerse zulmü, azgınlığı ve kötülükleri hemen düzeltebilir. Kalpleri kontrol ettiğinden zalimlerin kalbine iyilik tohumları eker ve zulüm bir anda ortadan kalkar. Aynı şekilde müşriklerin ve kâfirlerin kalplerine müdahale eder ve yeryüzünde şirk, küfür, zulüm ve kötülük kalkar. Kur’an-ı Kerim’deki “Bütün göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır ve bütün işler (netice itibarıyla) O’na döndürülür” (Hadid Sûresi, 5) ayeti, yerlerin ve göklerin mülkünü elinde bulundurduğuna işaret eder.

Bütün bir kâinat Allah-u Teâlâ’nın mülküdür. Allah-u Teâlâ, mutlak güç ve kuvvet sahibidir, yerlerin ve göklerin orduları Allah’ındır: “Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” (Fetih Sûresi, 7).

Allah-u Teâlâ, bir şey istediği zaman sadece “ol” der ve her istediği olur: “Göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Bir işin olmasını isterse ona yalnızca “ol” der, o şey de oluverir” (Bakara Sûresi, 117). Yok edebilme kudreti de var edebilme kudreti kadar büyüktür.

Allah-u Teâlâ’nın cezalandırma güç ve kuvveti zaman ve mekânla mukayyed değildir. İstediği an cezalandırabilme kudretini haizdir. İsterse kötülüklerin cezasını dünyada hemen verebilir, isterse de ahirete erteleyerek orada daha ağır şekilde cezalandırabilir.

Allah-u Teâlâ “müntekim” yani intikam alıcıdır. Onun intikam alması, yapılan kötülükleri cezalandırması şeklinde anlaşılmalıdır. Bu ceza verişin mahiyet ve zamanının takdiri tamamen Allah-u Teâlâ’nın tasarrufundadır.

Allah-u Teâlâ, kimi zaman yeryüzündeki kötülüğün, zulmün, küfrün, şirkin, her türlü isyanın cezasını dünyada hemen verir, bazen de âhiret gününe erteler yani mühlet verir; bunun tasarrufu tamamen Allah’a aittir. Tarihteki bazı olaylar, kötülüklerin cezasının dünyada verildiğinin misalleridir: Nuh tufanı, Âd, Semûd, Lût kavimlerinin helâkı bunlardandır. Kavimlerin helâkının haricinde kişilerin helâkı da vakidir. “Firavun ve Nemrut gibilerinin helâkleri” bunlardandır.

Kur’an-ı Kerim’in beyanına göre Musa Aleyhisselam, azgınlaşan Firavun ve taraftarlarıyla mücadele etmiş ancak zulümde zirveye ulaşan bu güruhun bertaraf edilmesi Allah-u Teâlâ’nın zulme müdahalesiyle gerçekleşmiştir.

Allah-u Teâlâ, geçmiş ümmetlerin içinden azgınlaşanlara ibretlik cezalar vermekteydi. Bu ibretamiz ve toplu cezalar, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) duasıyla kaldırılmıştır. Gerek ümmet-i davet yani gayr-i müslimler gerekse ümmet-i icabet yani Müslümanlar arasında kötülük ve zulüm artmasına rağmen toplu helakleri kaldırılmıştır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bu konuda, “Ben, Rabbimden, benim ümmetimi helâk etmemesini istedim. Rabbim benim bu duamı kabul buyurdu. Dedi ki: ‘Onların helâki kendi aralarında olacaktır. Günah işledikleri zaman ben onları birbirine düşürecek ve vurduracağım.’ Ben bunun da kalkmasını diledim; ama Rabbim, bunu kaldırmadı” (Müslim, Fiten, 20) buyurmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) hitaben, “Sen onların içinde bulundukça, Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar istiğfar ederlerken (içlerinde istiğfar edenler var iken) de Allah, onlara azap edecek değildir” (Enfâl Sûresi, 33) ayeti hem gayr-i müslimler hem de Müslümanlar içindeki kötüler için toplu cezaların kaldırıldığını göstermektedir.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) duasından dolayı Allah-u Teâlâ, toplu helakleri kaldırmıştır ancak kötülük yapanların cezasını dilerse dünyada vermekte, dilerse mühlet vererek âhirete bırakmakta ve cezası da katlandığından daha fazla cezaya çarptırmaktadır.

Zulmün ve kötülüklerin cezasının dünyada verilmesi vasıtasız şekilde İlahî kudretin tecellisiyle gerçekleşeceği gibi, vasıtalı yani sebepler zinciriyle insan eliyle de gerçekleştirebilir. Bu tamamen imtihan gereğidir ve Allah-u Teâlâ’nın insana yüklediği misyonla bağlantılıdır.

(Devam edecek)