Allah (c.c.) biliyor

Abone Ol

Bin yıl İslâm’a hizmet etmiş bir milletin evlatlarını nasıl oldu da kendi dinleri ile uğraşır hale getirdiler gerçekten çok ilginç. İslâm’ı yaşayanlar, okuyanlar, kullananlar, istismar edenler, arkasına sığınanlar her dönemde vardı ama İslâm düşmanlarının bu kadar arttığı bir dönemi şahsen ben bilmiyorum. Alnı secdeli, başı örtülü, yüreği iman dolu anne-babaların İslâm düşmanı evlatlarıyla baş başa kaldık. Özellikle İslâm düşmanı diyorum zira muhatap olduğumuz kitlenin birinci önceliği İslâm düşmanlığı, din düşmanlığı onlar için belki de sorun bile değil zira başka dinler ya da inançlar söz konusu olduğunda onlar inanç özgürlüğünün şövalyeleri olarak görülmektedir.

İslâm dini akledenler, araştıranlar ve öğrenmek isteyenler için ayet ve hadisleri ile gayet açık ve nettir. Kimse Müslüman olmak zorunda değildir fakat Müslüman olduğunu iddia edenler de İslâm’ın emir ve yasaklarına riayet etmeyi taahhüt etmişlerdir. İslâm inancı bütün sahte ilahları ret etmekle başlar ardından yaşatan, yöneten ve kanun koyan olarak âlemlerin Rabbi Allah’ın birliğini kabul ile devam eder. İslâm’ın ve imanın şartları ortadadır. Kimsenin bir şeyleri eğip bükmesine, film çevirip tiyatro oynatmasına gerek yoktur. Şehit kanı ile sulanmış topraklarda, Malazgirt’ten Çanakkale’ye en büyük fedakârlıkların yapıldığı Anadolu’nun bağrında, milletimize ve dinimize rağmen edepsizlik yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Bizim inancımızda başka inançtan olan insanlara bile saygı vardır. Bizim inancımız dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin bütün insanlığın saadetini gerektiren şartların tamamını kapsayan kâmil ve şamil bir dindir. Bizim inancımız barışı hâkim kılmayı, savaşı ortadan kaldırmayı hedef alan yegâne kurtuluş kapısıdır. Aileyi, nesli, toprağı, ekini, insanı ve insan için yaratılmış tüm gereklilikleri savunan tek din İslâm dinidir.

Bu mübarek topraklarda kimse ahlâksızlığı insan hakkı olarak pazarlayamaz. Hiç kimse arka sokaklardan dolanarak İslâm’a ve Müslümanlara hakaret edemez. Dinimizin temel prensiplerini dalgaya alıp, aleni saldırıda bulunamaz, hele hele insan hakları ve özgürlükler yalanları ile hiç kimse inancımızı ayaklar altına alamaz. Tabi bu arada asıl vebal sahipleri İslâm’a saldıranlara hukuki zemini oluşturanlardır. Onlara hukuken kendileri açısından sorun olmayacak bir metni yazma imkânını verenlerdir. “Tabi ki hak ve özgürlükler anlamında herkes hakkını alacak” aldatmacası üzerinde Batı hukukunun peşinde çamura bulananlardır. Elbette tarih memleket evladını rezil eden kanunlar yolunda atılan havai fişekleri unutmayacaktır. Mevcut kanunlarımızı bile kilitleyen, uluslararası sözleşme ile işi içinden çıkılmaz hale getirenlerdir. İktidarda kalmayı her şeyin üzerinde gören, sürekli İslâm’ı konuşan ve fakat kanunlarla Müslümanları çıkmaz sokağa sokanlardır. Elbette abdestli, namazlı ve imam hatipli olduklarından dolayı her yaptıklarına destek olan kitleleri de tarih yazıyor. İslâm tarihinin belki de en ilginç dönemlerinden geçiyoruz. “Bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul” mu diyelim, “başlar ayak, ayaklar baş olmuş” mu diyelim, mazlumun ahını mı yoksa tüyü bitmedik yetimin hakkını mı konuşalım bilemiyoruz. Tek bildiğimiz şu ki âlemlerin Rabbi olan Allah’ımız her şeyi görüyor ve biliyor. Herkes kendi imtihanını veriyor, her şey takdir çerçevesinde ilerliyor ve mutlak ilahi adalet an be an tecelli ediyor.

Cenab-ı Allah hakkı hak olarak bilip haktan yana olmayı, batılı batıl olarak bilip batılın karşısında olmayı ve son nefese kadar yolunda en hayırlı işleri yapan salih kullarından olmayı nasip etsin. Şiddetle ve altını çizerek son söz olarak: “İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah, yardımcısıdır doğruların Hz. Allah.”