Allah Bereket Versin

Abone Ol

Bereket, çok fazla dil ve kültürde bulamayacağınız bir kelimedir. Kâr, zarar, gelir, gider, harcama gibi birçok kelimenin karşılığı ve bu kelimelerin hâkim olduğu anlayışı bulursunuz ama bereketi bulamazsınız. Bereketi artık biz de pek bulamaz hale geldik ama en azından literatürde yerini korumaya devam ediyor. Az da olsa hâlâ unutmayanlarımız var. Az da olsa hâlâ bereket nedir, nasıl sahip olunur ve ne kadar değerlidir bilenlerimiz var.

Bereket denildiği zaman benim aklıma hep köy hayatı gelir. Çünkü bereketin en yaygın şekilde yaşandığı yerlerdir köylerimiz. Bereketin bir şekilde bitip tükenmek bilmediği yerlerdir. Bir şekilde herkesin hayatında var olan belki de biraz da zorunlu olarak var olan şeydir bereket köylerde. Mesela kahvaltı yapar, yemek yersiniz, sonra sofra bezini bahçeye silkelersiniz ve tavuklarınız sizin artıklarınızı iştahla mideye indirir. Kalan ekmek, et, kemik ne varsa köpeğin tasına koyarsınız ki, buna bizim oralarda yal denir, köpeğiniz ya da köpekleriniz iştahla yer. Karpuz yersiniz, kabuğunu eşekler yer. Büyükbaş ya da küçükbaş hayvanlarınızın tüm dışkılarını toplar, tarlalara serpersiniz gübre olur. Odun, çalı, çırpı ne varsa sobada ya da kuzinede yakarsınız. Yani her şey bir işe yarar, hiçbir şey boşa gitmez. İsraf sıfır noktasına hiçbir yerde bu kadar yakın olamaz, olmamıştır.

Bir de köylerin görmüş geçirmiş yaşlıları vardır. Onların da her biri adeta birer bereket hocasıdır. Kahvaltı yaparken, yemek yerken, su içerken, çalışırken her nerede ne yaparsanız yapın sizlere bereket dersi verir. Mesela kahvaltıda peynirden koca bir lokma aldığınızda hemen devreye girer ve geçmiş yokluk günlerinden bahsederler. Peynirin bir katık olduğunu anlatır, ekmek gibi yenilmemesi gerektiği üzerine açıklamalar yaparlar. Domates ne büyüklükte kesilir, neyle yenir, zeytin ne kadar yenir, ekmek nasıl doğranır, ekmeğe yağ nasıl sürülür ve daha nice dersler verirler. Bu nesil çok enteresan bir nesildir. Yaşadıklarını bugünkü genç neslin hayal etmesi bile mümkün değil.

Düşünün ki, evlendiklerinde bir yatak bir de yorgandan başka bir şeyi olmayanlar. Sabahtan akşama kadar yalınayak mal güdenler. Evlerde suyu olmayan, güğümlerle içme sularını evlere taşıyanlar. Tüm elbiselerini köy merkezlerindeki belli bir alanda taşların üzerinde sohbetler eşliğinde yıkayanlar. Bir kova su ile duş alanlar. Sularını soba kuzinelerin üzerinde ısıtanlar. Kandiller ve mumlar eşliğinde akşamlarını bol muhabbetli huzur dolu evlerde geçirenler. Biraz daha detaya girsem, yaşanmışlıkları masaya sersem oturur ağlarsınız. Belki çok anlayamazsınız ama oturur hüngür hüngür ağlarsınız.

Medeniyetin merkezinde bereket vardır ve bereket de köy hayatının merkezidir. Köy hayatına dönmeden, şehirleri köyleştirmeden medeniyetten bahsetmek beyhude olsa gerek. Eğer huzur arıyorsak, huzur bereketin içine gizlenmiştir. Eğer medeni olmak istiyorsak, medeniyet bereketin içine gizlenmiştir. Eğer mutluluk arıyorsak, mutluluk bereketin içine gizlenmiştir. Eğer bir şey arıyorsak, işte o aradığımız şey tam olarak berekettir. Allah hepinize bereket versin.