Allah adına insan kırmak, kullanmak, harcamak…

Abone Ol

Hani bir şarkı vardı. “Asmak, kesmek, kelle uçurmak… Hırsızlıktan altın vurmak... Asmak, kesmek, kelle uçurmak… Hırsızlıktan altın vurmak… Kırk Haramiler, Kırk Haramiler… Doğruluk için biz haram yeriz. Kırk Haramiler, Kırk Haramiler… Doğruluk için biz haram yeriz.”

İnsanlık tarihinin en popüler, son 20 yılın ise vazgeçilmez sanat dallarından biri… Allah adına kalp kırmak, insanları kullanıp atmak, ayak uydurmayanları, biat etmeyenleri harcamak, ötekileştirmek, hatta kelle almak… Allah adına yapılan işler içerisinde verilen ego savaşlarında araya kaynayan yüz binlerce masum insan… Heder edilen binlerce manevi proje… Temsilde hüsran, dine hep zarar ziyan… Allah adına girilen milyonlarca kul hakkı… Doğruluk için haram yemeyi marifet sayan kırk harami zihniyeti… Makyavelist Müslümanlık anlayışı…

Vusulsüzlük usulsüzlüktendir derler. Hedefe ulaşamıyorsan, başarıya kavuşamıyorsan, usulün bozuktur. Usulün yanlıştır anlamında kullanılır. Anlamadı insanoğlu… Anlamadı insanoğlu… Anlamadı insanoğlu… Allah; gönül mimarı, mühendisi, yaratanıdır. Gönül kırarak Allah kelamını yükseltemezsin! Allah derde derman, yoksunlara yol yordam, gariplere umuttur. İnsanlara hâl hatır sormadan, onları refaha ulaştırmadan, Allah’tan korkmadan, onları sadece kullanarak, Allah toplumu inşa edemezsin! Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin dahi hataları yani zelleleri yer alır ki, kulun hata yapabilme kabiliyetinin altı çizilebilsin… Hz. Muhammed Mustafa’ya dahi itiraz edebilen, onu yönlendirebilen bir ümmet profili çizer sahabe-i kiram… Bunlara rağmen kendilerine en ufak cevap verenlerin defterini dürmeyi haktan sayıyorlar. Konudan çok bağımsız ama yakın dönem açısından meşhur bir nida olan Sedat Peker seslenmesi ile sesleniyoruz. Allah mısınız ulan? Kendilerine biat etmeyen Müslümanların, Allah adına üzerini çiziyorlar. Ötekileştiriyorlar. Harcıyorlar. Yetmiyor, alınan kellelerden dağ yapıyorlar...

Davadan uzaklaştırıyorlar kişileri… Kişiler aileleri… Aileler mahalleleri… Mahalleler şehirleri… Böylelikle binlerce camiada yapılan binlerce keyfi uygulama milyonlarca kişiyi soğutuyor davadan, cihattan, sümme haşa Allah’tan… Allah’ın kullarını Allah’tan uzaklaştırmaya ne hakkınız var? Allah’ın adına yalan yanlış muameleler ile Allah’ın kullarını Allah’tan uzaklaştırmaya ne hakkınız var? Şahsi menfaatlerinizi, zafiyetlerinizi Allah davasının önüne nasıl geçirebiliyorsunuz? Hiç mi Allah’tan korkmuyor, kullardan utanmıyorsunuz?

Her cemaat, cemiyet, camia insan harcadı, harcıyor, harcar!

İnsanların kalbini kırma, insanları kullanma, insan harcama, insanların hayatını hiçe sayma hastalığı bir kesime, bir topluluğa has bir hastalık değildir. Aslında Müslümanlara has bir hastalık da değildir. İnsanlığın genelinde var olan bir hastalıktır. Bundan sebep, Hobbes’in meşhur “İnsan, insanın kurdudur” felsefesi hayatımızda yer edinmiştir. Ancak Müslümanlardaki problem Kur’an-ı Kerim’de defaatle; merhamet, tövbe, bağışlanma, tebliğ, davet, gönül kazanma, sabır, feraset, hidayet gibi hassasiyetler vurgulanmasına rağmen bunların yapılıyor olması… Allah adına yalan söyleniyor olması… Din tüccarlığı yapılıyor olması… İslami kisve altında şahsi, menfi, keyfi uygulamaların yapılıyor olması…

Şeytanın sağdan yaklaşması

Makyavelist Müslümanlık ifadesini kullandık. Bu aslında mantık ilmine göre yanlış bir kullanım… Çünkü A, aynı zamanda A olmayan olamaz. Makyavelizm hedefe giden yolda başarıya ulaşmak için, hayatta kalmak için her yolu mübah sayar. Ancak İslam dininin böylesine basit, ahlaksız ve dünyevi bir mekanizması yoktur. Tam aksine İslam dini dünya zevklerini, Allah için feda etmeyi emreder. İslam dini, kendin için istediğini, kardeşin için de istemeyi emreder. İslam dini beni bize feda etmeyi emreder. İslam dini, Allah için gerekirse ölmeyi emreder.  Yani normalde bir kişinin hem Makyavelist hem de Müslüman olması mümkün değildir.

Ancak geçmişten günümüze İslam dininin bu hassasiyetinin aksine Makyavelist bir tutum sergileyerek her yolu kendine mübah sayan birçok Müslüman lider devlet adamı olmuştur. Peygamber Efendimiz’in vefatından hemen sonra başlayan ihtilaflar, dört halifeden sonra ayyuka ulaşmıştır. Çeşitli görüş ayrılıkları çeşitli fitnelere sebebiyet vermiş, o günden günümüze kadar Allah adına nahak yere birçok kelle alınmıştır. Çünkü güç elinde bulunan her lider haklı olduğuna ve kendisinin kut sahibi, tanrının kılıcı olduğuna inanmıştır. Gönlü rahat bir şekilde kendilerine itiraz eden herkesi darağacına gönderebilmiştir. İşte bu Makyavelist, kolaycı, ahlaksız olan tutumdur. Yegâne örneğimiz, rehberimiz Peygamber Efendimiz’in hayatında kesinlikle bu şekilde keyfi uygulamalar yoktur. Tam aksine, insanın zihninin kabul edemeyeceği büyüklükte bağışlama örnekleri vardır. İki cihan serveri Muhammed Mustafa’nın tüm cihanı saran davetinin belki de en kritik özelliklerinden biri buydu…

Peygamber Efendimiz ne yapmıştı?

Hudeybiye’de kendisini öldürmek için gelen ancak yakalanan birliği affetmişti. Peygamber Efendimiz, kendisine büyü yaparak hastalanmasına sebep olan münafık Lebid’i affetmişti. Peygamber Efendimiz, Hayber’in fethinden sonra yemeğine zehir koyduğunu fark ettiği Yahudi kadını affetmişti. Peygamber Efendimiz, Uhud’da amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Hz. Vahşi’yi ve onun cesedine zarar veren Hind’i bile affetmişti. Mekke’nin fethinden sonra şehrin halkının tamamını affetmişti. Peygamber Efendimiz’in hayatında daha nice adalet ve merhamet örneği bulunmaktadır.

Sonuç: Allah adına insan öğütmekten vazgeçin!

Siyaseti söylemiyoruz zaten… Allah adına soykırım yapıyorlar. Çok yaşa diye haykırmayan herkesi yargısız infaza kurban ediyorlar. Allah’a isyanı ile meşhur olan bir mekanizma içerisindeki Allahsızlıkları yazarak zaman kaybetmeyelim. Allah affetsin…

Gel gelelim sivil topluma, 81 ilde şubesi bulunan STK, başının göğe erdiğini zannediyor. Artan vebalinin farkında değil hocam… 81 şube, 81 başkan, 81 yönetim kurulu 81.000 kaos anlamına geliyor. Eğer aldığınız kararlar ile arada samimi Müslümanları harcarsanız öte tarafta büyük hesaplar verirsiniz. Ankara’dan, İstanbul’dan kuşbakışı ölçümler yaparak kırılan kalpleri önleyemezsiniz. Yılda en az bir kere 81 ilin tamamını gezmeden azalanı, artanı fark edemezsiniz. Garibanın gariban sofrasına oturmadan, garip gelen dinin emiri olamazsınız. Aracıların nefsine kefil, aktarılanın sahihliğine vekil olamazsınız. Yerinde görmeniz gerek… Yerinde tatbik etmeniz gerek… Emin olmadan verilen hükümler zarardan başka bir şey getirmez. Namazından, cihadından, infakından, ilminden emin olmadığınız insanların sözüne itibar edemezsiniz.

1997 yılından itibaren yeni eski tüm sivil toplum kuruluşlarının müntesiplerinin matematiksel ve manevi açıdan analizini yapalım. Aradaki bu fecaat düşüşün sebebini tartışalım. Bu kaybolan insanların akıbetlerini araştıralım. Ne hikâyeler, ne kaoslar, ne dramlar var biliyor musunuz? Küstürülenler… Ötekileştirilenler… Görevi bittikten sonra aranıp bir kere bile nasılsın diye sorulmayanlar… Efsane iken gazoz olanlar… Tarih yazacakken tarih olanlar… Daha neler neler var… Net bir ifade ile bitiriyorum. Ey Allah adına iş yapanlar, Allah’tan korkun! Ey Allah adına iş yapanlar, Allah’tan korkun! Ey Allah adına iş yapanlar, Allah’tan korkun!