Alkollü içeceklerden uzak durun

Abone Ol

Kuyular, suları ne kadar çok olursa olsun, yüzeyleri yüz arşın kare, yaklaşık 46,24 metrekaresine ulaşmadıkça veyahut daima akıp giden bir su yolu üzerinde bulunmadıkça, küçük havuz hükmündedirler. Bu yüzden içlerine düşecek şeylerden dolayı, haklarında aşağıdaki hükümler geçerli olur.

Bir kuyunun suyuna bir damla bile kan veya şarap veya sidik gibi bir sıvı karışsa veya içine bir domuz düşse veya koyun, keçi gibi gövdesi büyük bir hayvan düşüp ölse veya serçe, fare gibi gövdesi küçük bir hayvan düşüp ölmekle beraber şişmiş veya dağılmış veya tüyleri dökülmüş bulunsa, o kuyunun bütün suyunu bir kova dolduracak kadar kalmayıncaya kadar çıkarmak icap eder. Şu kadar var ki kuyunun suyu çok olup, devamlı kaynamakta bulunursa, iki yüz kova çıkarmakla yetinilebilir, bu vaciptir. Üç yüz kova çıkarılması ise, müstehaptır. Hattâ ihtiyat için kuyunun bütün suyu takdir edilmeli, o kadar su çıkarılmalıdır. Meselâ, içinde beş yüz kova su bulunduğu takdir edilirse o kadar su çıkarmaya çalışılmalıdır. Bazı alimlere göre fetva da bu şekildedir.

Bir kedi köpekten veya bir fare kediden veya bir koyun kurttan korkup kaçarken ölmeksizin kuyuya düşse kuyunun bütün suyu murdar olmuş sayılır. Çünkü bunların bu halde işemeleri kuvvetle düşünülür. Fakat fetva verilen diğer bir görüşe göre bu halde kuyu pis olmuş sayılmaz. Bu hal, zaruretten dolayı muaf tutulmuştur.

Bir kuyu, içine düşen deve, koyun, keçi, at, katır, merkep, sığır, manda tersleriyle tercih edilen görüşe göre pis olmaz. Bu terslerin yaş veya kırık olmasıyla kuru ve sağlam olması arasında fark yoktur. Çünkü bunlardan korunmak pek müşküldür, özellikle kırlardaki kuyularda. Şu kadar var ki bunlar örf ve âdete göre çok görülürse veya her kovaya en az bir iki tanesi tesadüf ederse, o zaman su temizliğini kaybetmiş olur.

Bununla beraber bu hususta daha güvenilir kabul edilen bir görüşe göre zaruret dikkate alınır. Şöyle ki, Bunlardan evlerdeki kuyuları korumak müteassir = güç olmadığından, bunlar o kuyuların suyunu temizlikten çıkartır, fakat kırlardaki kuyuları korumak güç olduğundan onları temizlikten çıkarmaz.

Bütün bu bilgiler gösteriyor ki: Kuyu sularının pis olmak husûsundaki hükmü, "kolaylık", "zarûret" veya onun yerine geçecek "hacet" sebebiyle, "genişlik" esası üzerine kurulmuştur. Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, sularda olan temizlikteki esas "zarûret"tir.

Bir de: "Sirkede, hamurda, bozada, yoğurtta, pek çok meyve ve sebzede de alkol vardır. Ancak bunların haram olduğunu söyleyen kimse olmamıştır." deniliyor.

Halbuki: Sirke, boza, yoğurt ve birtakım sebze ve meyvelerde bulunan alkol, onlara sonradan ilave edilmiş olmayıp, muhtevalarında tabii, doğal olarak mevcuttur. Meyve ve sebzelerde tabii, doğal olarak bulunan alkol ile sonradan ilave edilen alkol arasında fark vardır. Zira sirkede, hamurda, bozada, yoğurtta, pek çok meyve ve sebzelerde tabii, doğal olarak bulunan alkol, daha farklı bir alkol çeşidi "etanol", yüksek oktanlı aromatik alkol olup tabii, doğal halindedir, bozulmamıştır ve sarhoş edici özelliği yoktur. "Etil alkol" ise tabii, doğal değildir, sonradan yapılmıştır, "etanol"ün bozulmuş halidir ve sarhoş edici özelliğe sahiptir. Uygun olmayan şartlarda bekletilen meyve ve sebze sularında zaman içinde, bozulma ve kokma neticesinde etil alkolleşme oluşumu başlamaktadır. Tıpkı taze balık ile bozulmuş, kokmuş balık gibi. Taze balık vücuda faydalıdır, fakat bozulmuş, kokmuş balık zehirler.

Ayrıca kola, gazoz vs.nin muhtevasındaki alkol sonradan ilave edilmekte ve karışım sebebiyle özelliğini kaybetmemektedir.

Bir de: "Az miktardaki necis, pis olan sıvı, çok miktardaki temiz sıvıyla karıştırıldığı zaman, içeriklerin birbirine karışması sonucu, pis sıvıdaki necaset özelliğini kaybediyorsa, böyle bir karışımı kullanmakta bir sakınca yoktur." deniliyor. Bu görüş sahibleri şöyle bir kıyâs yapıyorlar:

"Az olan haram belli miktarda çok olan helale katıldığında karışım haram olmaz. Gazozlara katılan haram alkol, katıldığı sudan daha azdır. Öyleyse su ile alkol karışımı haram değildir."