SÜLEYMANİYE DERSLERİ
Peygamber Efendimiz buyuruyor; İlim tahsili ancak ve
ancak öğrenmek için çalışmakla ile olur. Ve yahut başka bir rivayette ki
ifadeye göre, öğretmek ile olur. Gerçekten insan daha çok halka hitap
ederken, öğrenciye öğretirken öğreniyor. Kitapları araştırırken not aldığı bazı
şeyler gözden kaçabiliyor. Ancak topluluğa hitap ederken daha dikkatli olmak
gerekiyor. Çünkü topluluktan bazı itirazlar gelebiliyor. Bunları doğru şekilde
cevaplamanız lazım. İşte bunlar insanı
ilim sahibi yapıyor. Tabi bu ilimlerin kaynağı da İslam ın esaslarına göre
Peygamberler ve onların varisi olan âlimlerdir. Peygamberlerde Allah tan
öğrenmişlerdir. İlimi öğrenmek için önce onu istemek yani talep etmek lazım ve
samimi olarak istemek lazım. Burada ilim öğrenilecek insanın da ehil olması
lazım. Bundan dolayı ehil birisinden öğrenmek için çalışmak lazım. Tabi burada
ilimlerin başında İslam gelir. Sonra İnsanlara hizmet için, Müslümanlara hizmet
için yapılan çalışmalar da ahirete faydası olacağı için dini kabul edilir.
Sonuçta Peygamber Efendimizin ilahi fermanı şöyle; İlim sahibi olmak için, ya
ehil bir âlimden ilim öğreneceksiniz, ya da ilim öğreteceksiniz. Yani ya
öğrenen olacağız, ya da öğreten
olacağız.
SORMASINI BİLMEK LAZIM
İslam fıkhında, İmam-ı Azam Ebu Hanife nin kaynaklarını
dayandırdığı, sahabenin önde gelenlerinden, büyük fıkıh âlimi Abdullah İbn-i
Mesut, Öğreniniz, ne zaman o ilme ihtiyacınızın olacağını bilemezsiniz diyor.
Öğren, sende dursun, gerektiğinde faydalanırsın. Ayrıca ilim öğrenmek için
sormasını bilmek lazımdır. Bu konuda
İmam Mücahit, utanıp soru soramayan ve kalbinde kibir olan ilim öğrenemez
diyor. Abdullah İbn-i Abbas da müfessirlerin piri kabul edilir. Ona sormuşlar;
Ya Abbas bu ilme nasıl nail oldun O da şöyle cevap vermiş; Soran bir dil,
Akıllı bir kalp. Kalbim ve aklım ilim için hevesliydi, ona yönelmişti ve anlamadığım
şeyleri soruyordum. Böylece bu ilme kavuştum.
RESULULLAHIN YAZDIRDIĞI TEK HADİS KİTABI
Abdullah İbn-i Amr İbn-i As ise Hadis ilminde zirve
sayılan sahabelerdendir. Peygamber Efendimiz, Benden duyduğunuz hadisleri
yazmayın buyurmuştur. Çünkü geçmiş dönemlerde İncil ve Tevrat a insanların
sözü karıştı. İncil ve Tevrat yazılmadı. Duyulmak suretiyle yayıldı. İncil i
havariler, Tevrat ı ise Musa Aleyhisselamın yanındaki kişiler, sağa sola
yaydılar. Bugün birinin naklettiği diğerine uymuyor. Bazen eksik, bazen fazla
olabiliyor. Kuran-ı Kerim ise böyle değil. Kuran-ı Kerim indiği anda hem
ezberleniyor, hem de yazılıyordu. Vahiy kâtipleri vardı. Onlar Kuran-ı Kerim i
iner inmez yazıyorlardı. İşte bu yazılan ayetler, Peygamber Efendimizin sözleri
ile karışır diye yasaklanmıştı. Yalnız, Abdullah İbn-i Amr İbn-i As hazretleri
bu yasak konusunda Peygamber Efendimize, Ya Resulallah, siz sözlerinizi
yazmamızı yasakladınız ama ben hadislerinizi ezberleyemiyorum. Ezberleyemediğim için de sözlerinizi hakkıyla
kavrayamıyorum, onlardan daha çok faydalanmak istiyorum deyince, Peygamber
Efendimiz, Abdullah İbn-i Amr İbn-i As a özel izin vererek onun yazmasına
müsaade etmiştir. Böylece, Hazreti Peygamberin yanında yazılan ilk ve tek hadis
kitabını yazan Abdullah İbni Amr İbni As, Peygamber Efendimize, Ya
Resulullah, Bazen çok neşeli oluyorsunuz, neşeli konuşuyorsunuz. Bazen de çok
üzüntülü oluyorsunuz. O üzüntü halinde konuşuyorsunuz. Bazen de
gazaplanıyorsunuz ve sert konuşuyorsunuz, hangisini yazayım Ya Resulullah
deyince, Peygamber Efendimiz, Yaz, hepsini yaz. Bu ağızdan hiçbir zaman
haktan başka bir şey çıkmaz buyurmuştur. Abdullah İbni Amr İbni As hazretleri
o kitabı ömrünün sonuna kadar yastığının altında saklamış, vefat ederken bile
başının altından ayırmamış ve bu kitabı hiç kimseye göstermemiştir. Tabi, bu
sonra mirasçılarına geçmiş daha sonraları bu eser Şam da ki kütüphanelerde
bulundu. Abdullah İbn-i Amr İbn-i As hazretlerinin yazdığı bu bin hadislik
risale, bugün İslam için önemli bir kaynaktır.
HADİSİ İNKÂR, KU RAN İNKÂRDIR
Bakınız, Hadis konusunun üzerinde şunun için çok durdum;
Dönemimiz de Kuran Müslümanlığı diye bir şey var. Yani bir kısım Müslümanlar
, kuran bize yeter diyerek hadisleri saf dışı bırakmaya çalışıyorlar. Bu aynı
zamanda Kuran a da karşı çıkmaktır. Çünkü Kur an da birçok yerde Peygambere
tabi olunuz emirleri vardır. Şimdi bir adama tabi olmak için, ona itaat etmek
için, ona uymak için, onun sözlerini bilmek gerekiyor. Yaptığı işi, onayladığı
veya reddettiği işi bilmek lazımdır. Bu yüzden Hadis i inkâr Kur an ı inkâr
demektir. Çünkü ona uyun diyor. Bizim de ona uymamız için onu tanımamız
lazımdır. Başka türlü ona uyamayız. Hadis i reddedersek Kuran ın bu hükümleri
boşta kalır. Allah ise boş işlerden münezzehtir. Hadis i reddedersek namaz
kalkar, oruç kalkar. Mesela, Allah buyuruyor ki; Gücü yetenlerin üzerine Hac
farzdır ve Hac bilinen aylarda yapılır. Ama bilinen ayların hangi aylar
olduğunu biz Resulullah tan öğreniyoruz. Hadisleri bilmezsek Haccı bile
yapamayız. Yine Kur an da Zekâtı
verin buyuruluyor. Fakat biz yine kime ne kadar zekât vereceğimizi Hazreti
Peygamberden öğreniyoruz. Netice de hadisleri inkâr etmek dini ortadan
kaldırmak için çıkartılmış bir fitnedir. Bu fitnenin önüne geçmek için dinimizi
iyi bilmemiz lazım. Çünkü artık dünyanın bütün fikirleri gözümüzün önünde,
televizyon olmayan ev kalmadı ve dünyanın tüm fikirlerini istemeseniz de
kafanıza sokuyorlar. Bunun için dinini iyi bilmezsen imanından olursun. İlim
olmadan imanı kurtaramazsınız. Allah bizleri dinini hakkıyla yaşayan ve imanını
muhafaza edebilenlerden eylesin.
CÜBBENİN HESABINI VEREN ÖMER
Hazreti Ömer halifeliği döneminde hutbe okumaya
cübbesiyle çıkmış, o dönemde de ganimetlerden alınan kumaşlar bir cübbe bile
yapmıyor. Cemaatten birisi Ey Ömer, sen bir zalimsin, in aşağıya orası
zalimlerin yeri değil deyince Hz. Ömer, kime zulmettim diyor. Adam,
zulmettiğin, giydiğin cübbeden belli, dağıtılan kumaş bir cübbe yapmıyor.
Nerden buldun o kadar kumaşı deyince Hz. Ömer hiç kızmıyor. Oğluna dönerek
oğlum işin aslını anlat da beni kurtar diyor. Oğlu, ben ve abim
kumaşlarımızı babamıza verdik. Bu cübbe 3 hisseden yapıldı deyince, adam ikna
oluyor. İşte Müslüman böyle olmalıdır. Hz. Ömer mükemmel bir insan ama sonuçta o da insan. İşte böyle yöneten
Hz. Ömer gibi adaletli, yönetilen de uyanık ve cesur olmalıdır. Bunlar için de
tabi ki ilim bilmek gerekir.
EN GÜZEL NİKÂH, MEHRİ KOLAY OLANDIR
Bir de kadınlardan misal verelim. Peygamber Efendimiz
buyuruyor ki; mehri kolay olan nikâh, en güzel nikâhtır. Evlenmeler kolay olsun da izdivaçlar çoğalsın
ve ahlak bozulmasın diye böyle bir ifade kullanılmıştır. Hz Ömer döneminde bir
kız çok asil bir sülaleye mensup, çok güzel bir kız, oğlan da öyle. Bu gençler
anlaşmışlar ama kız nikâh kıyılacağı zaman çok yüksek mehir istiyor. Olay hemen
Hz. Ömer e duyuruluyor. Hz. Ömer, 40 ukye den fazla mehir istenmesini
yasaklıyorum deyince o genç kız, Halife hazretleri sizin sözünüzü mü
tutacağım yoksa Allah ın sözünü mü Deyince Hz. Ömer, Ne demek, tabi ki Allah ın
sözünü dinleyeceksin diyor. Kız da, Allah, Kur an-ı Kerim de, develer yükü
mehir verseniz bile hanımlarınızın mehirlerini ödeyin buyuruyor. Ben deve yükü
istemedim ki, bir avuç altın istedim diyor. Hz Ömer bu konuşmanın üzerine,
Özür dilerim. Ömer yanıldı diyerek kızın hakkını teslim ediyor. İşte İslam
budur. Hak söylendiği zaman, Kim olursa olsun boyun eğeceğiz. Hacı, hoca kimse
fark etmez. Fakat Müslüman böyle kahraman olacak ve bilecek. Bilmese itiraz
edebilir mi İşte işin aslı yine ilme dayanıyor. Bu yüzden Müslümanlar ilim ehli olmalıdır.
Allah bizleri, emir ve yasaklarını hakkıyla idrak edebilenlerden eylesin.