Ali Nar Hoca, son devrin önemli İslâm/Ehl-i Sünnet âlimidir. Özellikle akâid ve kelâm âlimi olarak önemli hizmetlerde bulunmuştur. “Mezhepsizlik, Dinde reform, Dinlerarası Diyalog fitnesi ve Peygambersiz İslâm Projesi”yle mücadelesi yazı hayatında önemli yer tutmaktadır.
Ali Nar Hoca’nın kaleme aldığı “İslâm İnancı” kitabı, sadece akâid kitabı değil, derin kelâm meselelerine de değinmesi cihetiyle İslâm akaidi-kelâmı konusundaki en önemli eserlerdendir. Eserde hiçbir akâid kitabında bulunmayan “20. Asır Bid’atçileri” bölümü, son yıllardaki dinde reform cereyanını konu edinmektedir.
Mezkûr eseri tekrar yayına hazırlayarak bastırdık. Böylece hem Ali Nar Hoca’nın akaidci kimliği hatırlansın hem de ümmet-i Muhammed istifade etsin. Bundan dolayı her sene Ali Nar Hocamızın mezarı başındaki dua programında “İslâm İnancı” eserini dağıtıyoruz.
Vefatının sene-i devriyesi haftasında, Ali Nar Hocamızın bu önemli eserinde anlatılan “rızık ve ecel” mevzusunu aktaracağız.
RIZIK MESELESİ
Rızık, lügatte “Ma yüntefe’u bihi” / “kendisinden faydalanılan şey” demektir. Çoğulu “erzak”tır.
İslâm âlimlerinin ittifak ettiği konular:
-Rızık sadece Allah’a izafe olunur; veren O’dur.
-Ondan başka rızık veren yoktur; O “Rezzak-ı âlem”dir.
-Haramdan kazanıp faydalanan kötü iş işlemiştir. O da Rızıktır ama haram rızıktır. Bu haramlık da kulun fiilindendir. İlkeleri çiğnediği için rızk kesilmemiş ama suçlu olmuştur, hesap verecektir.
Bunun dışında “rızık” konusunda bazı farklı görüşler vardır:
Ehl-i Sünnet’in görüşü, genel “kader anlayışı” içindedir. Öbür mezheplerde de öyledir. Mesela: Mu’tezile haramın yaratılışını Allah’a isnaddan sakındığından, “Haram rızık değildir” kanaatindedir.
Ehl-i Sünnet ise, Haram da olsa faydalanan için o rızıktır. Haram rızkın yaratılmasının Allah’a isnadı caizdir. Ancak, Allah’ın bu haramdan rızıklanmayı nasip etmesi rızasıyla değildir.
-Herkes kendi rızkını yer, başkasınınkini yiyemez.
Deliller:
“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki; Allah onun rızkını vermesin” (Hûd Sûresi, 6).
“....Müttakiler, kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler” (Hac Sûresi, 35).
Bu manada başkasına sarfedilenin de manevi intifaı sebebiyle rızık olması tabiidir.
Buradan yürüyerek Mu’tezile faydalanabileceği mülkü de rızık saymaktadır. Hâlbuki birinci ayette hayvanların yedikleri de “rızık” diye tanıtılmıştır. Demek ki, mülkiyet şart değildir. Mülk elinden gidebilir. Ehl-i Sünnet’in baştaki tarifi en doğrusudur.
İmam Eş’ariye ise, “Faydalanmak üzere Allah’ın imkân verdiği herşey rızıktır” diyerek işi çok geniş tutar. Bu da bir arıza verir. Mesela: Emanet bir eşyayı kullanan, ondan rızıklanmış olur. Sahibi başkası olduğuna göre birbirinin rızkını yemiş olurlar. Bunun dışında o da İmam Maturidî’nin tanıtımına göre değerlenebilir. Emaneti, haksız olarak kullanırsa haram rızık elde etmiş olur, öder veya helalleşirse düzelir.
Rızıklar, ezelde taksim edilmiştir. Ancak iyi ameller ve dualar rızkın bolluğuna ve helalden teminine sebeptir. Bir mübarek gecede rızıkların taksiminin yapıldığına dair hadisler de, sabah erken kalkanların “rızık” bolluğuna ermesine dair haberler de bunu te’yid eder. Hepsi kader çerçevesinde cereyan eder, evveli gaib hallerdir.
Müminin ödevi, helalden “rızık” talebi ve onu temin için ameli olarak gayrettir.
ECEL MESELESİ
Kader ve kaza bahsinde kulun fiili çizgisinde, önemli bir insan problemi de “ecel”dir.
Mutlak zaman, tayin edilen zaman veya bir müddetin bitmesi demek olan “ecel” daha çok canlının veya cansızın ömrünün sona ermesi demektir.
Ehl-i Sünnete göre, “ecel” birdir. Yani insan ferdinin tek eceli vardır. Kader ve Kaza’ya bağlıdır, değişmez. Yunus Sûresi, 49 ve Münafikun Sûresi, 11’inci ayetler bunu bildirir.
Ecel gelince, tekvin sıfatının taalluk ve tecellisiyle Cenâb-ı Hak’ın ezeli takdir ve iradesi tahakkuk eder ve hayat son bulur.
Maktulün (öldürülenin) eceli de tektir. Yani öldürülen kişi kendi eceliyle ölmüştür.
Halik Allah, kul kâsibdir. Öyleyse öldüren, sadece müessir sebeptir. Bu yüzden sorumludur. Çünkü irade ve azmini o yola sevketmiştir. Yoksa Mu’tezile’nin sandığı gibi, kul fiili yarattığından dolayı sorumlu değildir. Ve eceli değiştirmiş de değildir. Yani “Ecel-i Müsemma, Ecel-i Kaza” diye ikilik yoktur. Muhtemel ki, o adam öldürmese başka yüzden ölecekti. O öldürmeyecek idiyse bir sebep onu kurtarırdı. Öyleyse kul, azmetmiş olmaktan başka bir rol sahibi değildir. Ecel de ileri geri alınamaz.
Bu Kur’an-ı Kerim’de beyan edilmektedir:
“Allah hiçbir kimseyi, eceli geldiği halde asla geri bırakmaz” (Münâfikûn Sûresi,11).
“Her ümmetin eceli vardır. Ecelleri geldi mi onlara bir saat ileri geri fırsat verilmez” (Yunus Sûresi, 49).
Ancak, “Sadakalar ömrü uzatır” ve “Dua ömrü uzatır” benzeri mealde hadisler vardır. Bazı ulema bunu, “hayır ve hasenatı teşvik için söylenmiş” ve bazısı da “ömrün verimini artırır demektir” şeklinde te’vil eder. Bu da, aslında vardır, kader değişmemiştir. Ecelin gecikmeyeceğinde ise, ittifak vardır.