Ali İsmail de bizim Esmalar da bizim..

Abone Ol

*   “Esra’ya ağlıyorsun da, Ali İsmail’e ağlamıyorsun” gerzekliğini fikir diye köşelerine taşıyanlara iyi bakın. İçten içe bir rahatlama(!) taşıdıklarını hissetmek zor değil. “Taş bitti” olmaz onlarda. Malzeme sıkıntısı çekmezler.

O görüntüleri izleyen bu ülke insanlarının içinden, ama hepsinin içinden şu cümlenin geçtiğini anlayamazlar. “Orada olsaydım, ah orada olsaydım.”

Kilometrelerce uzakta olanlar böyle düşünürken, o sokak nasıl bir sokaktır ki, hiç kimse yok; Ali İsmail’den ve saldıranlardan başka.

Korku mu bu Olaylara bulaşmamak arzusu mu Tanık olmama durumu mu

İyi ama saldırganların, polise destek amaçlı saldırı yaptıklarını yazmadı mı gazeteler

O sokağın sakinlerinin bir kısmı polis, karakol, dayak, rapor, mahkeme, şahitlik gibi kavramlardan uzak yaşamak isterken, bir kısmı da polise yardım fiiliyatında...

Orada olsaydım diyenler, orada olsaydılar önlemezler mi idiler Ali İsmail’in tekmelenmesini

Önlerlerdi!

Belki bu ülkenin başka sokaklarında böyle olaylar olacakken, önlenmiştir hepsi. Kim hayır diyebilir bu ihtimale. Ki gazetelerin şehir haberleri sütunlarına yansıyan “Kavgayı ayırmak isterken, yaralandı” gibi, “Tanımadığı kişilerin kavgasına müdahil oldu, kendi zarar gördü” gibi olayları çok okumuyor muyuz

Peki, nasıl oluyor da bu insanlardan, polise yardım maksatlı “dövücü”ler çıkabiliyor Onların öyle olmadığını, –ki sicillerinde dayak atmaktan karakol ziyaretçisi olduklarına dair bir bilgi yok– ve fakat o anda öyle olduklarına inanırsak, değişimi neyin sağladığını biliriz.

Bu bilmenin faydası nedir Bir daha öyle olmamasına direncin sağlanması demek. Çünkü “Ali İsmail’e ağlamıyorsun” diyen Gezi kışkırtıcıları görevlerine devamdadırlar.

Bu ülkede Marmara Depremi oldu. O gün bu hesapçıların hangisi sordu, Çankaya’daki yahut Köşk’teki zatlara: Onca insanımız öldü. Siz hangisine ağladınız Yahut neden gitmediniz o acılı bölgeye Ailesini kaybetmiş bir çocuğu neden kucağınıza alıp, sevmediniz

Sormadılar, soramadılar. Çünkü onlara o gün öyle bir görev verilmemişti.

Ta Amerika’dan başkan Clinton geldi de, deprem bölgesi insanlarına hal hatır soran bir resim çektirdi, kucağı çocuklu; onlar da bastılar gazetelerine.

“Esma’ya ağlıyorsun, Ali İsmail’e ağlamadın.”

Suçlu olduklarının itirafı ve suçlarını başkalarına atarlarsa rahatlayacaklarını sanmadır bu.

Lakin Ali İsmail onların peşini hiç bırakmayacaktır.

Protesto haklarını kullanan gençliği, teknolojiyi ve gazeteleri kullanarak ateşin içine itenlerin peşini bırakmayacaktır ne Ali İsmail, ne de Ali İsmail’e üzülenler.

“Mesele ağaç değildi” itiraf ettikleri gibi... Ali İsmail’lerin ölmesiydi. Başardıkları bu.

Yönettiği insanlardan birinin, kendisini protesto ederken saldırıya uğramasını ve hayatını kaybetmesini bir başbakan niçin istesin Ki o da evlat sahibi değil mi

Dahası, o başbakan Ali İsmail’in yaşında iken, yan yana çok protesto ettik o günlerin başbakanlarını.

“Bana milliyetçiler cinayet işliyorlar” dedirtemezsiniz diyerek kışkırtıcılık yapanları...

“Enkaz devraldık, tribünlerden sahaya inin” diyerek katliamları çağrıştıranları...

Çocukları olmadığı için bizim kıymetimizi (bu ülkenin gençlerinin) bilmedikleri iddiamız hep vardı. Ve bu haklılığımızdandır, Ali İsmail’e ağlamamakla suçlananın bu ülkeye başbakan olması...

Ali İsmail’in babasını ağlatanlar, o gözyaşlarında attıkları tweetlerin, paylaştıkları Facebook görüntülerinin, yazdıkları köşelere döşedikleri mayınların suç delili olduklarını görmüyorlar, bilmiyorlar, farketmiyorlar sanmasın hiç kimse.

Biliyorlar, hem de iyi biliyorlar!

Görevlerini yaptılar, parsasını toplamaya çıktılar şimdi.

“Esma”lara sevindiklerini bir Ali İsmail olayı oldurmasalardı, nasıl gizleyeceklerdi

Bu ülkede hiç kimse, mazlumlara nerede, nasıl ağladığını, Divan’ın provokatörlerine, tetikçilerine ispat etmek zorunda değildir.

Bunu bilsinler!

Bir de şunu bilsinler: Eğer o Başbakan Ali İsmail’in yaşında iken taşıdığı gömleğini çıkarmasa idi, bugün Ali İsmail’ler Esma’lara destek Gezi’lerinde olurdu. (Provakatörlere karşı tedbirli olmak meselesi..)

Dili vücudunda, sandık nerede

*   Bir ihtilalci çıkıp dese ki: Halk ile aydın arasındaki açığı kapatmalı.

Fiilini kimin yapacağı belli olmayan bu cümle nasıl anlaşılmış

Bu ülkede bir halk var, bir de aydınlar. Bir bakışta kimin halk kimin aydın olduğu hemen anlaşılırsa, bundan, ihtilal yaparak onları kurtarmış olan ihtilalci rahatsız olmaz mı

Başkalarının ihtilalcileri, ülkelerinin meydanlarında halklarını ve aydınlarını karıştırıp üzerlerine kurşun yağdırıyorsa, siz kendi ülkenizin ihtilalcilerine sahip çıkmaz mısınız

(Ressamımız da öyle yapmış, öldürülmemek az şey mi )

Halk ile aydının arası neden açık sorusuna resme bakarak cevap bulabilirsiniz

(Ressamımız açık ve seçik çizmiş. Kolay anlaşılsın diye)

Halkın birinci özelliği, şapkalı olmaları. Kıyafet kanunu meselesi… Yorgun, üzgün, boynu bükük olmaları ise kendi kabahatleri. İhtilalle düşürülecek ve asılacak insanlara oy vermeselerdi.

Karşılarındaki aydınlar ise ki aralarında mutlaka ressamımız da vardır. Şapkasız ve elleri meşalelldir.

Aydın dediğin aydınlatıcı olduğundan. Elektrikle aydınlatmak pahalı. Meşale nelerine yetmiyor Hem ilericilik denen şey meşale ile olmaz mı

Aydınlarımızın koltuk altlarında tuttuklarını, ülkemize Nobel ödülleri kazandıran bilimsel(!) dosyalar mı sandınız Mümkün değil. Çünkü onlar suç dosyalarıdır, ihbar dosyalarıdır, yargı dosyalarıdır. Yani devletin kıymetli evraklarıdır. İşte bu yüzdendir karşılarındaki halkın benzinin soluk olması. Acaba bizim için ne yazıyor orada Menderes dayanamadı bunlara onca arkadaşları ile, bizi kim savunacak

İşte bu nokta ihtilalcimizin vurguladığı kapatılamayacak açıklık sebeplerindendir. Lakin ressamımız bu gördüğünüz şekle çekerek, gelecek nesillerden saklamak ister. Çünkü bu ülkenin her on yılda bir ihtilallere ihtiyacı vardır.

Geldik mi şimdi açıklığı kimin ve nasıl yaptığına Fazla söze ne hacet. Ressamımız anlamanızı çok kolaylaştırmış. İhtilalcilerin ve onların İsmet Paşa’sının böyle anladığını o, sizlerden daha iyi bilir.

Kim verdi o baltaları Onlar sarıklı ve takkeli iseler, halk sayılmama sebepleri midir Yoksa bu ülkenin ihtilalcileri böyle çukurlar kazarak toplu katliamlar yaptılar da ressamımıza bunu böyle anlatma vazifesi verildi. Halk olaya şahit olduğundan mı titreyip durur.

İhtilalcilere yol göstererek onlara ihtilal yaptıran medya, ihtilal sonrasında böyle tablolar yayınlayarak daha kana doymadığını mı anlatmak istiyor. Hazır çukurlarını kazdırdık, diri diri gömelim. Hem böylece meşalelerin ateşiyle halkı tutuşturmak kolay olur.

Bu resmin anlattıklarının dahası da size kaldı, efendim!

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in “Ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin

önlenmesi” meselesinin önemini vurgulamak için yaptığı konuşmada BM’nin işlevsizliğinden söz etmesi kartel medyasında “Kadın aleyhtarı” bir konuşma olarak gösterildi.

Demirel etkisi

Hacıbektaş’ta saldırıya uğrayan Bekir Bozdağ, Kılıçdaroğlu’na sitem ediyor.

“Olayı kınamadınız!”

“Sonradan haberim oldu” esprisini, bir Kılıçdaroğlu müdafaa cümlesi olarak almasın hiç kimse.

İşte izahı:

Olayın akabinde kürsüye çıkan Kılıçdaroğlu ilk ne dedi

“İncinsen de incitme!”

Kime söylenmiştir bu söz Herhalde elinin dilini, yumruğunun dilini, vücudunun dilini kullanan saldırgana denmiş olmasa gerek. Çünkü o, hasarlı tecavüz zanlısıdır.

Peki, kime

Saldırıya muhatap Sayın Bozdağ’a.

“İncinsen de incitme!”

Gel, vazgeç şikayetçi olmaktan...

Saldırının büyüklüğü ve oradaki CHP milletvekillerinin kutlama kuyruğuna girerek saldırganı sahiplenme durumları, Sayın Bozdağ’ın Kılıçdaroğlu’nu anlamasını engellemiş olabilir.

Yani...

Kılıçdaroğlu galiba politikacı olma işini kıvıracak gibi...

İki kelimelik bir cümle ile mağdura önemseme derken, kendi milletvekillerine de saldırgana nasıl sahip çıkılacağını öğretiyor.

Olay budur.

Kılıçlı Adam

(Fantastik fıkra)

Kılıçdaroğlu’nun Irak’a seyahati çok çok iyi oldu.

Yıllardır Iraklılara anlatamıyorduk, başlarına tonlarca bombalar yağarken ve yanarken şehirleri, yardımlarına niçin gidemediğimizi ve elimizin kolumuzun bağlılığını...

Artık bize hak vermişlerdir.

Zira onlar da yakından tanıdılar Kılıçdaroğlu’nu.

***

Hacıbektaş saldırganını “vücut dilini kullandı” diye savunmuş CHP’liler.

Şunu mu anlamalıyız

CHP’nin pili bitti,

Vücut dili çıktı!

YAVRUM MESUT VE THE ŞAPGALI BABA

Su söndürür, ihtilalci öldürür

* Mısır’ı duydun mu The Şapgalı Baba Duydun mu yahu

* Mısıra ne olmuş yavrum Mesut Para mı etmemiş Binaenaleyh dünya fısır fısır fısırdarken, mısıra az para vermek hatadır, ayıptır, günahtır.

* Yok, yok iyi para vermişler The Şapgalı Baba. Amerika vermiş, Körfez vermiş, Suud vermiş yahu.

* Onlar veriyorsa, bizimkilere ne oluyor yavrum Mesut Binaenaleyh bugün mısıra vermezsen, yarın fındığa vermezsin, pamuğa vermezsin, buğdaya vermezsin, çavdara vermezsin, çaya vermezsin, çorbaya vermezsin. İşleri çorbaya çevirmek fevkalade hatadır, ayıptır, günahtır.

* Sen mısırları karıştırdın The Şapgalı Baba. Ben öteki Mısır’dan bahsediyorum yahu.

* Öteki Mısır, beriki Mısır... Binaenaleyh bugün Mısır’ı ötekileştiren yarın neyi berikileştirecek yavrum Mesut Her şeyin bir nizamı, bir nizamiyesi vardır. Ötesini berisini karıştırmak fevkalade hatadır, ayıptır, günahtır.

* Ötekine, berikine nizamiyeden ateş açmışlar The Şapgalı Baba. Nizamiye öyle nizam veriyormuş yahu.

* Bir yerde nizamiye varsa, orada nizam da olmalıdır yavrum Mesut. Biz nizamiyeden niçin döndük Binaenaleyh tankın üstüne çık, içine gir, tetiği çek dediler de yapmadık mı Nizamiyeden dönmek (de dönmemek de) çok kutsal, çok mübarektir.

* Mübarek’in geri döndüğünü nasıl bildin The Şapgalı Baba Kemal mi söyledi yahu

* Benim kınalı dilli Kemal’im, benim kınamalı dilli Kemal’im nerede yavrum Mesut ..

* Senin Kemal’in senden çok ıraklaştı The Şapgalı Baba.

* Nereye kadar ıraklaştı yavrum Mesut Binaenaleyh burada onun dilinden anlayan kalmadı mı

n Kimse kimsenin dilinden anlamıyor The Şapgalı Baba. Senin Kemal’in de vücut dilini iyi kullanıyor yahu.

* Bu ülkede hangi vücudun neresinde dil vardır ben bilirim. Binaenaleyh benim Kemal’im sandık aramak için ıraklara mı gitti yavrum Mesut

* Hayır The Şapgalı Baba hayır. Sandık her şey değildir diyor yahu.

* Sandık her şey değilse, biz Kemal’i ne sandık yavrum Mesut Sele mi her şeymiş, sepet mi her şeymiş, heybe mi her şeymiş Binaenaleyh turpun büyüğü heybededir, vücut dili vücuttadır. Ben Kemal’imin vücut dilinden fevkalade haberaldım.

* Benden hiç haberalmıyorsun The Şapgalı Baba. Kemal’ini diline kadar merak ediyorsun yahu.

* Kıskanma yavrum Mesut. Binaenaleyh sen de kartel patronlarının dilinden anlıyordun. Baba çat, pat; mısır patlat, oyunu oynamak fevkalade hatadır, ayıptır, günahtır. Haydi git işine yavrum Mesut!

BİZİ BÖYLE ÇİZİYORLARDI - 59

 

Anayasamızın yeniden yazılmak istendiği günümüzde, degisecek/ değişmeyecek tartışmalarına bir ısık olsun bu çizimler. Kıyafet kanununu ne güzel savunmus

Karikatürist bey. Mahmuzlu çizmeler, papyonlu fötr sapkalar, keskin kılıçlar, Paristen modelli takım elbiseler…

1-PKK’nın çekilmesinden sorumlu kisi; Türkiye’nin 3 tarafı Kürtler ile çevrilmistir” dedi.

Hangi Üç Taraf  

2 – PKK’nın yüzde yirmisi çekildi. 

      Dogrudur! daglarımızın ardına..

bu çizimler. Kıyafet kanununu ne güzel savunmus

Karikatürist bey. Mahmuzlu çizmeler, papyonlu fötr sapkalar, keskin kılıçlar, Paristen

modelli takım elbiseler…