Algıya Ayarlanmış Siyaset

Abone Ol

Siyaset ülkemizde nelerin yapıldığına, nelerin yapılamadığına değil, olumlu gelişmelerin sahiplenilmesi, olumsuzlukların muhalefetin üzerine atılarak gerçeğe ters düşen algıların oluşturulması üzerine bina edilmiş görülüyor. Böyle olunca da ister istemez iktidarın muhalefete ihtiyacı kalmıyor. Olsa olsa arada bir topluma izah edilemeyen olumsuzlukların üzerine yıkılması işine yarıyor. Çünkü iktidar, bırakın muhalefetin görüş ve düşüncelerinden yararlanmayı, iktidarını aklama unsuru olarak değerlendiriyor.  

Kısacası iktidar, varlığını ve devamını gerçeği yansıtmayan, yanlışları gerçekmiş gibi topluma sunan algılara dayandırıyor. Ülke yönetiminde olmasa da algıların oluşturulmasında ve millete doğru imiş gibi sunma konusunda başarılı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İktidarın algı oluşturmada başarılı oluşunun en önemli unsuru da sanıyorum toplumu kamplaştırma hususundaki becerisine dayanıyor. Çünkü toplum iktidar kanadından gelen her açıklama ve ileriye dönük vaatleri mutlak doğrularmış gibi kabulleniyor. Kısacası toplum, sunulan bilgileri mutlak doğrular gibi kabulünü sürdürdüğü sürece iktidarın varlığını korumak konusunda fazlaca bir çaba sarf etmesine de gerek kalmıyor. 

Ancak var olan ayrıştırma ve kamplaştırmanın iktidarın işine yaraması ne yazık ki, ülke sorunları giderek işin içinden çıkılmaz hale getiriyor. Söz gelimi sıkça belirlenen ulaşılması gereken hedefler geldiğinde gerçekleşmemiş vaatler topluma hatırlatıldığında iktidar kanadı anında yeni bir hayali hedef belirlemede sıkıntı çekmiyor. Söz gelimi yakın zamana kadar 2023’te ülkemizin sorunlarından kurtulmuş olacağı, özellikle de enflasyonun tek haneli rakama indirileceği vaat edilirken, 2023’ün sonuna yaklaştığımız şu günlerde topluma hedef olarak 2053 ve 2071 gösteriliyor. Kimse de çıkıp, “Başkaları adına vaatlerde bulunma yetkisini size kim verdi?” diye sormuyor. Hemen belirteyim ki, uzun yöneticilerin yıllar ötesine ait ülkelerin geleceğine dair birtakım hedefler belirlemeleri elbette yanlış değildir. Ancak iktidarların öncelikli görevi, ülkenin acil çözüm bekleyen sorunlarına çözüm bulmaktır. Söz gelimi ülke tam bir enflasyon çıkmazına girmiş iken sanki böyle bir sorun yokmuş gibi, iyimser bir tablo çizerek kısa bir süre öncesine kadar enflasyonun bu yılın ikinci yarısında tek haneli hale indirileceği söylenirken, son yapılan açıklamalarda hedef 2025 ve daha sonrasına ertelendi. Böyle olunca ister istemez 2025 gelince enflasyonun tek haneli hale indirilmesinin ne zamana erteleneceği ister istemez kafalarda soru olarak canlanıyor. Özellikle bir de gerçekleşmeyen vaatlerin ardından yeni tarihler belirleyip toplumu yeni tarihe göre oyalamayı seçmeyi adeta alışkanlık haline getirmiş iktidarın her vaadi ister istemez inandırıcılık açısından zayıf olarak gündeme geliyor. 

Bir de ülkenin dış borç stoku her an artmaya devam ederken ihracattaki artış etrafında gündem oluşturulmaya çalışılırken, aynı ay içinde ithalatta yaşanan artışın hiç gündeme getirilmemesi de ister istemez toplumu oyalamanın iş edinildiğini gösteriyor. Hâlbuki 20 yıllık bir iktidarın, bugüne kadar yaşadığımız sorunların tek sorumlusu kendisi olduğu halde tüm suçu rahatlıkla ülkeyi sanki kendileri değil de muhalefet yönetiyormuş gibi sorumluluğu muhalefete yüklemesi, kendilerinin sebep olduğu ve gündeme getirdiği sorunların çözümü konusunda, “Enflasyonu tek haneli hale getirmeyi de biz başaracağız” diyerek, var olan sorumluluktan kurtulmayı seçiyor olmaları ister istemez 20 yıllık iktidar sahiplerinin var olan sorunlarda payları yokmuş gibi davranıyor ve bunu da gayet doğalmış gibi yapıyor olmaları insanların ümidini zayıflatıyor.