“Algılarla oynayarak” veya “vatandaşın algısına oynayarak” gerçekler ne kadar örtülebilir? Mevcut koşullara bakınca epey bir süre bunun yapılabildiğini gözlemlemek mümkün.
Eldeki medya, iletişim araçları, her türlü basın-yayın vasıtası, öyle bir propaganda aracı olarak çalıştırılıyor ki, haber bülteninden tartışmasına, televizyon dizisine kadar pek çok farklı mecra, bir de bakmışsınız ki, tek bir “algı” için kullanılıyor. Belli “üretilmiş gerçekler”, mütemadiyen dolaşıma sokuluyor, devamlı olarak aynı şeyler tekrarlanıyor ve bir yerden sonra en saçma teoriler ve iddialar bile topluma “gerçek” gibi sunulur hale geliyor.
Elbette, yoğun bir propaganda sağanağı söz konusu ama en az onun kadar önemli bir diğer “algı” aracı da “görmezden gelmek” muhakkak. Bir meseleyi, adeta “ortada kuyu var yandan geç” mantalitesiyle hiç görmüyor, göstermiyor, es geçiyor bir kısım medya. Onun yerine “üretilmiş gerçekler” pompalanıyor ve o meseleyle ilgili sorular sorulması, “acaba”ların yükselmesi önlenmiş oluyor. Medyanın asli vazifesi olan soru sormak, sorgulamak, doğruyu aramak yerine belli algıların pompalanması tercih ediliyor.
Haber alma kaynakları adeta “zehirlenen” toplum, herhangi bir mesele, daha doğrusu kendi meseleleri üzerine bile kafa yoramaz hale geliyorsa, bundan daha büyük bir “algı operasyonu” mu olur? Medya, asli vazifesinin tam zıddı istikametinde çalıştıkça, o toplumun meselelerinin çözümü nasıl mümkün olur?
Misal, ekonomideki sıkıntılı vaziyeti ele alalım. Türkiye’de, yanlış ekonomi politikaları, ortaya sağlıksız bir tablo çıkarıyor. Üretim yerine tüketime, borca dayalı bir büyüme modeli, çarkların bir süre dönmesini sağlasa da, yani “günü kurtarsa” da, orta ve uzun vadede sorunların daha da birikmesine neden oluyor. İşin kötüsü, sürekli aynı sorunlarla boğuşuyoruz ve bir türlü adamakıllı bir çözüme de ulaşamıyoruz. Hem zaman kaybediyoruz, hem de olduğumuz yerde sayıyoruz. Bu yanlış politikalara beraber, “büyüdü” dense de ekonomi sağlıksız olarak genişliyor ve adaletsiz gelir dağılımı daha da derinleşiyor.
Büyüme performansında rekor kırdığı algısına oynanan, her fırsatta “büyümede dünya şampiyonu olduk” sloganı pompalanan atmosferde, işin garibi sokaktaki vatandaş, her nedene bu “rekor büyüme”nin zerresini bile göremiyor, hissedemiyor. Hatta bu propagandayı yapan siyasi iktidar bile buna inanmıyor ki, misal asgari ücret zammında ancak “enflasyon oranı kadar” bir zammı ortaya koyuyor.
Yıllardan beri pompalanan “IMF’ye borç bitti” türünden içi boş ve hangi amaca hizmet ettiği belirsiz sloganlarla oluşturulan algı, öylesine kemikleşmiş vaziyette ki, cebine hiçbir şey yansımayan vatandaş bile Borsa’daki artışa bakıp teselli buluyor ama kredi kartını ödeyemiyor aynı zamanda da. Veyahut “IMF’ye borcu ödedik” diye söylenirken, kredi borcunu nasıl ödeyeceğini düşünüyor.
Bir kısım medyanın en çok sevdiği örneklerden olan Ecevit döneminde “Başbakanlık önünde atılan yazar kasa” gibi birçok olay oluyor ama “görmek istemeyenler” “göstermiyorlar” vatandaşa. Onun yerine “büyümede rekor kırdık” deniyor, “dünya bizi kıskanıyor deniyor, ilgisiz birçok şeyler sürülüyor ortaya.
Bugün, Türk ekonomisindeki sıkıntılar, misal bütçe açığı, cari açık, özel sektörün borçluluğu, döviz kurundaki sert yükseliş vs önümüze olumlu bir manzara koymuyor. Özellikle de eskisi gibi “borçlanarak çarkı çevirme” dönemi de sona erdiğinden endişeler de artıyor.
Bugün, ekonomide yaşanan sıkıntıları konuşmamak, göstermemek adına bir kısım medya “algı operasyonu”nun alasını yapıyor. Vatandaşın sıkıntısı ortadayken, esnaf geçen seneyi KGF kredileriyle kurtarmışken, sırf bankalar krize girmedi diye bir sıkıntının olmadığını söylemek de bir vebaldir. Bunu düşünmüyorlar!