Aldatan putlarla karanlığa küfretmek

Abone Ol

Hayata olumsuz tarafından bakarak karanlığa küfredenler, öncelikle karşımıza çıkan problemleri öylesine büyütür ve içinden çıkılmaz bir şekle sokarlar ki, çevrenizden ve yaşadığınız hayattan bıkarsınız. Ellerinden bir şey gelmediği veya bir şey yapmak iktidarında olmadıkları için, bazen işgüzarlık yapar, devlet ve hükümet sorumlularını reel-politika dışında harekete sokmaya çalışırlar. Bunlar olmazsa çevresindeki herkesi gaflet ve dalalet içinde göstermeye çalışırlar. Bütün bunların insanları yapılması gereken ve küçük gibi görünen şeylerden uzaklaştırdığını ve karanlığa küfretmek anlamına geldiğini hiç dikkate almazlar.

Halbuki Roma bir günde yapılmadığı gibi, bir günde de yıkılmadı. Dünyada her türlü büyük devlet olma iddialarından vazgeçsek de, Osmanlı nın varisi olarak Ortadoğu da devlet olarak yaşamanın bir bedeli vardır ve tarihi sorumluluklar hiçbir zaman yakamızı bırakmaz

O yüzden, burada iki tavırdan söz etmek istiyorum. Birisi, Kuzey Irak a harekâta gerekçe bulmak için sunulan akıl almaz söylemler, diğeri de bir vakıf olarak genç kuşaklara yönelik kültür faaliyetlerinin güzel bir örneği Biri daha fazla kurban, öteki kültür istiyor.

"Aldatan put ve pusudaki ihanet"

Bu isimle yazılan yazıda ileri sürülen tezler yurtiçindeki şehit cenazelerine eklenecek yeni cenazelerin gerekçesi olarak sunuluyor. Uzunca metnin tamamını okuyunca, şöyle bir mantık geliştirilmesi de mümkün: "PKK bu kadar güçlü ve bu kadar yoğun dış desteğe sahip ise, gerillaya karşı yapılacak bir şey yok, teslim olarak istediklerini yapalım!.." Bir zamanlar Masonlarla Siyonistler hakkında yapılan yayınlarda da böyle ters propaganda tutumu vardı.

"İnsan ve Kültür Ocağı" adıyla 1989 dan 2003 e kadar faaliyet yapan kuruluşun başkanlığını yaptığını ifade eden Mustafa Nevruz Sınacı imzasıyla gelen mailde, çok iddialı ifadeler yer alıyor. Bunların bir kısmının bile belgelerle ispatlanabilecek gerçekliği varsa, ülkemizin bağımsız yargı kurumları bu iddiaların yurtdışı bağlantılarını Enterpol kanalıyla takibe almalıdır. Çünkü terör örgütleri dünyanın neresinde olursa olsun ortak takibe alınıyor. Özellikle de NATO üyesi bir ülke olarak en azından ABD ile AB ülkelerini bu örgütle mücadeleye mecbur kılmaya hakkımız var. Türk ordusu bu gerekçeyle Afganistan a gitmişti.

"Türkiye AB nin peşine takılmamalıydı. Körü körüne takıldı" diyen Mustafa Nevruz un, ABD ile AB ilişkilerine karşı olduğu belli: "ABD ile "mütekabiliyete" dayalı, devlet ciddiyeti dahilinde ve hukuku düvel esaslı ilişki kurun, Atatürk gibi olun diye çok yazdık, çok söyledik. Dinletemedik. Önceleri hükümet sonra Milli Güvenlik Konseyi ve müteakiben tekrar hükümetler olmak üzere bu somut gerçek ve bu gerçekler ışığında mâkus geleceği kimseler bilmek, duymak ve üzerlerine düşen tarihi görevlerini yapmak istemedi."

Görüldüğü gibi, Mustafa Nevruz un suçlayıcı iddiaları çok kapsayıcı Pek çok parti ve hükümet yetkilisiyle uzunca bir süre görev yapmış asker-sivil bütün bürokrasiyi, son 30 yılın tüm yetkilileriyle pek çok basın-yayın kuruluşunu, kanaat önderlerini içine almaktadır.

"Sonuç ortada. Fikir kulüpleri Doğu Kültür Ocaklarına, oradan Dev-Genç e ve nihayet Filistin kamplarında yetiştirilen militan kesim ASALA yandaşlığına dönüştü. Ülkemizde vaki 1980 öncesi olayların pek çoğu SSCB, Çin ve AT şeytan üçgeninde gelişti. 12 Eylül günü her ne hikmetse bıçakla kesilir gibi kesilebilen olaylar 1983 sonrası tekrar vücut bularak PKK ya iblâğ olmakta gecikmedi. Aslında en az kırk yıllık geçmişi var bu işin. Öyle 25 yıllık falan değil. Hattâ bazen ihanet hükümetlerle birlikte yürüdü. Siyasetle kol kola girdi. Bu tam bir gafletti. Dalâletti. Ceremesi çok ağır ödendi. Ödenmeye de devam olunuyor."

Mustafa Nevruz a göre durum çok açık: "Bu örgüt bir Kürt örgütü değil, bölücü Ermeni terör ve tedhiş örgütüdür. Yakalanan militanların kahir ekseriyeti sünnetsiz... Müslüman da değiller.

Üstelik aralarında başta Ermeni ve Yunanlılar olmak üzere dünyanın pek çok milletinden sergerdeler, profesyonel teröristler ve maceraperestler de var dedik."

"İşte gerçeğin en yeni ve güncel belgesi" diye sunulan haber de çok çarpıcı:

"The Sunday Times gazetesi, PKK nın yanında fiilen "Ermeniler, İngilizler, Ruslar, Almanlar, Yunanlılar, İranlılar ve Arapların da savaştığı"nı yazdı. Kandil e çıkan gazete muhabiri, "Dağa giderken Irak ordusunun kontrol noktalarında gerilla mevzilerine giden yolu bize neşe içinde tarif ettiler" diye yazdı."

Mustafa Nevruz, İmralı mahkumuna da dikkat çekiyor: "Bölücü terör ve tedhiş örgütü PKK nın lideri Abdullah Öcalan "Büyük Ermenistan ideolojisine göstermiş olduğu himmet, destek ve yardımlarından dolayı" Ermenistan Yazıcılar Birliğinin şeref üyesi seçilmiştir."

12 Eylül öncesindeki terör olaylarıyla 68 ve 78 Kuşakları nın yaşadığı sosyal kargaşanın bu topluma ağır bir bedeli olduğu ve olayları nasıl etkilediği de anlatılmaktadır:

"O dönemin bakanları ve bazı milletvekillerinin çocukları ve yeğenleri bu gün Ermeni terör ve tedhiş örgütünün asli kadrosunda yer almaktadır.

Dahası, 1980 öncesi ve sonrası her derece ve düzey bölücü hareket, fesat-nifak, tahrik ve tahrip olaylarına yardım, yataklık ve destek olanların başında Sabetaistler, Ermeni-Rum orijinli dönme ve devşirmeler ile özellikle ve bilhassa Prof. Dr. Yusuf Halacoğlu nun işaret ettiği mihraklar (gizli Ermeniler) vardır.

Yani, bu karanlık dönemin aktörleri kesinlikle soy ve boy olarak Türkler veya Kürtler değildir. Türkler ve Kürtler Müslüman ve asli kurucu unsurlardır. Bölücü akımlar, anarşi, terör ve tedhiş unsuru "fail" durumundaki maşa, taşeron ve finansörlerin Türk veya asaleten Kürt olmadıkları apaçık anlaşılmış ve ortaya çıkmıştır. Ancak, 12 Eylül öncesi ve bizzat 12 Eylül ün bir bedeli ve faturası vardır."

Turgut Özal ın ilk Körfez Savaşı nda hiç riski olmayan Kuzey Irak a girmek teşebbüsü üzerinde durmayan ve Kürt meselesinin çözümüyle daha önce yapılan 24 sınır ötesi operasyondan hiç söz etmeyen Mustafa Nevruz, "Daha ne duruyor siyaset. Bu ne gaflet, ne dalâlet" diyerek herkesi suçluyor, asker yalnız harekat yapabilirmiş gibi "Daha ne bekliyor ASKER " diye soruyor.

Halbuki, askere emir verecek siyasi otoritedir ve asıl bu türden mantık hataları yaptıran duygusal tavırlar yok olunca harekete geçerek gençlerimizin daha çok ölmesini önlemelidir

Bunun yerine, "Türkiye, aslında şu anda bilinen ve belli olan 28 devlete karşı savaşmaktadır" diyen ve durumu "Aslında durum İstiklâl savaşından daha da vahimdir" şeklinde bir "ölüm-kalım" mücadelesine büründüren mantığın sağlıklı düşünemediği ortada

Küfretmek yerine  bir mum yakmak

Server Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Av. Mehmet Ali Bulut imzasıyla gelen ikinci mesajı ben çok beğendim. O yüzden de bunu ammeye hâdim kuruluşların gençlerimize sahip çıkmak adına yaptıkları güzel bir faaliyet olarak alkışlıyor, sizinle paylaşmak istiyorum:

Bu mesaja hiç dokunmadan yayınlıyor ve dün yapılan armağan törenini gönülden tebrik ediyorum. Bu ülkenin gençliğini, 40 yıldan beri süren karanlık bir savaşa sürerek telef etmek yerine, onları bilinçli bir eğitimden geçirerek şuurlu ve kararlı bir nesil haline getirmeyi önemseyenleri alkışlıyorum:

"Server Vakfınca "Karanlığa küfretmektense bir mum da sen yak" sloganından hareketle, geleneksel hale getirilen ve her yıl düzenlenen "kitap okuma ve özet çıkarma yarışması" sonuçları belli olmuştur.

Bu yıl, 250 si İlköğretim, 250 si Ortaöğretim öğrencisi olmak üzere toplam 500 öğrenciye 1500 adet kitap, ücretsiz olarak dağıtılarak hediye edilmiştir. Verilen kitapları okuyup özetini çıkararak, daha önceden duyurulduğu şekilde zamanında, Vakfımıza teslim eden öğrencilerin özet çalışmaları değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

İlköğretim ve Ortaöğretim düzeyinde ayrı ayrı yapılan değerlendirmede; ilk 5. sıraya giren öğrencilere (on öğrenciye) Kasım Ayı ndan başlamak üzere 8 ay, ayda, 60 YTL. burs.

Ayrıca 60 öğrenciye de bir defalık 60 YTL. ödül verilecektir."

Görüldüğü gibi, kitap okumayı desteklemek için verilen son derece mütevazı ödüller çok anlamlı jestler olarak nitelendirmelidir. Ölmeye-öldürmeye kalkmadan önce bu yapılmalı.