Aldandık/aldatıldık demek sorumluluktan kurtarır mı?

Abone Ol

AK PARTİ iktidarının en belirgin özelliği nedir sorusuna verilebilecek en uygun cevap, “Aldanmak/aldatılmak” olsa gerek. Çünkü gerek iç gerek dış politikada yanılgılar birbirini takip ediyor. Ne gariptir ki, bu aldanmalar/aldatılmalardan bir türlü ders alınmıyor. Özellikle de dış politika bir yanılgılar yumağı görüntüsü veriyor. AK Parti iktidarının ilk yılları ve o yıllardan özellikle komşulara yönelik politikalar hatırlandığında bugün gelinen noktayı belki birileri yanılmayla izah edebilirler ama bu kadar da yanılma olmaz ki demekten insan kendisini alamıyor. Sanıyorum komşularla sıfır sorun diye yola çıkıp da bugün gelinen noktayı yanıltılmakla izah etmek sanıldığı kadar kolay olmaz. Kendilerini yanıltıldık diye savunanların bu işin bir siyasi bedeli olduğunu unutmamaları gerekiyor. Diyebiliriz ki, 13 yıllık tek parti iktidarına seçmenin 7 Haziran’da son vermesi bu siyasi bedelin ilk taksiti olarak düşünülebilir.

Bu noktada uzun yıllar birlikte yürüyen, kendilerine biçilen rolü birlikte uyguladıkları Paralel Yapı ile ilk karşı karşıya gelişte, “Ne istediler de vermedik” diyerek birlikteliklerinin hangi boyutta olduğunu dile getirenlerin 17-25 Aralık operasyonlarının ardından meseleyi sadece yanılma/yanıltılmaya indirgemeleri sanıyorum makul bir izah olamazdı. Paralel Yapı-iktidar münasebetlerinin sadece bir iç sorundan ibaret olmadığı, sorunun birde dış, ABD boyutu olduğu düşünüldüğünde ve hala Paralel Yapı’nın başı olarak ilan edilen kişinin ABD’nin koruyucu kanatları altında bulunduğu düşünüldüğünde meseleyi sadece bir cemaat ve iktidar anlaşmazlığı olarak görmek yanlış olur. Kısacası Paralel Yapı ile mücadelede eğer işin ABD boyutu sorgulanamıyorsa asıl sorumludan hesap sorgulanamıyor, sadece içe yönelik sorgulama yapıyoruz demektir. Paralel Yapı ile ilgili Cumhurbaşkanı ve Başbakan başta olmak üzere yöneticilerin dile getirdikleri ve getirmeye de devam ettikleri ağır suçlamaları burada aktarmaya kalkacak olsak söylenmedik söz, yapılmamış itham kalmadığı görülür. Böylesine bir örgütün liderinin ABD tarafından koruma altına alınmış olması, iktidarı kandıranın sadece Paralel Yapı değil aynı zamanda ABD’nin olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Günümüzde ülkelerin özelikle de İslam dünyasının iç sorunlarının en önemli sebebinin dışarıdan kaynaklandığını artık görmeyen/bilmeyen kalmadı sanıyorum. Çünkü komşularla sıfır sorun noktasından sorunsuz komşumuzun kalmadığı bir noktaya gelinmesi sanıyorum ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikalarının kandırma (samimiyetsizlik) üzerine bina edildiğini gösteriyor. Bir yandan PKK terör örgütü olarak ilan ediliyor ama öbür yandan bu örgüte her türlü destek veriliyor, ABD tarafından korunup kollanıyor. Bir başka husus ise bu köşede ısrarla vurguladığım gibi PYD, PKK’nın Suriye kolu olarak nitelendirilmesine rağmen bu örgüt de ABD’nin bölgede öncelikli partneri durumunda. Bu örgüt de ABD tarafından silahlandırılıyor. Son zamanlarda buna bir de Rusya katıldı. Tüm bunlara rağmen ABD’ye İncirlik Üssü ile birlikte Diyarbakır da açıldı. Böyle bir anlaşmaya varılırken PYD’nin ABD’nin koruyucu kanatları altında olduğu, her türlü desteğin verildiği bilindiği halde topraklarımız ABD askerine açıldı. Güya IŞİD’e yönelik mücadelede ABD, PYD’nin desteğine ihtiyaç duyuyordu. Tüm bunların yanında Türkiye 4 yıldan beri söz planında Esad’ın uzaklaştırılmasını, bu konuda ABD ile aynı çizgide olunduğu görüntüsü verirken müttefikleri bir yandan Suriye’nin paylaşılmasını yaparken öbür yandan da Esad’ı koruyorlar. Görünün o ki, Suriye konusunda da Türkiye’yi yönetenler aldanma içinde.

Sorun, bu aldanma ve aldatılmalar nereye kadar gidecek Ülkeyi yönetmek durumunda olanların bu kadar çok yanılma ve aldanmaya hakları var mıdır Bu soruların cevabını seçmen 1 Kasım’da bir kez daha verecek.